Archive from Ağustos, 2007
Ağu 28, 2007 - Genel    No Comments

Kamyon Çeker 10-20 ton, Gönlüm Çeker Paris Hilton

Horoz Lojistik’in 1 Haziran tarihinde başlayıp 15 Ağustos’ta sona eren yarışmasında Türkiye’nin yeni kamyon arkası yazıları seçildi. Bir dönem araçların arkasındaki yazılara takmıştım. Horoz Lojistik’i bu fikrinden ötürü kutluyorum. İşte ödüllü yazılar;

Birinci : “Kamyon Çeker 10-20 ton, Gönlüm Çeker Paris Hilton” Serkan Demirel, İstanbul

İkinci : “Hayatımı Yazsam, Duble Yol Olur…” Ersan Deveci, İstanbul

Üçüncü : “Araman İçin İlla Hata Mı Yapmam Gerekir?” Tuna Karslı, İstanbul

Mansiyon 1 : “Küresel Isınmaya Karşı Su Tankerlerine Geçiş Üstünlüğü Verilsin”Güney Öncü, Fethiye

Mansiyon 2 : “İyi Mazot Selülit Yapmaz”Naci Bektaş, Düzce

Mansiyon 3 : “Gazla Uçabilirsin,Ama Frenle Konamazsın…!”Ömer Avni Bilgin, Kuşadası

Mansiyon 4 : “Bas Gaza, Frene, Debriyaja… Götür Ver Parayı Vergiye, Stopaja”Kayhan Özarslan, Tekirdağ

Mansiyon 5 : “Ne Müslüm’den Ne De Orhan’dan, Sevdiğim Tek Parça “Yedek Parça””Uygar Haçbozan, Bandırma

Jüri özel ödülü: “Arabada Yalnız Var!” İ.Kerem Can Çalışkan, Ankara

Ağu 23, 2007 - Genel    No Comments

Marlboro’nın yeni yüzü, Philip Morris ve Kalbime Gömerim O Zaman efsanesi

Geçen pazar arkadaşlarlarımla Üsküdar gezmesindeydim. Genelde arkadaşlarım sigara içmez ama her nasılsa içen {:)} arkadaşlarımdan birinin sigara paketi dikkatimi çekti.

Babam esnaf olduğu için, uzun yıllar sigara satmışlığım vardır. Halk arasında bilinen adı ile Malbora hep klas bir sigara olmuştur. Almancıların, zenginliğin sembolü gibiydi bir zamanlar.

Sigara standımızda Bafra, Maltepe, Samsun ve Tatlısert’in yanında kral gibi dururdu. Hep uzundu o vakitler boyu. Bir tek bandrolleri fark ederdi. Sarı ve mavi bandrollü olurdu. Özellikle mavi bandrollu isteyenler de benim gözümde bir başkaydı. Ne hikmetse Camel bizde pek tutmamıştı. Üzerindeki deve resmi, Arap sigarası imajı verdiğinden midir, içimi sert olduğundan mıdır ne ise pek satılmazdı. Böyle şimdiki gibi kutuda sigara ben hatırlamıyorum. Bir de bayan içicilerimiz kısıtlıydı. Şimdi Maşallah bu konuda kadın-erkek eşitliğini yakaladığımız ender alanlardan biri.

Nerden nereye geldim? Sadece Marlboro’nun yeni metalik renkli kutusunu beğendiğimi yazacaktım.

Bir de şu Philip Morris efsanesi var. Nette yeni kutunun fotoğrafı var mı diye bakarken, Marlboro ile ilgili on yüz milyon sitede aynı öyküyü okudum. Yok Marlboro kötü durumdaymış, yok adamın teki gelip boş Marlboro kutularını ABD’lilerin tepesinden uçakla atmış, bu kutuları gören halkta, bu kadar insan Marlboro içiyorsa ben niye içmeyeyim demişmişte, şirket batmaktan kurtulmuşmuş, o adamda Philip Morris’miş. Tam bir ağızdan ağıza pazarlama(womm) örneği vesselam.

Bir womm örneği de bugünlerde aldı başını gidiyor. Hayalet Sevgili parçasına uydurulan hikaye ile birlikte birden şöhret basamaklarını 8′er 8′er atlayan İrem kıza rakip çıktı. Hapiste olduğu için müziksiz kaydı bulunduğu iddia edilen, kimine göre Gökçe Kırgız’a, kimine göre Seda’ya ait olan “Kalbime Gömerim O Zaman” şarkısı indirilme ve düzenleme rekorlarına koşuyor. Ne diyelim. İşte net mecrası, işte yaratıcı hikayeleriyle insanlar!

