Genel
No Comments
Genel
No Comments
Genel
No Comments
Ben burada pazar-lamaca oynarken, başka birileri, bir yerlerde öldür-mece oynayarak misilleme yapıyor zamana. Acımasız bir oyun. Benim buradaki her kelimem adedince insan öldürülüyor-hiç sebepsiz- bazı coğrafyalarda. Tüm pazarlama departmanlarındaki çalışanları, bu işe gönül vermişleri, guruları toplasak bir yere; konuşsak,konuşsak, konuşsak… Durduracak fikirler çıkarır mıyız dersiniz, ölüm kusanlara karşı? İstediklerini elde edecekleri başka mecralar sunsak, ellerini çekerler mi çocuklardan?
Genel
No Comments
Dizi sponsorluğu kavramı ilk olarak Kınalı Kar dizisi ile Atasay tarafından literatürümüze girdi desek yanlış olmaz sanırım. Sonra kanallar dizi ve doğal olarak sponsor yani maddi yüklenicilerden geçilmez oluverdi. Bir TV programının ana sponsoru iseniz program içinde kocaman kocaman en az 3 defa belirgin olarak görünüyorsunuz. “Filanca firmanın sunduğu bilmem ne programı başlıyor, devam edecek, bitti.” gibi ibarelerle firmalar zihnimize birer birer kazınmaya başladı. Ana sponsorlar için durum gayet ballı görünüyor. Dizi başına 10.000 – 30.000 USD gibi paralar ödüyorlar ancak getirileri bu miktarın çok üstünde. Doğal olarak sponsorluklar karlı yatırımlar.
Genel
No Comments TRT iyidir, güzeldir, ilk göz ağrımızdır, kişisel ve sosyal gelişimimizde yeri büyüktür. Emeği geçen herkese hürmetlerimi sunarım ama Allah aşkına”@” işaretine “kuyruklu a” demenin mantığı nedir?
Genel
No Comments
Okan Bayülgen’i çıktığıdan beri ucundan takip ederim. Hiç bir programını sonuna dek izlememiştim. Nedense Okan’ı sevemiyorum. Bana hep itici gelmiştir. Yine de yiğidi öldürüp hakkını vermek gerek. Bütün bayram boyunca insanlarımızın izdivaç ve yemek programları arasında mekik dokuyuşuna şahit oldum. Okan açık ara önde, itiraf edeyim. Hele bu hafta öyle bir program çıkardı ki, tadından yenmezdi.
Genel
No Comments ‘Mutaassıpsa mutaassıp sana ne? Ahlakını, örfünü, geleneğini mutaassıp olarak sürdürüyor, sürdürecek tabi sana ne?’
Genel
No Comments Satış denince ülkemizde akla gelen 3 kadını sayın deseler ilk onu sayarım. Özlem Seller.
Bir zamanlar TV başında çok kalırdık, ebeveynlerimiz uyarırdı. Şimdi bilgisayar başında uzun saatler geçirmekteyiz. Öyle ki; işi sadece bu platform üzerinde olan insanlar vardır. Bunlar hep devrin getirileri. Bu getirilere sırtımızı dönmek pekte akıllıca ve profesyonelce olmayacaktır. Hele de mesleğiniz bu takibi zorunlu kılıyorsa zaten elinizden bir şey gelmeyecektir.
Pazarlama gönüllüleri bilir; pazarlamanın teknoloji ile at başı olmaması mümkün değildir. Hatta çok defa teknolojiden bir adım önde olması gerekli bir bilimdir. Her bir yenilik yeni bir pazarlama alanıdır çünkü. Bu alanlardan birinin bloglar olduğunu gördüğümde kayıtsız kalamazdım. Yaklaşık 4 yıl önce sadece pazarlama üzerine, kendimce yazılar yazdığım blogumu açtığımda, aslına bakarsanız ben de neler olacağını pek kestiremiyordum.
Blog nedir acaba sorusu ile yazımı sürdüreyim de konuyu açmak kolay olsun.
Blog kelimesi “web” ve “log” kelimelerinin birleştirilmesi ile oluşturulan “weblog” kelimesinden türemiştir. Blog, genellikle güncelden eskiye doğru sıralanmış yazı ve yorumların yayınlandığı, web tabanlı bir yayını belirtir. Çoğunlukla her gönderinin sonunda yazarın adı ve gönderi zamanı belirtilir. Yayıncının seçimine göre okuyucular yazılara yorum yapılabilir. Yorumlar, blog kültürünün çok önemli bir dinamiğidir; bu sayede yazar ve okuyucular arasında iletişim sağlanır. Bunun dışında, geri izleme (trackback) mekanizmasıyla, belirli bir yazı hakkında yazılan diğer yazıların belirlenebilmesi de mümkündür.
“Büyük denizlere açıl, demiyorum lakin bir kez açılmışsan tufandan korkma!”
Şeyh Sadî
Üniversite ikinci sınıfta iken pazarlama sınavına çalışıyordum. Pazarlamacının tanımı diye bir bölüm vardı. Tanımı okuduğum zamanlarda kaymakam olmayı hayal eden biri idim. Ancak tanım tam anlamı ile beni anlatıyordu. İçime kurt düşmüştü. Pazarlama, reklam, liderlik, yönetim, kişisel gelişim kitapları okumayı artırdım sonra sonra. Üçüncü sınıfın sonunda bitirme tezi ödevimi hazırlamak için fazla düşünmeme gerek kalmadı. Pazarlama dalında hazırlayacaktım tezimi. Konuyu hocam seçti ve sonraki yıllarda çok işime yarayacak onlarca dergi, makale, kitap okudum. Tez konum; “İşletmeler İçin Reklamın Önemi” oldu. Başarılı bir tez olduğunu söyleyemem ama pazarlamacı olmak için içimde bir şeyleri tetiklediğini itiraf etmeliyim.
Pazarlamanın çok fazla tanımı var. Onları sıralamadan kendi tanımımı vermek isterim;
“Doğru zamanda, doğru ürünle, doğru yerde, doğru mecrada olabilmek için doğru stratejiler geliştirmek.”
Tanımına bakılırsa her şey formülize edilmiş ve çok kolay görünmekte. Oysa uygulama sanıldığı kadar kolay değildir. Son yıllarda artan popülaritesine bakarak pazarlamacı olmayı da kolay zannetmek büyük hata olacaktır. Her işin zor tarafları ve kolay tarafları vardır. Pazarlama tamamıyla zor bir iştir. Ancak diğer zor işlerden en belirgin farkı, oldukça eğlenceli olmasıdır.