Archive from Nisan, 2007
Nis 30, 2007 - Genel    No Comments

Tebrik

29 Nisan, Çağlayan Mitingi’nde, tüm provakatif söylemlere rağmen mitingi olaysız bitiren insanımızı, miting bitene dek metro ulaşımını ücretsiz sağlayan Ulaşım A.Ş.’yi, miting boyunca bayrak, su, simit satan girişimcileri[:)], Genelkurmay’ın muhtırasını mahkemeye veren Ankara Barosu avukatlarını tebrik ediyorum.

Nis 27, 2007 - Genel    1 Comment

Fikir Ayracı

Bir dostumun blogundan güzel bir haber, icat. Gönül ister ki, bu ürününe destek verecek bir firma çıksın ve bizler de kitaplarımızı, fikir ayracı ile okuyalım.

“Kitap ayraçlarını nedense çok severim. Kitabı okurken size rehberlik ederler. En temel görevi, sizin en son hangi sayfada kaldığınızı “elinizle koymuş gibi” bulmalarıdır. Bir akşam okurken telefon çaldı, ayracı kaldığım sayfaya iliştirdim ve telefona baktım. Uzunca bir telefon konuşmasından sonra kitaba tekrar döndüğümde bir şeyi farkettim. Sayfanın başından okumaya başladım ama telefon çalmadan önce sayfanın son paragrafında kalmıştım.

Böylece ortaya Fikir Ayracı çıktı. Üzerinde çalışmalar yaptım. Basit gibi gözüken bu aparatı nasıl daha işlevsel hale getirebilirim diye düşündüm. Soru sordukça çözüm yollarını bulmaya çalıştım.
Kitap ayracının sadece 1 temel görevi vardı, hangi sayfada kaldığınızı size göstermek. bu görevide layıkıyla yerine getiriyordu. Fikir Ayracı bunun biraz daha ötesine geçti…
Peki hangi satırda ya da pragrafta kaldığımı nasıl bilebilirdim? Bu soru üzerine bende ayraca aşağı-yukarı hareket edebilen bir gösterge yerleştirdim. Fikir Ayracı işte böyle bir fikir sonucu ortaya çıktı.

Kitabı okumaya başlarız ama her kitabı bir solukta bitiremeyiz. Kitabı bitirdiğimizde de ne kadar sürede bitirdiğimizi -eğer bir yere not almadıysak- bilemeyiz. Bende ayracın üzerine yine aşağı yukarı hareket edebilen bir gösterge daha yerleştirdim. yukarıdan aşağı 1′den 31′e kadar sıralanmış sayılar üzerinde hareket edebilen bu göstergeyi değişik şekilde kullanabilirsiniz.

Kitabı okumaya başladığınızda göstergeyi 1 kademe aşağı indirerek o kitabı kaç kerede bitirdiğiniz görebilir, ya da kitaba başladığınız tarihi işaretleyerek – Örneğin 4 nisan da okumaya başladınız göstergeyi 4 sayısının üzerine getirirsiniz- kitabı kaç günde bitirdiğinizi görebilirsiniz.
Kullanmaya başladığımda ilginç istatistiksel verilere sahip oldum.

Ürünü tasarladıktan sonra patent başvurusunda bulundum. Fikri haklar konusunda hizmet veren bir ofiste yaklaşık 4 yıldır çalışıyorum. Dört yılın getirdiği tecrübe ile fikrin korunmasına oldukça önem veriyorum.”

Nis 17, 2007 - Genel    No Comments

Favori’den Hoşgörünün Fırsatı

Dost, altın gibidir, bela da ateşe benzer. Halis altın ateş içinde saf hale gelir.


Bu yıl UNESCO tarafından Mevlana Yılı ilan edildi. Yani hoşgörü yılı. Yılın ilk aylarında bunu pek gözlemleme ve uygulama şansımız olmadıysada geride daha 8 ayımız olduğunu bilmek umut verici.

Aramızdan ayrılalı 800 yıl oldu lakin Mesnevi’si ile dipdiridir Mevlana Celaleddini Rumî. Bu habere daha çok edebiyat, sanat ve tasavvuf çevreleri ilgi duyarken, Favori ezberi bozup, güzel bir fırsat yakalamışa benziyor. Mevlana’nın insan sevgisi ve engin hoşgörüsünün kurumsal değerleriyle örtüştüğünden hareketle bir koleksiyon hazırlamışlar.

Bünyesindeki 40 kadar tasarımcı, aylarca Mevlana hakkında incelemelerde bulunmuş ve ortaya Hoşgörü Koleksiyonu çıkmış.

Günlük kullanımlar ve özel günler için iki ayrı başlıkta tasarımlar yapmışlar. Çok hoşuma giden parçalar oldu. Favori’yi ve tasarımcılarını tebrik etmek istiyorum.

