Archive from Haziran, 2007
Haz 20, 2007 - Genel    No Comments

Vekil Adayları Google Reklamlarını Keşfetmiş

Dün blogumun Google reklamlarına bakınca bir vekil adayının web sayfasının reklamını görünce şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Seçmenleri bilgisayarları başında bile yakalamak istemeleri ve bu mecrayı kendi lehlerine kullanmaları hoşuma gitti.

Haz 19, 2007 - Genel    No Comments

Sloganları Kimler Buluyor?

Mitingler, gösteriler, yürüyüşler, eylemler farklılık gösterebilir ama ortak yanlarından biri sloganlar ve pankartlardır. Bu sloganlar bazen yapılan işin çok önüne geçebiliyor. Bir çoğunu da profesyoneller değil, gayet amatör insanlar hazırlıyor.

Bir zamanlar arabaların arkasındaki yazıları not ederdim. Bunları kim düşünür de yazar diye düşünürdüm. Bazıları hakikaten süperdi ve namı alır yürürdü.

Tribünlerdeki gayet üretken pankartlara ve tezahürat cümleleri de beni koparmıştır hep. Yunanistan sözkonusu olunca aşağıdaki pankart nasıl bir anlam kazanıyor?

O ruh lazım sanki; kurumlara, şirketlere, reklamlara…

Zonguldak’ın Ereğli İlçesi’nde bir emlakçı, mahkeme kararıyla kaybettiği arsa için tepkisini pankart asarak göstermiş. Gayet orjinal bir biçimde hemde.

Haz 17, 2007 - Genel    No Comments

Pazar-lamaca 3. Yılına Yelken Açtı!

Bugün saat 12:50 itibari ile 2. yılımı dolduruyorum blog yazarlığında. 3. yıla merdiven dayarken geçmiş yazılarıma göz atmaktayım. Blog yazarı olduktan sonra yaşadıklarıma. Hayatıma neleri, kimleri kattığına bakıyorum. Dönem dönem aksatmış olsam da, blog yazmayı seviyorum. Okunmayı da.

Eğer blogum olmasaydı Seth Godin’le, Marketing Türkiye ile, Mediacat ile, SMJ ile tanışma fırsatım olur muydu? Gündeminde pazarlama olan insanlarla tanışabilir, onlara arkadaşım diyebilir miydim? Kimbilir, belki de tüm bunlar blogum olmasa da olurdu ama blogum bu yolu kısalttı işte.

Çok şey öğrendim blog yazarı olduktan sonra ve daha öğreneceğim çok şey var.

Hakkımda köşesinde değiştirmek istediğim 3 şeyden bahsediyorum ya, daha onları değiştirecek kadar pazarlamacı olamadım ama biliyorum ki, birgün o da olacak.

Pazarlamayı, pazarlamacıyı ve pazarlamaseveri şirketinize, hayatınıza sokun! KAYBETMEYECEKSİNİZ!

Not: Blogumun doğumgünü için elinden gelen tüm çabayla saatlerce uğraşan Ali Sağlam’a teşekkür ederim. İşte bloggerlık ruhu.

Haz 16, 2007 - Genel    No Comments

Cam var, Swarovski var!

Küçük bir cam parçasına 1000 Euro verir misiniz deseler, cevabım direkt “Hayır tabi ki!” olur. Ama bu cam Bohemya’dan, Daniel’in kesme makinası ve yaratıcılığından bir Swarovski deseler, düşünebilirim.

Toprağa hayat verip, cama çevirmek sanattır. Camı işlemek sanattır. Ama camı, kristali modanın vazgeçilmezi yapmak, işte bu düpedüz “pazarlamadır”.

Yıllarca kristali işleyen adam Daniel Swarovski, kristalleri özene bezene keser ve avize olarak satarken, bir çalışanı yanına gelir ve iki parça kristali birleştirince kristal bir fare elde ettiğini gösterir. Bu işçinin yaptığı “yaratıcılıktır”.

Kristal fareden yola çıkarak, hayvan figürlü kristal üretmek, ardından bu kristalleri modanın vazgeçemediği taş aksesuarlar arasına sokmak, bu adı pahalı bir marka yapmak nedir derseniz;

* Pazarlamadır

* Girişimciliktir

* Cesarettir

* İnanmaktır

* Yaratıcılıktır

ve en sonunda ince bir ustalıkla “sanattır ” derim.

Bu ışıl ışıl taşlara bakmak bile insanı cıvıl cıvıl bir hale getiriyor:) Haksız mıyım?

Haz 7, 2007 - Genel    No Comments

Sakinleştiri Meyve Suyu Olsa Olmaz mı?

