Archive from Kasım, 2009
Kas 24, 2009 - Genel    No Comments

Kurban Bayramı Tebriği

Sevdiklerinizle kurbiyetinizin arttığı; huzurlu, bereketli günlere müjde bir bayram dilerim.
“Kurbanlarınızın etleri ya da kanları Allah’a ulaşmaz; ama sizin takvanız Allah’a ulaşır.” (22/37)

Kas 19, 2009 - Genel    No Comments

Thefuntheory.com İşi Çözmüş mü Ne?

İnsanların davranışlarını değiştirmek zordur. Ama işin içine eğlence girerse bunu başarmak hiçte zor değildir. Thefuntheory.com’daki örnekler bunun kanıtı. Metroda yürüyen merdivenleri tercih eden insan sayısı normal merdiveni tercih edenlerden hep daha fazladır. İş yerlerinizde ya da evlerinizde asansör varsa merdiven kullanmazsınız. Peki ya merdivenlere biri piyano tuşu yerleştirirse? Neler mi olur? Görünüşe bakılırsa insanların %66′sı eğlence söz konusu olunca davranışlarını değiştirebiliyor. Buradan ne anlamalıyız? Müşterilerinizin sizi tercih etmesini, tüketicinin davranışını değiştirmesini istiyorsak eğlenceli yollar bulmayı denemeli miyiz?

Video için Meral Yavuz’a teşekkür ederim.
Kas 18, 2009 - Genel    No Comments

Galatasaray mı Büyüktür Fenerbahçe mi?

Başlık biraz tahrik edici duruyor ama biraz bekleyin derim:) Galatasaraylı olduğumu bilirsiniz. Üstelik biraz fanatik olmamı da eklemeliyim. Yani bazı veriler FB’yi, Galatasaray‘dan büyük gösterse bile ben ” Elbette Galatasaray daha büyüktür.” derim.

Benim sormak istediğim soruyu şöyle değerlendirmenizi istiyorum. Sizce takımın pazarlanmasında en başarılı kulüp hangisidir?
Son yıllarda ezeli rekabet Galatasaray’ın imajını epey zedeledi. 17 kez lig şampiyonu olan, UEFA Kupası ve UEFA Süper Kupası’nı kazanan, dünyanın en iyi takımı olan, Türkiye’yi dünyada temsil eden bir markanın, FB derbilerinde aldığı sonuçla tüm bu başarılarının keyfini sürememesini neye bağlayabiliriz?
Düşünün ki, dünya futbolunda pek yeri olmayan ülkemizi, hiç yenilmeden aldığı UEFA kupası ile dünya tarihine geçirdi. Eğer şuan dünya yıldızları ülkemiz takımlarında boy gösteriyorsa bunda Galatasaray’ın büyük payı olduğunu unutmamak gerek. Birçok oyuncusu büyük kulüplere transfer olan takımın, son yıllarda 6-0 gibi bir maç sonucuna mağlup olmasını neyle açıklayabiliriz? 6-0′ın rövanşını 5-1 ile almanın keyfini bile sürememesinin nedeni ne olabilir?
Kötü yönetim mi? Kötü pazarlama mı? Ya da kulüp yöneticilerinin her zaman kullandığı bir jargonla, paralarının olmaması mı?
FB kulübü parayı nereden buluyor, taraftarı yurt dışında ciddi bir başarısı olmayan takımını neden bu kadar destekler?
Galatasaray nerede hata yapıyor?
Kas 9, 2009 - Genel    2 Comments

Flying Banner ya da Damla Reklam


Bağdat Caddesi’nde sık sık gördüğüm bir reklam uygulamasını sizlerle de paylaşmak istedim. Damla reklam (Flying Banner) deniyor adına.

Müşterinin dikkatini çekmek, sokaktaki insanlar tarafından fark edilir olmak bu yöntemle kolaylıkla sağlanabilir. Maliyeti az, dikkat çekici bir yöntem. Yurt dışında uygulamasına çok rastlansa da bizde çok az. Ama artar diye düşündüğüm uygulama örneklerinden. Yeter ki o bayrağa doğru imajı ve doğru sloganı yerleştirmeyi bilin.
Kas 4, 2009 - Genel    No Comments

Bloglar Markalaşıyor mu?

IP Magazine Dergisi için sorulan sorulara verdiğim cevaplar;

· Son günlerde blogger’ların kendi web adreslerini aldıklarını, blog’ları için logo tasarladıklarını görüyoruz. Bu blog’ların markalaşma yolundaki ilk adımları olarak değerlendirilebilir mi?


Blogger sayısındaki artış bloggerları diğerlerinden ayırt edilme düşüncesine götürdü. Birkaç yıl önce blogger nedir diye sorulurken şimdilerde CV’lere ciddi bir özellik olarak girdi. Blogger arayan iş ilanları verilmeye başlandı. Bloggerlar sosyal ağların en önemli ayaklarından biri haline geldiler. TV’lerde sadece blogger kimlikleri ile boy gösteren kişiler var. Firmalar yürüttükleri kampanyalara onları dahil ediyor. Tüm bu gelişmeler bloggerları markaşlaşma sürecine soktu.

· Sizce bloglar markalaşmak için uğraşmalı mı? Neden?

