Çarşamba, Eylül 26, 2007

Teknolojide geçtik Japonya'yı çoktan!


Hep ellerden duyardık teknoloji çılgınlıklarını. Şükür artık bizde yetiştik onlara. Günlerdir evin girişi, posta kutusu, gazete arası insert ve broşürlerden haberdar olduğum Media Market açıldı dün. Ümraniye'de devasa bir teknoloji marketi olarak arz-ı endam etti. Ama ne arz-ı endam!


Kilometrelerce kuyruk, trafik, saatler öncesinden beklemeler.. Marketin kapılarının açılması ile birlikte yağmacı görüntüsü veren teknoloji meraklıları.


Bu açılış izdiham nedeni ile birçok TV kanalında, gazetede, radyoda, internette yer buldu. Reklamın iyisi kötüsü muhabbetine girmeyeceğim. Evet, market adından çokça söz ettirmeyi başardı. Milyon dolarlık reklamı bedavaya getirdi. Ümraniye'de olduğunu, ucuz olduğunu beynimize kazıdı. Kazıdı kazımasına da, bu konumlandırma doğru bir konumlandırma mıydı, işte orası muamma.


Bir websiteleri ya da iletişim bilgileri var mı diye baktım nete. Aradığımı bulamadım. Gene önceliği sadece satışa odaklamış bir firma anlayışı gördüm. Umarım yanılıyorumdur.


Vatana, millete hayırlı olsun.

10 yorum:

esrArengiz dedi ki...

Sevgili Arzu,
olayi ne satis, ne reklam, ne pazarlama ne marka ne de.... neyse ne.
butun bu gözlukleri çıkarıp ya hu dünya nereye gidiyor, insanlık nereye gidiyor diye bakmak istiyorum.
sona doğru mu gidiyoruz acep..

Kâzım Mızrak dedi ki...

#

"Milyon dolarlık reklamı bedavaya getirdi."

Siz de katkınızı esirgememişsiniz, değil mi sayın A. Cihangir :)

Yoo, bir durum tespitinde bulunuyorum; yazmasaydınız demedim.

* * *

"Ümraniye'de olduğunu, ucuz olduğunu beynimize kazıdı."

Ya da.. ucuz(du) diyebiliriz; reyonlar yağmalandığına göre, hani.

Saygılarımla,

ezberbozan dedi ki...

Plazmaların 15 dakikada tükendiğini söyledi bir arkadaşım.

Yağma mı? "Parasıyla değil mi kardeşimmm?" der mi birileri acaba?

Kâzım Mızrak dedi ki...

@

Arz-u hanım.. demek ki onbeş dakika 'da yağmalamışlar mağazayı; gelecek sefer ondört dakika bekliyorum bu asil milletten; yoksa olumlu bir performans saymam.

* * *

Kapılar kırılsın, camlar insin aşağıya; millet birbirinin üzerine çıksın, ezilsinler. Arada bir kaç kişi nefessiz kalıp ölsün. İnanın.. bu haber, reklamın gücünü de arttıracaktır.

"Bu millet deli mi", reklamı.

* * *

Aklıma.. Mekke 'de yaşanan izdiham geldi. Hangi seneydi o?! Hacılar.. Şeytan taşlıyorken birbiri üzerine istiflenmişti. Arada kalan yaşlılar, zayıflar can vermişti.

Onlar da para saymışlardı deği mi..

* * *

TDK kaynağına göre, üçüncü maddeyi dikkate alıyorum.

1. Birçok kişinin zor kullanarak ele geçirdikleri malı alıp kaçması.
2. Tarih: Akıncıların düşman topraklarına yaptıkları baskın, çapul.
3. Sıfat: Baskın veya zor kullanarak elde edilmiş olan.

* * *

Sizin iş.. parası olan düdüğü öttürür hesabına dönmüş; evet benim de param var, mağazayı kapatıyorum!

Hadi bakalım, çıkın işin içinden. Parasıyla değil mi.. önüne gelen param var derse, sırayı kim koruyacak.. .

Kâzım Mızrak dedi ki...

.. bu konuyu tartışmak istemiştim, sizi anladığımı söyleyemiyorum; ne demek istemiştiniz acaba 'sında kaldım yalnızca.

