Archive from Mayıs, 2008
May 23, 2008 - Genel    No Comments

Kahve Sevmek

Buradan aşina olduğunuz üzre kahve içmeyi seviyorum. Ama birçoğunuzun aksine Türk Kahvesi değil, filtre kahve içmeyi severim. Özellikle akşamları iş çıkışı, tatlıdil birkaç dostla bir yerlerde buluşup, minik kurabiye ve çikolatalar eşliğinde kahveli sohbetler kadar beni dinlendiren başka bir şey yoktur. Kahve sevgimi bilen bir güzel insan bana enfes kokulu bir kargo paketi yollamış. Buram buram kahve kokularıyla mest oldum. Eve varır varmaz yeni kahvelerimi denedim. Filtre kahvenin sevdiğim yanı evin her yanına yayılan kahve kokusu. Bir de nefis aroması yudum yudum damağımla buluşurken film izlemek, blog yazmak, blog okumak gibisi yok. Bristot Kahve yeni keşfim. Denemeyenlere hassaten tavsiyedir.

May 8, 2008 - Genel    No Comments

Klasik ve Modern Pazarlama

” İki veya daha fazla taraf arasında gerçekleşen bir değişim/mübadele süreci” tanımına sıkıştırarak, pazarlama faaliyetlerini yürütme işine klasik pazarlama diyebiliriz.

“Müşteri bana mahkum, müşteri benim peşimden koşsun kardeşim, ben üretiyorum alacak, ne versek alıyor müşteri, iki reklam yaptık mı iş tamamdır.” gibi anlayışla beslenir.

Üretimde teknolojinin kullanılmaya başlanması, tüketicilerin bilinçli hale gelmesi ve kıyasıya rekabetin başgöstermesiyle birlikte modern pazarlama bir gereksinim olarak ortaya çıkmaya başladı ve yukarıdaki tanım da, anlayışta yetmez oldu.

Şuan genel kabul gören 1985 yılında yapılmış olan bir pazarlama tanımı var ki, onun da artık pazarlamayı tanımlamada yetersiz kaldığını belirtmek gerek.

Bir örnekle size bu kavramları anlatmaya çalıştım. Dinlemek için yukarıdaki ikona tıklamanız yeterli.

May 5, 2008 - Genel    No Comments

Ne iş yaptığınızı biliyor musunuz? Yoksa..

İnsanların işyerlerinde üzerlerine vazife olmayan işleri yapmalarını destekleyenlerden biriyimdir. Yani bir işin ucundan tutması gerektiğinde, inisiyatif kullanması gerektiğinde, elini taşın altına sokması gerektiğinde önde olan insanları severim. Kimileri bunu enayilik olarak yorumlasada ben bu yapılanlar sonucunda kaybeden (!) insan görmedim. Kaybeden kelimesinin yanına koyduğum ünlemi biraz açacak olursam, çok defa çalışma arkadaşlarımdan duyduğum bir kelimedir. Hiç ummadığınız eğitim, bilgi ve kültürdeki insanların ağızlarında, gayet arabesk bir tonlama ile dökülen bu kelime ve onu takip eden cümleler, beni hayli düşündürür.

- Aslında bu benim işim değil ama yapıyorum. Yapıyorum da ne oluyor? Kaybeden gene ben oluyorum.

- Başkalarının işini de yapmam gerekiyor bazen. Tamam helali hoş olsun ama ben çok zaman kaybediyorum.

- Kendi işimi yapmadığımdan tonla para kaybettim ben.

Peki sizin işiniz nedir, diye bir sual tevcih ederim bu durumlarda insanlara. Yani aslında işinizi nedir sizin? İşinizin sınırları nerede başlar, nerede biter ki, siz sınırlarınızın dışına çıktığınızı düşünürsünüz? Ben pazarlamacıyım ama reklamcının işini de bana veriyorlar (ya da tam tersi); ben yöneticiyim muhasebe ile ne işim olur kardeşim; sadece radyocuyum Türkçe öğretmeni değil, grafikerim hamal değil

Tüm bu cümleleri kuruyorsanız ya işinizi tam olarak bilmiyorsunuzdur ya da gelişmeye, öğrenmeye kapalısınızdır.

Bazen üstünüze vazife olmayan işlere karışmayı, inisiyatif kullanmayı, ortada kalan işler için efor sarfetmeyi yani amiyane deyimle “enayi olmayı” deneyin. Kaybettiğiniz şey, şuanki durumunuzdan daha az olacaktır emin olun.

- Çok ahkam kesilmiş bir yazı oldu ama bu yazıyı yazmam için resmen beni tetikleyen çalışanlar var dünyada:))

Not: Resim Fotoritim sayfasından alınmıştır.