Cnbc-e kanalında şimdi adını anımsamadığım çok güzel bir film izledim.Konusunu anlatacağım. Eminim içinizden birileri ismini anımsayıp bana bildirecektir:)

Ekranda madde bağımlısı havası veren bir genç var. Kamera karşısında ve bir çekim yapması gerektiğini anlatmaya çalışıyor. Ancak bu çekim için sadece 45 dakikası olduğunu vurgulayıp duruyor. Yarım yamalak cümleler kuruyor, arada bir dalıp gidiyor ve kendine geldiğinde de, “Durun en başından anlatayım.” diyor.

Adamın oldukça ilginç hikayesinin özü şu;

İyi bir ailenin, iyi ve yetenekli oğludur. Aile üzerine titremektedir. Bir gün ailenin üzerine daha çok titreyeceği, bir kardeşi olur. Önceleri kıskansa da gayet tuhaf olan kardeşini çok sever. Tuhaflığın nedeni küçük kardeşin fazlasıyla yetenekli olmasından kaynaklanır. Çok erken konuşur, okuma-yazma öğrenir. Okuma ve yazmayı öğrenmesi ile birlikte vaktini kütüphanede geçirmeye başlar. Kitaplar, dergiler, makaleler okuyor ve sürekli yazılar yazıyor küçük çocuk. Ve bir gün küçük kardeş hastalanır. Şiddetli baş ağrıları çekmeye başlar. Doktorların hastalığını çözmesi uzun sürmez. Çocuğun yazma hızı, düşünme hızına yetişemediği için ağrılar baş göstermiştir. Bir Comodor-64 hastalığın çaresi olur ve küçük çocuk dahi olma yolunda emin adımlarla ilerlemeye başlar.

Yıllar sonra ağabey iyi bir yönetmen, kardeş bilim adamı olur ve aileleri onlarla gurur duyar.

Buraya kadar film normal gibiyken buradan sonra seyrini değiştiriyor. Birçok ödül sahibi olan bilim adamımızı rahatsız eden bir şeyler vardır. Dünyada süre giden savaşlar, soykırımlar, ölümler, anlaşmazlıklar, şiddet olayları onu delirtmektedir. Eğer bir bilim adamı ise bunu çözebilmelidir. Ama bir çözüm bulamamaktadır. Ailesi ile vakit geçirdiği bir gün bunu dile getirir ve valizini toplayıp ortadan kaybolur. 4 yıl kendisinden haber alınamaz. 4yıl sonra elinde cam kutulardaki arılardan başka bir şey yoktur. Ama o çok mutlu görünmektedir. Kardeşiyle konuşur ve 4 yılını alan projesini anlatır. Projesi için yeteri kadar para bulunursa, dünyaya huzur sunabilecektir. (Ne güzel olurdu değil mi?:))

Dünyada şiddetin en az yaşandığı bölgeleri tespit edip, bunun nedenlerini araştırır. Bir bölge dikkat çekicidir. Burada yıllardır hiç şiddete rastlanmamıştır. Nedeni üzerinde çok çalışmış ve bulmuştur. Nedeni o bölgedeki sudur. Suyu çok kızgın olan arıların üzerine döktüğünde arılar sinek gibi olur. Sokmazlar. Bunu gören yönetmen ağabeyle bölgeyi incelmeye giderler. Yeteri kadar para bulunursa, bu bölgenin suyu tüm dünyanın istifadesine sunulabilecektir. Neyseki yönetmen abi paranın bulunmasını sağlar ve su tüm dünyanın istifadesine sunulur.

Her şey çok güzel olmuştur. 4 yıl boyunca tek bir şiddet olayı olmamıştır. Savaşlar durmuştur. İnsanlar huzurludur. Ama bir sorun vardır. İnsanlar eskilerin deyimi ile fevç fevç Alzheimer olmaktadır.Kimse kimseyi hatırlamamaktadır. Bilim adamımız bunu atlamıştır ve insanların hele hele anne ve babasının bu haline neden olduğu için kendisini affedemeyip intihar etmiştir. İnsanlara huzuru sunmak sandığı kadar basit olmamıştır. Yönetmen ağabey de çok üzgündür. Tüm olanları bir gün birilerinin çözüm bulacağı ümidiyle bir kameraya kaydeder ve hayatını bitirir.

Film yalnızca bir film:)

Ama bu film sonunda aklıma bir fikir geldi;

Acaba meşrubat ve meyve suyu üreticileri “sakinleştirici etkisi” olan içecekler üretseler nasıl olur? Doğal sakinleştiricileri kullanarak bunu sağlayabilirler. Papatya gibi.

Aslında keşke Prozac, Zanax (Tamam bunlar biraz ağır oldu.) gibi kimyasal katkılı ilaçların yerine geçebilecek doğal ve etkili sakinleştirici, yatıştırıcı, iyileştirici içecekler üretilebilseydi. Gerçi ilaç şirketleri muhtemelen buna çok kızardı ama fikir işte..