Archive from Mart, 2007
Mar 31, 2007 - Genel    No Comments

Second Life’taki yeni şube açılışımıza tüm halkımız davetlidir!

Keşke ile başlayan cümlelerden yola çıkılarak yapıldığından kuşkum yok. Keşke biraz daha param olsaydı, keşke burada olmasaydım, keşke “O” olabilseydim, keşke… Keşkelere bir şans veriliyor orada. İkinci bir hayat yaşama fırsatı. Kendi hayatını kontrol edemediğini düşünen, “Yeni bir hayatım olsa nerede, nasıl, kim olurdum?” sorularını ya da düşüncelerini taşıyan insanların buluştuğu bir oyun Second Life.

Üye olmanızla birlikte başlıyor ikinci hayatınız. Kendi ellerinizle kendi hayatınızı yeniden kuruyorsunuz. Biraz uğraşıyorsunuz orada da. İkinci bir şans da olsa, sanal da olsa, oyun da olsa biraz yorulmak ve vakit harcamak, düşünmek lazım PC başında.

Madem yeni bir yaşam oluşturulacak, o halde her şey yeniden kurulmalı. Milletler, devletler, ticaret, ekonomi, eğlence, çevre, sağlık yeniden konumlandırılmalı. Hal böyle olunca da birilerine yeni kıtaların bulunması gibi fırsatlar çıkıyor.

Second Life’ta normal yaşamda neye ihtiyaç varsa onu kurabiliyor, yönetebiliyor, kazanabiliyorsunuz. Üstelik diğer oyunlardan farklı olarak, PC kapalı iken bile yaşamınız da, kazanmanız da devam ediyor. Bu oyun dünyası birileri tarafından epey ciddiye alınıyor! Tüm dünyadan yaklaşık 4,5 milyon üyesi var ve bu sayı sürekli artıyor. Bir para birimi bile var. $L, yani Linden Dolar.

Yazının devamı bu ayki Smart Marketing Journal’de.
Mar 30, 2007 - Genel    No Comments

Vodafone Bana Sürpriz mi Yapmış?

Sabahları telefonum uyandırır beni. Bu sabahta Galatasaray Marşı ile uyandım mahmur mahmur. Saat kaç diye telefonuma baktım ve sürprizi gördüm. Telefonumun operatör ismi değişmiş. Telsim yazısı yok. Yerine VODAFONE TR yazıyor.

Vodafone çok şeyi değiştirecek. (Aslında sadece Turkcell’in “Bir adam vardııı” şarkısını engellese bile minnettar olacağım.) En azından altyapı sorunlarının üstesinden rahatlıkla geleceğe benzer. Hemen ardısıra bir dizi yenilik. Heyecanlıyım ben. Hem de çok. Acaba benim lovemarkım Telsim mi? Hımm. Belki:)
Mar 30, 2007 - Genel    No Comments

Fikrim Mühim Kardeşim!

Fikri Mühim, fikrini mühim-seyen herkesi çatısı altında toplamaya karar vermişe benziyor. Güzel yanı, fikrini mühimsemeyen insan yok gibi. Yani yakında 10.000 olan üye sayıları bir rekora imza atabilir. Dün Fikri Mühimleri ile bir tanışma toplantısı düzenleyen Fikri Mühim’in bile bu katılımcı profilini ve ilgisini beklediğini sanmıyorum. Sırf FM’lik için nete girmeyi öğrenenleri mi dersiniz, evine bilgisayar alanları mı, bir evden 4 FM’nin sorun olup olmayacağını soranları mı, öğrencilerin heyecanını mı, proje sunanları mı? Güzel bir toplantıydı. Renan Hanım’ı, Aytaç Bey’i ve ağızdan ağıza pazarlamanın yaygın hale getirilmesinde emeği geçen herkesi tebrik etmek istiyorum.
Mar 28, 2007 - Genel    No Comments

Google Bize Logo Yapsana!