Kimin haklı olduğundan ziyade, kimlerin bu hadiseden zarar gördüğüne işaret ediyorum tekrar;

milletin cehaleti, yine kendi kendisine dert oluyor.. bundan pay kapmak isteyenlere de gün yüzü doğuyor işte.

Pazarlama 'nın kaybettiği çok yerde de, hedef kitlenin güttüğü bu intiba vardır.. diye inanırım.

Yâni.. toplumun, maddi manevi zaaflarından faydalanmak.

ezberbozan dedi ki...

Pazarlama bu değildir dahası bu da olmamalıdır, buymuş gibi algılanmamalıdır.

Burada tartışılacak bir durum da yok. Media Market açılışında yaşananlar hoş değildi. Teknoloji ve yağma kelimelerinin yanyana gelmesi, o görüntüler, sinirli insanlar, kilitlenen trafik, ne aldığını bile bilememeler...Bunlarla ciddi bir reklam sağlamış olabilir firma ama 5 sene de geçse biz bu firmayı birine anlatmak istediğimizde ya da hatırladığımızda o görüntüler gelecek gözümüzün önüne.
Konumlandırması yanlış oldu işte.

Kâzım Mızrak dedi ki...

"Konumlandırması yanlış oldu işte."

#

.okundu

Kâzım Mızrak dedi ki...

@ sayın Cihangir,

Bu sayfadaki cevaplarınızı hiç ama hiç beğenmemiştim, onca zaman geçti ki; hâlâ da beğenmediğimi görüyorum.

Bunu söylemekle.. benim bir yanlışım var mı burada diye suâlde bulunmaktayım.

Cevaplarınızın her ikisinde de kırıcı, incitici öğelerin bulunduğunun ya farkında değilsiniz, ya da bilerek yazdınız.

Eğer bilerek yazdıysanız.. bunun açıklamasını yapın lütfen; ben de ne kabahatim varmış öğreneyim.

Yok farkında değilseniz ben açıklamamı yapıyorum:

"Yağma mı? "Parasıyla değil mi kardeşimmm?" der mi birileri acaba?"

ifadesinde; birileri derken muhatabınızı küçük düşürüyorsunuz. Karşınızda bir insan var, ve görüş ifade etmiş; bu görüşü, tepe koymuşsunuz.

Öyle değilse de; öyle anlaşıldınız.. ve bu mânâ ile anlaşılmış olmakla beraber bir yanıt aldınız.

Bu yanıtımıza karşı da, "Burada tartışılacak bir durum da yok." şeklinde bir tespitte bulunmuşsunuz. Birinci yorumunuzdaki çok bilmiş, küstah tavrınızı sürdürmüşsünüz.

Öyle değilse bile.. böyle anlaşılmış bulunuyorsunuz.

"Konumlandırması yanlış oldu işte." ifadesi de incitici bir anlam içerebilecek olan "işte" kelimesi ile bitiyor.

Okunuşuna göre, algılanışına göre; "daha ne !" cümlesi ile devâm edebilen "işte" kelimesini burada kullanmış olmanız pek şık olmamış.

Ben öyle algılıyorum..

Siz farklı düşünüyorduysanız bir açıklama ricâ edeceğim lütfen. Aksi halde; görüş, ve düşüncelerimin doğruluğunu têyid ediniz.

Bu meseleyi günler sonra açmanın ince bir güzellik olduğunu takdir edebilmenizi beklerim.

Geçen süre içinde su-i zanna düştüm; çözümleyemedim, ve neticede size danışmam gerektiğine karar verdim.

Burada bir hatâlı davranışım olmuş ise bileyim, öğreneyim. Hatâ sizde ise, siz hatânızın farkına varın; hatâ iki tarafta ise.. herkes kendi payına yanlışının farkına varsın.

Dipnot: Üç vakte kadar, bir cevap beklenir.. sonrasında, beklenmez; ve, bir daha bu konu gündeme getirilmez.

...

ezberbozan dedi ki...

Kazım Bey,

Uzun süre blogu aksattım. Sondan bir önceki yorumunuz gözümden kaçmış. Yoksa size yahut burada olan insanlara karşı nezaketsizlik etmek niyetiyle yazılar yazmıyorum. Yanlış anlaşılmalar için özür diliyorum. Bağışlayın.

