Ocak 2006’da Karzai, Sezer ve İbo başlıklı bir yazı yazmıştım. O zamanda Hülya Avşar, İbrahim Tatlıses ve Tarkan marka mıdır üzerine bir şeyler yazmıştım ve yorumlara baktığımda aynı şeyi gördüm.
Amerikan Pazarlama Birliği markayı;
“Bir ürün ya da bir grup satıcının ürünlerini ya da hizmetlerini belirlemeye, tanımlamaya ve rakiplerin ürünlerinden ya da hizmetlerinden farklılaştırmaya, ayırt etmeye yarayan, isim, terim, işaret, sembol, tasarım, şekil ya da tüm bunların bileşimi.” şeklinde tanımlamış.
Yani birbirinin aynı iki t-shirtten birinin sol cebe denk gelen yerine ufak, yeşil bir timsah logosu dikince, bu t-shirtlerden biri marka( Lacoste olsun mesela bu marka) ve benzerlerinden iki misli pahalı oluyor, diğeri ise sadece t-shirt. Bu t-shirtlerden ikisinin de beklenenleri herhangi bir şekilde karşılamaması üzerine verilen tepki,
- Marka olmayan ürünü ya aldığımız yere gidip şikayetimizi belirtiriz ya da aman zaten marka bile değildi diye es geçeriz.
- Marka olanı içinse hayal kırıklığımız daha büyük ve markayı üreten firmanın burnundan getirmek şeklinde oluyor.
Hülya’nın zihnimizde çok iyi bir algısı olmadığı için onu marka kabul etmiyor olabiliriz ama unutmamalıyız ki, o showbusiness’in en önemli ürünlerinden biri. Peki onu diğerlerinden ayıran özellik, işaret ne derseniz; elbetteki yüzü derim. Onu diğerlerinden ayıran yüzüdür. Daha sonra vücududur ve sonra işleridir. Hayatı ile ilgili iki linki paylaşmak istiyorum.