Archive from Aralık, 2008
Ara 29, 2008 - Genel    No Comments

Ateşkes Kalktı İsrail Ateşkusta


Ben burada pazar-lamaca oynarken, başka birileri, bir yerlerde öldür-mece oynayarak misilleme yapıyor zamana. Acımasız bir oyun. Benim buradaki her kelimem adedince insan öldürülüyor-hiç sebepsiz- bazı coğrafyalarda. Tüm pazarlama departmanlarındaki çalışanları, bu işe gönül vermişleri, guruları toplasak bir yere; konuşsak,konuşsak, konuşsak… Durduracak fikirler çıkarır mıyız dersiniz, ölüm kusanlara karşı? İstediklerini elde edecekleri başka mecralar sunsak, ellerini çekerler mi çocuklardan?


Ben bu yazıyı daha kaç kere yazacağım buradan? İsrail ne zaman doyacak çocuk katletmeye, insan öldürmeye, yakmaya-yıkmaya? Ben daha kaç kez, elimden hiç bir şey gelmeden ölüm oranlarının artışını izleyeceğim? 

Allah’ım Filistin’i koru.
Mazlumu koru.
Masumu koru.
Çocukları koru.
Hala hissedip yazabiliyorken, beni ve insanların içinde insanlardan bir insan olanları koru.
AMİN.
Ara 26, 2008 - Genel    No Comments

Dizi Sponsorluğu

Dizi sponsorluğu kavramı ilk olarak Kınalı Kar dizisi ile Atasay tarafından literatürümüze girdi desek yanlış olmaz sanırım. Sonra kanallar dizi ve doğal olarak sponsor yani maddi yüklenicilerden geçilmez oluverdi. Bir TV programının ana sponsoru iseniz program içinde kocaman kocaman en az 3 defa belirgin olarak görünüyorsunuz. “Filanca firmanın sunduğu bilmem ne programı başlıyor, devam edecek, bitti.” gibi ibarelerle firmalar zihnimize birer birer kazınmaya başladı. Ana sponsorlar için durum gayet ballı görünüyor. Dizi başına 10.000 – 30.000 USD gibi paralar ödüyorlar ancak getirileri bu miktarın çok üstünde. Doğal olarak sponsorluklar karlı yatırımlar. 

Ana sponsorlar için durum böyle ama ya diğer küçük sponsorlar için durum nasıl? Program biterken jeneriğin hemen yan tarafında usul usul akan logolarıyla acaba yan sponsorlar emellerine ulaşabiliyorlar mı? Ben pek ulaşamadıklarını düşünüyordum. Tamam program içinde firmanın ürünlerinin kullanıldığını ve izleyicilere görünme şansı elde ettiklerini biliyorum. Yine de dizi içinde çok beğendiğiniz bir sehpa gördüğünüzde tepkiniz ne oluyor? Dur bi dizim bitsin de bakayım bu sehpanın firması kimmiş mi diyorsunuz? Tüm bu olumsuzluklar nedeni ile yan sponsor olmayı gereksiz buluyordum. geöen bir dizinin sonunda fotoğraflar gördüm. Arkadaşıma bunlar ne dizi oyuncularının ev halleri mi dedim. Meğer dizi bittikten sonra jeneriğin aktığı yerde izleyicilerden gelen aile fotoğraflarını yayınlıyorlarmış. E bu durumda insanlar kendilerininde dahil olduğu bir yerde, hem jeneriği hem de yan sponsorları izlemiş oluyor. Fikri çok güzel buldum. Bilenler biliyordur ama ben yeni öğrendim:) 
Bir de Avrupa Yakası var tabi. Dizinin sonundaki çekim hataları bile en az dizi kadar iyi. Dizi bittikten sonra kanal değiştiremiyorsunuz. Ekrana bakıyorsunuz ve sponsorların isimleri, logoları geçerken siz izlemeyi sürdürüyorsunuz. Başarılı bir uygulama.
Böylece alan memnun, satan memnun, izleyen memnun oluyor. 
Ara 20, 2008 - Genel    No Comments

TRT ve Güzel Türkçemiz

TRT iyidir, güzeldir, ilk göz ağrımızdır, kişisel ve sosyal gelişimimizde yeri büyüktür. Emeği geçen herkese hürmetlerimi sunarım ama Allah aşkına”@” işaretine “kuyruklu a” demenin mantığı nedir?