Nis 12, 2007 - Genel    No Comments

Gift Marketing

Womm Konferansı’nda, konuşmaların notlarını alırken, arada bir de Onur’la konuşmakta idim. O’nun, konuşmacının ve çevirmenin sesleri birbirine karışınca aklıma çok güzel bir fikir gelmişti ve ben fikrimi not alıp, “İnşallah kimsenin aklına gelmemiştir şimdiye dek.” demiştim. Hemen oracıkta zihnimde kurguladım fikrimi, isim bile verdim kurguma. Gift Marketing!

………

Birkaç gün evvel, Ideefixe’e bir sipariş verdim. Bugün geldi paketim. Paketi açtığımda bir de ne göreyim, Koçtaş’ın ürün kataloglarından biri. Benim aldığım ürünle Koçtaş’ın bir ilgisi yoktu gerçi.

……..

Biraz Orhan Pamuk tarzı oldu yazdıklarım ama durun şimdi birleştireceğim parçaları:) Aklıma gelen fikir şu idi;

- Online alışveriş sitelerinden, müşterilere ulaşan paketler içine, müşteriyi rahatsız etmeyecek büyüklükte, broşür, katalog, promosyon ürünü konulsa,

- Online alışveriş sitelerindeki ,”Şu ürünü alanlar, şunu da almış.”tan hareketle, sizin bir ürünüzü alan müşterilerinize, aynı ürün grubundan ya da yakın ürün gruplarının tanıtımını da göndermek.

Mesela, A firması traş makinası satıyor. B firması ise; krem, losyon, yüz bakım ürünleri. Traş makinası siparişi verenlerin paketlerine, B firmasının tanıtımlarının konmasının hem müşteriye, hem firmalara artısı olacaktır.

Benden evvelce düşünüp, harekete geçenleri kutluyorum:)
…………

Bir de gözüme takılanlar;

* Blogger Türkçe hizmet vermeye başladı. Sağolsun.
* Google’ın Yuri Gagarin logosu pek şirin olmuş. Bill Gates’in uzay yolculuğu da şimdiden hayırlı olsun. Yediği, içtiği onun olsun da gördüklerini gelip bize anlatsın isteriz:)
* Birçok çocuk, ağlar vaziyette bile olsa reklamlar çıkınca susuveriyor ve TV’ye kilitleniyor. Anlam veremiyordum. Vitra’nın yeni reklamını izleyene dek. Bir insan bir reklamı izlerken dinlenir mi, kilitlenir mi, yine çıksa der mi? Evet, diyorum. Ajansına teşekkür ediyorum.
* BİM’den adı Patito olan bir cips aldım. Evcek denedik ve pek bir beğendik. Şimdilerde müdavim olduk. Her akşam Patito ve film. Patito talebimizi görünce, baharatlı versiyonunu sundu. Onu da sevdik. Öneridir.
Nis 5, 2007 - Genel    No Comments

İletişim Stratejisi Açısından: AKP’nin Gençlik Oy’un’u

Marketing Türkiye Dergisi 121. sayısını AKP ve iletişim stratejisine ayırdı. Dönem dönem bloggerların fikirlerine de başvuran MT, aşağıda tam metni bulunan değerlendirmelerimin de bir kısmına yer verdi.

Birileri Ak Parti derken başka birileri ısrarla AKePe şeklinde telaffuz etmekte. Aslında tam burada yani isminden başlıyor AKP’nin iletişimi. Merkezinde R. Tayyip Erdoğan’ın olduğu partiyi iki kademede incelemekte fayda var. Bilinen adı ile Selamet Partili insanlarla, modern muhafazakarların oluşturduğu AKP, tabandan beslenip tavana yayılan bir strateji ile dikkat çekiyor. Çok uzun zamandan sonra tek başına iktidar olmayı başaran partinin sadece muhafazakar insanlardan beslenmediği de aşikar. Seçim döneminde Avcılar-Esenyurt’ta bulunuyordum. Ağırlığını Kürtlerin oluşturduğu bu bölgedeki insanların, rahatlıkla şunları söylüyor olmasına şahitlik etmiştim:

“Görünen o ki, bizi temsil edecek partinin meclise girmesi zor. O halde biz de hakkımızı korumasa bile bizi ezmeyecek olan damadımız Tayyip’e oy veririz.”