Gelelim açıklamaya;

Evvela şunu ifade edeyim. Media Market açılışında yaşananlara yağma demedim hiç. Yağma kelimesinin neyi anlattığını bildiğimi sanarak. En fazla yağmacı görüntüsü veren insanlar dedim. Bu ifadem maksadı aştı ise, benzetme yapacak başka kelime bulamadığıma veriniz.

Olanların yağma olduğunu düşünen yahut vurgulayan cümleler yorumculardan geldi. Ben de demek istedim ki, bizler buna yağma deriz amma orada olan birileri de kalkıp bize, "Ne yağması kardeşim, paramızla aldık!" deyip dememesi kaldı ki, bunu dersede haklı olabilecekleri idi.

Yazımın ana temasını bir kelimeye kurban etmek istemediğim ve konu dağılmasın diye başa döndüm ve "Ortada benim blogumdan söylenecek ve bu konunun buraya taşınmasına neden olan şeye vurgu yaptım. Marka konumlandırmasının hatalı, yanlış olduğu" idi.

Yanlış tüm anlaşılmalarım için siz ve sizin gibi düşünmesine neden olduğum tüm okurlardan tekrar özür dilerim.

Çok sevdiğim bir söz ile konuyu bal ile kesmek isterim.

"Su-i zan kötüdür lakin su-i zanna sevketmek ondan da kötüdür."

Kâzım Mızrak dedi ki...

"Su-i zan kötüdür lakin su-i zanna sevketmek ondan da kötüdür."

@ Benim için yukarıdaki düşünceleri paylaşmak çok zor oldu.. siz de bloğumda beni tanıdığınız üzere inanıyorsunuzdur ki; amacım sizi incitmek, burada misafirlerinize mahcub etmek değildi. Cevaplarınızı bu şekilde beklemiyordum, ve çok incinmiştim. Yanlış anlaşılma vardıysa, bunu anlamalıydım. Bunca zamanı, kendime; yanıldığımı telkin ederek geçirdim. Ama, bir de sözün sahibine danışmakta fayda vardı. Çünkü; benimkisi sadece bir vesvese, vehimdi. Aslına vakıf olabilmem; su-i zanna düştüğüm meseleyi, size sual etmemden geçiyordu. Ama.. incitici olmaktan endişe duyuyordum; eğer, kaliteli kimliğinizi ön plana sürmeseydiniz.. hemen savunmaya geçer; sizi yargıladığımı düşünüp, beni püskürtmeye çalışırdınız. Ve, ben sizi asla yargılamıyor, sadece nasıl anlaşılmış olduğunuzu beyan ediyor.. ve, nasıl anlaşılmak istediğinizi tayin etmenizi ricâ ediyordum.

Cevabınızı okumuş olmak, bana böyle (kaliteli) bir insanı tanımış olmanın onurunu yaşattı. Evet; böyle insanları mumla arıyorum. Böylesi insanlar, kendileri ile gurur duymalıdırlar.. ve, tevazu; yerine göre bir noktaya kadar olmalıdır diyorum. Çünkü; güzellik, çirkinliğe mağlup duruma düşürülmemelidir. Bu bağlam da; ben de, cevabınızı okuduğumda duygulandım, hakkınızı iade etmeyi bir vazife saydım. Bundan dolayı, rahatsız olmayınız.. dilerim. Hak sahibi hep vakur davranır; doğru söze doğru der, yanlış söze yanlış. Siz, yine de.. bu konuda hüs-ü zanda bulunduğumuzu düşünebilirsiniz tabiî. Böyle bir tavır da, sizi; gayri ihtiyari bir yanlışa düştüğünüzde.. egonuzu göğe çıkaranlarca al aşağı edilmekten, muhafaza edebilir.

Meseleyi kapanmış kabul edtmekle beraber, durumu; her iki taraf için de talihsiz bir yanlış anlaşılma vakıası yaşanmıştır şeklinde değerlendiriyorum. Ben de.. kendi adıma, var olduğu söylenebilecek noksanlarıma karşın özür dierim sizlerden. Nihayetinde; beni su-i zan musibetinden, ve onun şeytanî sancısından kurtardığınız için de anlayışınıza teşekkür ederim..