Ara 16, 2008 - Genel    No Comments

Disko Kralı 90′lar Dedi Yıktı Geçti!

Okan Bayülgen’i çıktığıdan beri ucundan takip ederim. Hiç bir programını sonuna dek izlememiştim. Nedense Okan’ı sevemiyorum. Bana hep itici gelmiştir. Yine de yiğidi öldürüp hakkını vermek gerek. Bütün bayram boyunca insanlarımızın izdivaç ve yemek programları arasında mekik dokuyuşuna şahit oldum. Okan açık ara önde, itiraf edeyim. Hele bu hafta öyle bir program çıkardı ki, tadından yenmezdi.

90′lar Özel adıyla yaptığı programı sonuna dek izledim. Her konuğu tanımak ve özlemiş olmak, her şarkıda geçmişe dalmak, 90′ları yaşamış olmak ve 5 saat boyunca hatırlamak öyle hoşuma gitti ki yazmadan ve Disko ekibini tebrik etmeden duramadım.
90′larda çok malzeme ve çok hatıra var. Doğru kullanılırsa güzel projeler çıkar. 
Ara 5, 2008 - Genel    No Comments

Mutaassıpsa mutaassıp sana ne?

‘Mutaassıpsa mutaassıp sana ne? Ahlakını, örfünü, geleneğini mutaassıp olarak sürdürüyor, sürdürecek tabi sana ne?’

Deniz Baykal
Mart 2009 yerel seçimleri yaklaşırken, 4 yıl boyunca oturan CHP acaba yine nasıl oldu da bitti Maşallah stratejisi ile gelecek diye merak ediyordum ki, daha fazla meraklanmadan cevabımı aldım. Koskoca partinin onca zaman durup, son dakikalarda çılgınca bir söylemle seçim kampanyasını başlatması olsa olsa ülkemizde olurdu. İnsanın sorası geliyor, bir partinin ve çalışanlarının işi sadece seçim dönemlerinde midir? Seçimler bittikten sonra başlayıp, bir sonraki seçime dek süren bir iş planı izlenmez mi? Hep gün mü kurtarılır, çingene usül mü çalışılır siyasi partiler? Son yıllarda CHP’nin yaptığı aynen budur. Seçmenlerini de, toplumu da dinlemeden, izlemeden, anlamadan, tepedeki birkaç kişinin çat diye aklına esen stratejilerle seçimler atlatılıyor. Karambole, hasbelkadere oynanıyor. Yıllar geçtikçe daha da profesyonelleşmesi gerekli işinde her geçen gün daha da amatörleşen bir lider, bulunduğu yerde nasıl kalıyor, parti üyeleri ve seçmenleri ona hala nasıl lider diyor anlamış değilim.

Bizde de büyük devletlerdeki gibi bir seçim kampanyası çıkarabilecek yetkinlikte sağlam danışmanlar, pazarlama profesyonelleri, ajanslar var. Artık klişe, saçma, komik, yersiz seçim söylemlerinden bıktım. Lütfen bir kere de adam gibi bir şey yapın, şaşırtın bizi! Lütfen.
Ara 2, 2008 - Genel    No Comments

Ali Topu Sat ve Yayınlanan 2 Yazım

Satış denince ülkemizde akla gelen 3 kadını sayın deseler ilk onu sayarım. Özlem Seller.

Onunla ilk defa birkaç yıl önce bir dernekte karşılaşmıştım. Ben bir seminerden çıkmıştım ve arkadaşlarımla seminerin kritiğini yapıyordum. Özlem Hanım’la orada tanıştık. Derneğin kafesinde saatler epey ilerlemişken, satış ve pazarlama üzerine çok keyifli bir konuşma gerçekleştirmiştik. Bir süre önce soyadını taşıyan satış temalı dergisi Seller Türkiye ve onu takip eden Ali Topu Sat ile okurlarla buluştu. Bu dergilerde olmayı çok arzu ettim ve biri pazarlamaya genel bakış, diğeri blogger olmakla ilgili iki yazı gönderdim. Yayınlanmış. Paylaşayım. 
“Blogger Olmak Nasıl Bir Şeydir?
Ülkemizde 98 yılında yumurtayı çatlatmaya başlayan Internet’in şimdi geldiği nokta çok iyi olmasa da iyiye yakındır. Evlere bilgisayarın girmesi, akabine ADSL ve cep telefonları. Hızlıyız. ADSL ve teknoloji ürünleri dünya standartlarının üstünde ücretlerle bizlere sunulmasa, toplum olarak daha hızlı olacağımızdan şüphem yok. 