Ağu 18, 2007 - Genel    No Comments

Barışarock 2007 İçin Destek ve Dayanışma Fırsatı

Son iki yıldır çok güzel anılarla bu blogda yer bulmasada, verilen emeğe verdiğim değere binaen, ben de Barışarock için bir şeyler yapmak istedim. Arka planda görünmeyen mimarlar çok çalışıyorlar ve kısıtlı imkanlarla ciddi uğraş veriyorlar. Destek vermek ve dayanışma örneği sergilemek isterseniz diye aşağıda bir metin bulacaksınız. Yardımcı olabileceğiniz konularda beni de haberdar ederseniz sevinirim. Sizi bilmem ama eğer bir firma sahibi olsaydım, 3 gün boyunca binlerce gencin ve medyanın bulunacağı bir alan için, “Hedef kitlem orada ben niye orada olmayayım?” cin fikrine kapılırdım.

Bu yıl gene Nev, Bulutsuzluk Özlemi, Gevende, Yaşar Kurt, Moğollar ve Zardanadam için gitmeye değer buluyorum. Yabancı gruplarında sahne alması farklılık olacağa benzer. Hele İran’dan Farzad’ı pek bir merak ediyorum.

**********************************************************

Sevgili Arkadaşlar,

Bildiğiniz gibi BarışaRock’ta 4 senedir işlerimizi kendi kısıtlı imkanlarımızla hallettik. Alanda festival sırasında ve öncesinde birçok şeye ihtiyacımız oluyor. Bunları şimdiye dek evimizden getirdik, tanıdıklarımızdan, destekçileirmizden istedik, dayanışmayla işlerimizi yaptık. Bu sene de imkanlarımız kısıtlı. Yine dayanışmayla işlerimizi halledeceğiz.Aşağıda ihtiyaç listemiz var. Bunlardan tedarik edebileceğiniz olursa en kısa zamanda bize, aşağıdaki adreslerden ve festival sırasında girişteki aktivistler yardımı ile ulaştırabilirsiniz.
Ağu 17, 2007 - Genel    No Comments

WordPress uzantılı bloglara erişim yasağı!

Akşam rutin blog gezmelerimi yaparken Zeynep Özata’nın bloguna erişemediğimi gördüm. Sonra wordpress uzantılı diğer bloglara baktım. Hepsine Fatih 2. Asliye Hukuk Mahkemesi kararı ile erişim yasağı konulduğunu gördüm. Neler oluyor acaba?

Internet alemiyle sıkı fıkı olmaya başladıkça, bu tür yasaklar çoğalacağa benzer. Benim arzum, bu erişim yasaklarının altına nedeninin de yazılması.

Ben bu konuyu düşünürken Selim yardıma koştu. Bakın bu yasaklardan nasıl kurtulabilirmişiz? Teşekkürler Selim.

Ağu 15, 2007 - Genel    No Comments

David Beckham Türk Kahvesi İçerse

David Beckham, İngiltere’den ABD’ye transfer oldu malumunuz. Kariyer sevdasından çok, eşi Victoria’nın ABD’deki bir iş teklifini kabul etmesi onu kıta değiştirmeye zorladı. Yeni kıtaya alışma sürecinde olan ünlü futbolcu, bu haftaiçi Washington’daki bir Türk kafesine gitmiş ve orada Türk kahvesi içmiş. İşte bu yazıya konu olan kısımda burada başlıyor.

Hesabı isteyen Beckham’a, kafenin Türk sahibi, elini göğsüne dayayıp “Eyvallah” demiş ve hesap almamış. Olayı aydınlatmak için de Beckham’a, Rıdvan Dilmen’le oynadığı reklam filmini anımsatmış. Oradan oldukça memnun ayrılan futbolcu, kendisine uzatılan mikrofonlara mekanı anlatmış, övmüş. Bu haberi izleyenlerde birer, beşer kafenin yolunu tutmuş. Kafeye gelip Beckham’ın oturduğu yeri görmek isteyenler, onun yediklerini yemek isteyenler derken, kafe popülaritesini ve cirosunu epeyce artırmış. Neymiş;

- Mekana gelen ünlülerden hesap almayacakmışsın ve gönlünü hoş edecekmişsin! (Müşteri memnuniyeti hesabı)

- Womm, AAP(Ağızdan Ağıza Pazarlama) sizi bir anda zirveye taşıyabilirmiş.