Bu Google’da alem. Çeşitli ülkelerin özel günleri için logo yapıyor ama arada ülkemizi hep unutuyordu. Daha doğrusu unuttuğunu biz bile unutmuştuk. Özgür ve ekibi bize hatırlatana dek.
Bu Özgür bizim hep unuttuğumuz, gözümüzün önünde olupta farkedeğimiz konulardan projeler oluşturması ile ünlüdür:) Bakın şu projeye! Gelin de takdir etmeyin.
Mar 26, 2007 - Genel    No Comments

Afferim Nike’ye!

Bu Pazar 15 kişi Belgrad’a yürümek ve mangal yapmak için gittik. Havanın çok iç açıcı olmaması bizim piknik keyfimizin önüne geçemedi:) İki koldan yürüyüş parkuruna doğru ilerledik. Benim grubum ani bir karar ile parkurdan değil de farklı bir istikametten yürümeye karar verdi. Yürüyüş sonunda diğer ekipteki arkadaşlarımızla buluştuk. O gruptaki arkadaşlarımızın ellerinde elmalar ve sular görünce “Bu da ne?” dedik doğal olarak. Aklıma neler neler gelmişti ki, gruptan biri durumu açıklığa kavuşturdu. Yürüyüş parkurunda Nike bir stand kurmuş. Her Pazar 07:00-11:00 saatleri arasında yürümek isteyenlere ücretsiz yürüme koçluğu yapıyor ve elinize bir elma, bir de 0,5 litrelik su verip, iyi yürüyüşler diliyorlar. Uygulamalarını çok beğendim ve kendileirni tebrik ettim. Doğru zamanda, doğru saatte, doğru hizmet. İşte Nike’den pazarlama dersi.

Mar 26, 2007 - Genel    No Comments

Benli mi? Albenili mi?

Dev bilboardlarda bir bayan resmi. Yaşlıca. Üzerinde

* Yaşlı mı?
* Işıltılı mı? yazıyor. Bir başkasında ise yüzünde benleri olan genç bir kız. Oradaki soru ise;

* Benli mi?
* Albenili mi? şeklinde.

Bu Dove’un Gerçek Güzellik Kampanyası adını verdiği yeni reklam çalışması. Güzellik kavramının içini boşalttığımızı vurgularken, güzelliğin yapay olmaması gerektiğinin üzerinde duruyor ve mesajını veriyor;

Dove, doğal güzellik ve temizlik sağlar.
Kampanyanın amacı;

-Tüm kadınların katılabileceği tartışma ve forumlarla toplumumuzdaki güzellik kavramını ve standartlarını belirlemek

-Gerçek güzellik kavramını kalıplaşmış klişelerden kurtarmak ve gerçek güzelliğin tanımını yeniden yapmak

-Kadınların ve toplumun güzellik kavramına daha farklı bakmasını sağlamak ve onları düşündürtmek amaçlı reklam kampanyaları yaratmak

-Global olarak düzenlenen akademik araştırmalarla tüm dünyadaki kadınların güzellik hakkındaki düşüncelerini belirlemek; güzelliğin, kadınların mutluluk ve sağlığı üzerindeki etkilerini ölçmek

-Genç kızların vücutlarıyla ilgili takıntılarından vazgeçerek güzel hissetmelerini sağlamak ve kendilerine güvenen bireyler olarak yetişmesini amaçlamak.”
olarak belirtilmiş.
Bu amaçlar kampanyaya katılanları epey etkilemiş olacak ki, çoğunluk benli kızımızı “albenili”, yaşı bayanı “ışıltılı”, burnu kemerli hanımı ise “karizmatik” bulmuş. Gerçekler böyle mi? Bana sormayın. Zira benim bayanda güzellik deyince Natalie Portman’ı, erkekte Johny Deep’i hatırlamam, kampanya için sağlıklı sonuçlar vermeyebilir:)

Mar 21, 2007 - Genel    No Comments

Pazarlamanın Online’ı

Pazarlama doğru zamanda, doğru yerde, doğru ürünle bulunabilmektir, der literatür. Buna bir de doğru ve güncel mecrada bulunmayı da eklemeliyiz. Internet’in 2000 yılı itibari ile hayatımıza girmesi birçok değişikliği de beraberinde getirdi. Yeni kavramlarla tanıştık. Yüzyılın hızından etkilenerek, bu yeni kavramlarla içli-dışlı olmamız uzun sürmedi.