Bir zamanlar TV başında çok kalırdık,  ebeveynlerimiz uyarırdı. Şimdi bilgisayar başında uzun saatler geçirmekteyiz. Öyle ki; işi sadece bu platform üzerinde olan insanlar vardır. Bunlar hep devrin getirileri. Bu getirilere sırtımızı dönmek pekte akıllıca ve profesyonelce olmayacaktır. Hele de mesleğiniz bu takibi zorunlu kılıyorsa zaten elinizden bir şey gelmeyecektir.  
Pazarlama gönüllüleri bilir; pazarlamanın teknoloji ile at başı olmaması mümkün değildir. Hatta çok defa teknolojiden bir adım önde olması gerekli bir bilimdir. Her bir yenilik yeni bir pazarlama alanıdır çünkü. Bu alanlardan birinin bloglar olduğunu gördüğümde kayıtsız kalamazdım. Yaklaşık 4 yıl önce sadece pazarlama üzerine, kendimce yazılar yazdığım blogumu açtığımda, aslına bakarsanız ben de neler olacağını pek kestiremiyordum. 

Blog nedir acaba sorusu ile yazımı sürdüreyim de konuyu açmak kolay olsun.
Blog kelimesi “web” ve “log” kelimelerinin birleştirilmesi ile oluşturulan “weblog” kelimesinden türemiştir. Blog, genellikle güncelden eskiye doğru sıralanmış yazı ve yorumların yayınlandığı, web tabanlı bir yayını belirtir. Çoğunlukla her gönderinin sonunda yazarın adı ve gönderi zamanı belirtilir. Yayıncının seçimine göre okuyucular yazılara yorum yapılabilir. Yorumlar, blog kültürünün çok önemli bir dinamiğidir; bu sayede yazar ve okuyucular arasında iletişim sağlanır. Bunun dışında, geri izleme (trackback) mekanizmasıyla, belirli bir yazı hakkında yazılan diğer yazıların belirlenebilmesi de mümkündür.


Pazar-lamaca Oynamak  Pazar-lamacı Olmak!

“Büyük denizlere açıl, demiyorum lakin bir kez açılmışsan tufandan korkma!” 
                                                                                                        Şeyh Sadî

Üniversite ikinci sınıfta iken pazarlama sınavına çalışıyordum. Pazarlamacının tanımı diye bir bölüm vardı. Tanımı okuduğum zamanlarda kaymakam olmayı hayal eden biri idim. Ancak tanım tam anlamı ile beni anlatıyordu.  İçime kurt düşmüştü. Pazarlama, reklam, liderlik, yönetim, kişisel gelişim kitapları okumayı artırdım sonra sonra. Üçüncü sınıfın sonunda bitirme tezi ödevimi hazırlamak için fazla düşünmeme gerek kalmadı. Pazarlama dalında hazırlayacaktım tezimi. Konuyu hocam seçti ve sonraki yıllarda çok işime yarayacak onlarca dergi, makale, kitap okudum. Tez konum; “İşletmeler İçin Reklamın Önemi” oldu. Başarılı bir tez olduğunu söyleyemem ama pazarlamacı olmak için içimde bir şeyleri tetiklediğini itiraf etmeliyim.

Pazarlamanın çok fazla tanımı var.  Onları sıralamadan kendi tanımımı vermek isterim; 

“Doğru zamanda, doğru ürünle, doğru yerde, doğru mecrada olabilmek için doğru stratejiler geliştirmek.”

Tanımına bakılırsa her şey formülize edilmiş ve çok kolay görünmekte. Oysa uygulama sanıldığı kadar kolay değildir. Son yıllarda artan popülaritesine bakarak pazarlamacı olmayı da kolay zannetmek büyük hata olacaktır.  Her işin zor tarafları ve kolay tarafları vardır. Pazarlama tamamıyla zor bir iştir. Ancak diğer zor işlerden en belirgin farkı, oldukça eğlenceli olmasıdır.