R. Tayyip Erdoğan Büyükşehir Belediye Başkanlığı dönemindeki çalışmaları ve çıkışları ile “güven” duygusunu yüreklere salmıştı. Bir de şiir okuduğu için 10 ay hapislik olayı ile haksızlığa uğradığını düşünen tüm insanların belleğine kazındı. “O da bizden biri!” mesajını algıladı insanlar. E buna bir de Karadenizliliğin ve Kasımpaşalı olmanın verdiği “bıçkın delikanlı” yönü eklenince, liderliğe soyunması hiç güç olmadı. Erbakan döneminde bile dikkatleri üzerine çeken, umut vaat eden, başarılı siyasetçilerin menzili AKP olunca, sarsılmaz tahtın gücü perçinlenmiş oldu. Sivas’tan Abdüllatif Şener, Kayseri’den Abdullah Gül, Ankara’dan Ali Babacan, Manisa’dan Bülent Arınç ve birçok isim hiç de küçümsenmeyecek yetkinlikte bürokratlardı. Sandıktan ezici çoğunlukla çıkması ile birlikte büyük beklentiler içine giren halk, onları ilk defa AB sürecinde gördü ve “Doğruyu yapmışız!” dedi. AB süreci boyunca sadece yurda değil, yurtdışına da büyük sınav veren AKP, alnının akı ile süreci yönetmeyi bildi ve dosta da düşmana da “40 yılda alınan mesafenin iki mislini birkaç ayda verdiler!” dedirtti. Ekonomideki göstergeler daha birinci yılını dolduran hükümete güvenin yersiz olmadığını gösterdi. İş dünyası halinden oldukça memnundu.

Ancak kendilerini meclise taşıyan taban, onlardan “başörtüsü” problemini çözmesini beklerken, konunun sürekli gündem dışında bırakılmasına içerledi. Taban zayıflamaya başlarken, yerinde boş boş durmayan parti, odağını “genç”lere çevirdi. Gençlik kollarının üzerine oynadığı kartı, tam zamanında oynamıştı. Diğer partiler ise aksattıkları bu kitlenin yeni seçimlerde kendilerinin başına taş gibi düşeceğini görememiş olmalı ki, seçimlere birkaç ay kalan şu dönemde paçaları tutuşmuş olarak faaliyetlerine hız vermeye başladı.

Aslında ekonomi ve yurtdışı siyaseti ile bunca meşgul olan AKP’nin hangi arada ve hangi stratejistin aklı ile “genç”lere yöneldiğini bulmak da zor olmasa gerek. Bünyesine kendisi gibi düşünmese bile, alanında uzman olan insanları katmayı bilen AKP’nin Edibe Sözen gibi bir isimle yoluna devam etmesi çok mantıklı ve akıllıca. Reklam kampanyalarını yürüten Arter reklam ajansı da, çok profesyonel olmasa bile bir ajanstan bekleneni verme kararlığında oldu hep. Şimdilerde Ali Taran ile çalışacağına kesin gözüyle baktığım AKP, seçmenlerini bazı konularda hüsrana uğratsa da, daha iyi bir seçenek olmadığını düşünen bu kitle tarafından, tekrar mecliste tek başına iktidarı oynayacağa benzer.

İnsanlar kendi aralarında konuşurlarken her ne kadar hükümete ağır eleştiriler sunsalar da, ekonomik olarak rahatlığın içlerindeki sesi yönlendireceğinden de kuşkum yok. %50′lerde seyreden enflasyonun son yıllarda tek haneye düşmüş olmasını rakamsal olarak okuyamayabilir halk. Ancak pazara her çıktığında filesini doldurup eve gitmenin, muz-kivi gibi lüks sayılan meyveleri haftada birkaç defa evine götürmenin, yılda iki defa kıyafet alabilirken şimdilerde ayda bir kıyafet alabilmenin hazzını, çözülemeyen diğer sorunlara tercih edecek izlenimi veriyor bana. En azından ömrünün 20 yılını SHP ve CHP’ye adamış babamın oyunu AKP’den yana kullanacağını bilmek, bu tahminlerde yanılmadığımı ispatlıyor.

AKP gençlere yönelerek nasıl akıllıca davrandı ise, son zamanlarda üzerindeki ölü toprağından sıyrılmayı da bilmeli. Kendisine dargın konumdaki kitlelerden ufak ufak gönül almaya başlamalı. Kötü günler için elinde sakladığı bir proje varsa onu ortaya çıkarmalı ya da böyle bir proje ile çıkış yapmalı.

Bu yazı Derin Düşünce Grubu‘da da yayınlanmış olup, çok değerli insanların yorumları ve tespitleri ile derin bir boyut kazanmıştır.

Nis 4, 2007 - Genel    No Comments

Türkiye’nin Pazarlamaya İhtiyacı Yok mu?

Türkiye’nin AB’nin 50. yıl kutlamalarına davet edilmemesi üzerine bir açıklama yapan Abdullah Gül, “Bu konu zaten çok konuşuldu. Beni o kadar da ilgilendirmez. Kendi işimize bakıyoruz. Böyle şeylere takılmıyoruz. Yapmamız gereken çok işler var. Onlarla ilgileniyoruz.” şeklinde konuşup ardından da Türkiye’nin kendisini “pazarlamaya” ihtiyacı olmadığını ifade etmiş. Aslında, AB’ye ince bir gönderme yapmaya çalışan Gül’ün, bu cümle ile pazarlamayı hafife aldığını ve pazarlamayı hafife almanın hiçte iyi sonuçlar vermeyeceğini hatırlatmak isterim. Neyse ki, Başbakan pazarlamaya inanıyor.