Önceleri tabelası her şeyi olan firmalar, bilgisayara olabildiğince uzak yaşamakta idiler. Sonra sonra web sitesi olmayınca kendini daha çok kitlelere tanıtmasının mümkün olamayacağını gördü.

Baştan savma olduğuna kanaat getirilen web siteleri zaman içinde sürekli değişikliğe uğradı.
Firma dünya ile arasındaki tüm sınırları kaldıran bu Internet kavramını çok sevdi.

Önceleri müşterilerine telefon, faks, mektup yolu ile ulaşırken, bu enstrümanlara e-mail ve e-bülteni de ekledi. Hem daha çok insana ulaşılabildiği hem de daha ucuz hatta maliyetsiz olduğu için en çok tercih edilen enstrüman olmayı başardı.

Madem trend buydu, o halde ticaret online ortama taşınabilir miydi? Evet! O da oldu. Kitap ve CD ile başlayan e-ticaret yolculuğu, aranan her ürünü ve hizmeti bir “tık” mesafesine indirgedi.

2005 ile birlikte blog denilen web günlükleri arz-ı endam etmeye başladı. Bu günlükleri web sitelerinin statikliğine bir alternatif olarak kullanmaya başladı. Her ne kadar kişisel bir uygulama gibi algılansa da firmalar da bloggingi lehine kullanmayı bildi. Hedef kitlesi ile dinamik, enerjik, etkileşimli, samimi bir buluşma yeriydi şirket blogları.

Online ortamın nimetlerini reklam konusunda da iyi kullananlar oldukça kârlı sonuçlar aldılar. Advergaming kavramıyla tanışıldı. Online ortamdaki oyunların içindeki reklamcılık diyebileceğimiz advergaming, kullanıcılar belki de ilk defa reklamlardan bu kadar eğlendiler.

Mar 20, 2007 - Genel    No Comments

Hay başınıza Hawk kadar taş düşsün emi!

O hep güzel işler yapar. Son albümünde de geleneğini bozmadı. Güzel işler yapınca şaşırmıyorum da Buzda Dans adlı tepeden tırnağa garip yarışmada onu izleyciler arasında görünce şaşırdım.Başında şapkası, gözünde güneş gözlüğü ile sıkı bir mesaj verdiği açıktı. Bu mesajı almak içinde pazarlamacı olmaya gerek yoktur sanırım.

Onca seyirci arasında, tüm kamuflajına rağmen(!) Yaşar olduğu anlaşılmış ve birden kameralar kendisine dönmüş ve “Aaa Yaşar da burdaymış!” bihaberliği senaryosu oynanırken o da ne? Ekranın altında bir reklam beliriyor. HAWK güneş gözlüğü reklamı! O yarışmadan sonra da İlhan Mansız’dan menkul modaya uyan Yaşar, gece-gündüz, yerli-yersiz güneş gözlükleri ile magazin dünyasına düşüyor. Gözündeki gözlüklerin markasını söylemeye hacet var mı?

Hay başınıza Hawk kadar taş düşsün emi! Madem böyle bir senaryonuz var (-ki bu sadece benim kuruntum da olabilir. Peşinen kabul ediyorum:)) bari doğru adamla çalışın. Yaşar gibi magazine mesafeli biri ile çalışır mı insan? Ben onu ilk gözlükle görünce acaba ne oldu, diye geçirdim içimden. Öyle ya, gözündeki bir şeyi saklıyor olabilirdi ya da utanılacak bir şey yapmış olabilir miydi? Yoksa ne demeye gözlükle gezsindi ki bu çocuk? Abartıyor muyum?