- Global dünyada yerel hareketlerle, nişlerle eninde sonunda başarılı olurmuşsunuz. (Washington’da Türk kahvesi)

Bir de Beckham buraya gelse, acaba kahvesi meşhur kaç yer bulurdu? Sahi Türk kahvesi içilen ama sahiden içilen kaç yer var?
Ağu 14, 2007 - Genel    No Comments

Hülya Avşar Markadır ve Bu Konu Burada Kapanmıştır:)

18 yaşında İstanbul’a geldi Hülya Avşar… Karnında, bitmiş bir evlilikten artakalan dört aylık bir bebekle… Dibe vurduğu noktada değişti kaderi ve bir starın doğuşu başladı.

10 gün kadar önce katıldığım, Globalleşme ve Markalaşma adlı söyleşide konu markaya ve Hülya Avşar’a dayanınca, her zamanki gibi insanların ikiye ayrıldığını gördüm. Bir taraf Hülya markadır derken, başka bir taraf şiddetle marka değildir diyordu.

Ocak 2006’da Karzai, Sezer ve İbo başlıklı bir yazı yazmıştım. O zamanda Hülya Avşar, İbrahim Tatlıses ve Tarkan marka mıdır üzerine bir şeyler yazmıştım ve yorumlara baktığımda aynı şeyi gördüm.

Amerikan Pazarlama Birliği markayı;

“Bir ürün ya da bir grup satıcının ürünlerini ya da hizmetlerini belirlemeye, tanımlamaya ve rakiplerin ürünlerinden ya da hizmetlerinden farklılaştırmaya, ayırt etmeye yarayan, isim, terim, işaret, sembol, tasarım, şekil ya da tüm bunların bileşimi.” şeklinde tanımlamış.

Yani birbirinin aynı iki t-shirtten birinin sol cebe denk gelen yerine ufak, yeşil bir timsah logosu dikince, bu t-shirtlerden biri marka( Lacoste olsun mesela bu marka) ve benzerlerinden iki misli pahalı oluyor, diğeri ise sadece t-shirt. Bu t-shirtlerden ikisinin de beklenenleri herhangi bir şekilde karşılamaması üzerine verilen tepki,

- Marka olmayan ürünü ya aldığımız yere gidip şikayetimizi belirtiriz ya da aman zaten marka bile değildi diye es geçeriz.
- Marka olanı içinse hayal kırıklığımız daha büyük ve markayı üreten firmanın burnundan getirmek şeklinde oluyor.

Hülya’nın zihnimizde çok iyi bir algısı olmadığı için onu marka kabul etmiyor olabiliriz ama unutmamalıyız ki, o showbusiness’in en önemli ürünlerinden biri. Peki onu diğerlerinden ayıran özellik, işaret ne derseniz; elbetteki yüzü derim. Onu diğerlerinden ayıran yüzüdür. Daha sonra vücududur ve sonra işleridir. Hayatı ile ilgili iki linki paylaşmak istiyorum.

Neredeyse 25 yıldır o hep göz önünde. Birçok konuda ilklerin kadını oldu ve neye elini attı ise yaptı. Biraz daha iyi yönlendirilse Hollywood’da olması içten bile değildi. Ardında izlenilesi birçok film ve ödül bıraktı. Daha iyilerini de yapacağını düşünmekteyim. Yaptıkları sektöründekiler tarafından takip edildi, taklit edildi. Konuşuldu ve konuştu. Zihnimizde öyle ya da böyle sıkı bir yer edindi. Sırf onun kardeşi, annesi, arkadaşı diye birileri rant elde ediyor. Hülya Avşar markadır. Kim ne derse desin. Ama iyi ama kötü…

Markaya ve olaylara bakışım pazarlama profesyonellerince biraz basit bulunabilir ama Amerikalı köylülerin hayvanlarını birbirinden ayırmak için üzerlerine bastıkları demir damgaya daha fazla paye yüklemeyi de gönlüm elvermiyor. Bkz: The Corparation