Saygılarımla,

Kitap

Outliers (Çizginin Dışındakiler)

Başarılı insanların zeki ve hırslı oldukları söylenir. Outliers’ta Malcolm Gladwell başarının gerçek hikâyesinin bundan çok farklı olduğunu ve bazı insanların neden başarılı olduğunu anlamak için, bunların çevrelerine daha dikkatli bakmamız gerektiğini iddia ediyor. Mesela aileleri, doğum yerleri ve hatta doğum tarihlerine... Başarının hikâyesi başta göründüğünden daha karmaşık ve çok daha ilgi çekici. Outliers, Beatles ve Bill Gates’in ortak yanlarının ne olduğunu, Asyalıların matematikteki olağanüstü başarısının sırrını, star sporcuların bilinmeyen avantajlarını, tüm New Yorklu avukatların özgeçmişlerinin neden aynı olduğunu ve dünyanın en zeki adamının neden adını bile duymadığınızı açıklıyor. Bunların hepsi de nesiller, aile, kültür ve sosyal sınıflar açılarından açıklanıyor. Gladwell’in iddiasına göre, bir Silikon Vadisi milyarderi olmak istiyorsanız, hangi yıl; başarılı bir pilot olmak istiyorsanız nerede doğduğunuz çok önemli. Çizginin dışındakilerin —yani normal beklentilerin ötesinde başarıyı yakalayan kişilerin— hayatları tuhaf ve alışılmadık bir mantık izliyor. Gladwell bu mantığı basitleştirirken insanın kendi potansiyelinden en yüksek seviyede nasıl yararlanacağı konusunda heyecan verici bir plan sunuyor. Malcolm Gladwell, Tipping Point kitabında dünyayı anlama şeklimizi değiştirmişti. Blink’te düşünme hakkındaki düşüncelerimizi değiştirdi. Outliers’taysa başarı konusundaki anlayışımızı değiştiriyor.

Görünmeyen Ekonomi

Amerika’nın en parlak genç ekonomisti Steven D. Levitt’in sıra dışı yaklaşımıyla ekonomi bilimine getirdiği yeni boyut, “Görünmeyen Ekonomi” adlı kitapta yer alıyor. Kitap, insan kılığında birer hesap makinesi olan bildik ekonomicilerden farklı Levitt’in yaşama yönelttiği ilginç soruları, ateşli merakı, doğru sezgileri ve rakamların saf gücüyle dünyanın gerçekte nasıl işlediği konusuna açıklık getiriyor. Steven D. Levitt’in The New York Times’ın ünlü gazeteci – yazar Stephen J. Dubner ile birlikte kaleme aldığı, farklı konseptiyle, sade, sürükleyici anlatımıyla “Görünmeyen Ekonomi”, gündelik hayat meseleleri ve muammalarıyla ilgili her sorunuza yanıt bulabileceğiniz bir kitap olabilir.

Konu Başlık

Prof. Dr Şule Özmen'in bu kitabı, ağlarla birbirine bağlanan bilgisayar ve mobil iletişim araçlarının yarattığı değişimin ekonomik hayata yansıyan en önemli sonuçlarını, yeni ticaret yollarını ele alıyor. Bu ticaret yolları tüm dünyada, geleneksel iş modellerinin ve türüne odaklı yapılanmaların dışında bir gelişme göstermektedir. Yeni bir ticaret yolu olarak ortaya çıkan elektronik ticaret işletmelerin ve insanların yaşamına hızla girdi ve giderek artan bir oranda kabul gördü, tercih edildi. Ancak bu yolu seçenlerin bir bölümü başarılı olurken, bazısı başarısız oldu. Ne var ki, bilgi çağında kaçınılmaz bir seçenek haline gelen elektronik ticaret için araçları iyi kullanmak, hedeflenen amaçlara en kısa, verimli ve etkin biçimde erişmek için de sağlam bir alt yapıya sahip olmak gerekmektedir. Prof. Dr. Şule Özmen kitabında, bu alt yapının oluşturulması bağlamında, E-Ticaret'teki tüm gelişmeleri, E-İş modellerini, E-İşletme stratejilerini, müşteri ilişkilerinden pazarlamaya, veri ambarından veri madenciliğine, E-Ticaret'teki sistemlerden, E-İşletmelerdeki güvenliğe kadar E-Ticaretin tüm konularını inceliyor. (Tanıtım Yazısından)