Ben 5 yıldır pazarlama üzerine blog yazıyorum. Başladığımda en fazla 30 pazarlama bloggerı sayabiliyordum. Oysa zaman içinde bu çok değişti. Çok profesyonel insanlar da blog yazmaya başladı. Çok profesyonel olmayan ama tasarımları ile ön plana çıkan bloggerların varlığı da blogumun yerinde sayamayacağını gösterdi. Sadece yazı yazayım, insanlar okusun, yorum yapsın gibi dünceler yetmemeye başladı. Evvela göze hoş görünen, yazdığı içerikle uyumlu tasarımı olan, sürekli güncellenen bloglar, Facebook ya da başka platformlar üzerinden blog takipçilerinden oluşan gruplarlarla yerini sağlama almaya çalışmakta. Rekabet ve sosyal ağların her geçen gün yeniliklerle gelmesi bloggerların zorunlu olarak markalaşmasını gerektirdi. Yani sıkıysa tüm bunlara karşı kayıtsız kalsın blogger.

· Bir blog markalaşmak için neler yapmalı sizce?

Evvela içeriklerini sürekli güncellemeli. İçeriğine uygun ve karmaşık olmayan bir tasarım sunmalı. Takipçileri ile iletişimde olabileceği bir grup kurmalı. Yenilikleri takip etmeli ve duyurmalı. Yazdığı içerikle ilgili donanmalı. İçeriğine uygun renklerde tasarıma ve logoya sahip olmalı. Sadece blogger kimliği ile tanınmak istendiği ortamlar için kartviziti olmalı. Podcast, videocast gibi artıları kullanmalı. Blog destek birimlerinden destek almalı.

· Blog amatörce yapılan bir iş olarak algılanıyor. Ve Blogger’in özgürce yazması için işin içine “para” girmemesi gerekiyor gibi görünüyor. Oysa “Marka” daha çok kazanç odaklı bir kavram. Bu anlamda markalaşma blogculuğun ruhuna aykırı düşmez mi?

Blogger samimi olmalı. Nihayetinde bir köşe yazarının sahip olamadığı özgürlüğe sahip. Ancak işin içine para girdiğinde blogger samimiyetini kaybediyor. Adsense ya da başka yollardan elde edebileceği kazançlar onu başka bir yere doğru sürüklüyor.
Bazı bloggerlar bir gazetede ya da dergide yer bulabilmek için, bazıları daha çok gelir elde edebilmek için, bazıları sadece popüler olabilmek için, bazıları bünyesinde olmayı çok istediği bir kurumun dikkatini çekebilmek için yazıyor.
Blog ödülleri gibi yarışmalarda devreye girince artık iyiden iyiye samimiyet zedelendi diyebilirim. Artık çok ön planda olan bloggerların samimiyetinden şüphe edebilir haldeyiz. Ancak bütün bloggerlar için bunu söyleyemem.
Bir de başıma gelen bir olayı anlatarak bir bloggerın samimiyetini korumasının artık ne kadar güç olduğunu eklemliyim. Birkaç ay önce cep telefonuma gelen bir servis mesajında indirmediğim bir program yüzünden otomatik olarak kontörlerim alındı. Firmayı arayıp arayıp durumu anlatamayınca ben de operatörümü aradım. Operatörüm bu tip sorunların muhatabı olmadıklarını söyledi.Evvela durumu Friendfeed’de insanlarla paylaştım. Opratörüm hemen ertesi gün beni aradı ve zararımı karşıladı. Ben de durumu aynı yaşadığım hali ile blogumda yazdım. Yaklaşık 2 hafta önce blogumdan o yazıyı kardırmam için servisten bir ihtarname aldım. Eğer yazıyı kaldırmazsam ve dahası daha cici bir yazı yazmazsam mahkemeye vereceklerini belirtmişler. Oysa tek bir hakaret tek bir kötü söylem olmayan sadece tüketici olarak yaşadıklarımı yazdığım bir yazıydı. Bilişim konusunda bilgili birkaç avukata durumu sordum ve haklı olduğumu gördüm. Yazıyı kaldırmadım. Bakalım başıma neler gelecek diye beklerken artık yazılarımı temkinli olarak yazmaya başladım. Temkin de samimiyeti zedeliyor:)
Kas 4, 2009 - Genel    No Comments

Young Guns Agency Yeni Nesil Silahlar Arıyor

Reklamcılığın son yıllarda artan popülaritesi, gençlerin marka reklam ajanslarında kariyer yapma isteklerini kamçıladı. Reklam ajanslarında işler eğlencelidir. Büyük reklam verenlerle muhatap olunur, yaratıcılık mühimdir, medya ile iç içesinizdir ve ödüller çok iyi havuçlardır. Kanı damarında coşkun akan gençler için tam çalışılacak yerlerdir ajanslar. Ama gelin görün ki, bir reklam ajansına kapak atmak öyle kolay iş değildir. Hele hele adıyla sanıyla almış yürümüş bir ajansta çalışmak gençler için hayalden öte bir şey değildir.

Ancak geçen haftalarda Project House tüm ezberleri bozarak gençlere büyük bir şans vermeye karar verdi. Maslak’a taşıdıkları ofisleri ve iddialı gelişleri ile herkesi heyecanlandırdılar. Daha çok yabancı ajanslardan ya da iş yerlerinden beklenen bir ofis dizaynı ile genç -yaşlı, reklamcı olsun olmasın gören herkeste orada çalışma isteği uyandırdılar. Oyun konsolları, eğlenceli öğelerle iş dünyasının Walt Disney’ini kurdular. Ofisin taşındığını web sitelerine koydukları bir oyunla duyurmaya başlayıp, ofisi görmek isteyenleri gruplar halinde misafir ettiler. Eğer yaşınız gençse ve gayet yaratıcıyım diyorsanız kendinizi ispatlama ve orada işe başlama, ortaklardan biri olma şansını veriyorlar. Özellikle dijial dünyadan tanıdığınız isimlerin jüriliğinde yaratıcılığınızı sergilemenize, eğitilmenize tam bir young guns olmanıza olanak verecekler. Darısı tüm reklam ajanslarının başına.