Magazini severim. Son zamanlarda biraz aksatmış olsam da özümde iflah olmaz bir magazin takipçisiyim. Paris Hilton’un yeni iç çamaşırıyla, Hande Ataizi’nin son estetik merkeziyle, Bülent Ersoy’un en son aldığı mücevherle, Doğa Bekleriz’in kulağını yapıştırdığı yapıştırıcıyla, Ebru Şallı’nın kızı İrem’i hangi çocuk mağazasından giyindirdiğiyle, Asena’nın son aldığı ayakkabıyla sandığınızdan da fazla ilgiliyim. Bu nedenle tecrübelerim diyor ki, Yaşar yanlış bir tercih. Öyle diyorsam öyledir ayol. Ben ki bu ülkede magazini sevdiğini söyleyebilen ender Türklerden biriyim:)
Mar 19, 2007 - Genel    No Comments

Kritik-mim

Dönem dönem olduğu üzere yine bloglararası bir turnuvaya Suat Bey’den aldığım pasla iştirak ediyorum.
Bana pası atan blogu eleştirip, sonra da beni eleştirecek bloggerlara topu atacağım. Turnuvanın genel anlatımı böyle.

Gelelim işimize;

Blog adı: Gelenek olan blog adı bu yıl içinde hiçbir açıklama yapılmadan (tamam yapıldı:)) düşünceler olarak değişti ki, ben gelenek halini daha çok sevenlerdendim. Okura sormadan böyle kararlar almak doğru gelmiyor bana. Ama Suat Bey diyecek ki, ” Ayol orası benim bahçem. Ne ekersem, ne biçersem benimdir. Size ne?” o zaman diyecek bir şey kalmaz.

Blog Yapısı: WordPress yapısı kullanılan blogun işlecselliğini iyi buluyorum. Sadece renkleri beni uzun süre sayfada tutmaya yetmiyor çok defa.

Blog içeriği: Güncel olayları kendi hayat tarzı ve düşünce dünyasından süzerek yorumlayan Suat Öztürk’ün bu konudaki başarısına diyecek yok. Birçok köşe yazarından daha iyi yazdığını ve bir tarzı olduğunu kabul ediyorum. Tek sorun, yazıları okurken bir süre sonra odağımı kaybediyorum. Yazıları fazla detaylı ve uzun bulabiliyorum. Sanki yazı yazılırken odak kaybediliyor. Bunda da Suat Bey’in olmuşken en iyisi olsun, kimseye eleştirecek kapı kalmasın, yanlış anlaşılmaya sebep olmasın kaygısını seziyorum. Adı üstünde Suat Bey’in düşünceleri o yazılar. Mükemmel ya da süper tespitler olması gerekmiyor. Bir de bu durumun bence ne kötü yanı, yazının samimiyetini kaybetmesi. Blogger yazılarına samimiyeti yeterince yansıttığında, okur-blogger ilişkisi daha derin kuruluyor. Yani ben yazılarda Suat Abiyi de bulmak isterim. Suat Öztürk’ü soğuk buluyorum.

Suat Bey bu eleştirileri okurken çok acımasızca bulacak belki. Ama tasalanmayınız efem. Ben de topu hiç huyum olmamakla birlikte eleştirilerin kralına yani Müzmin Anonim’e ve fikirlerine gerçekten kıymet verdiğim ve kıskandığım insan Mehmet Doğan’a atıyorum.

Eee bunca eleştiri sonrası çuvaldızı kendimize batırmak nevinden, Nef’i den bir iki mısra gerek buraya:)

Siham-ı Kaza’dan

Hiç hanlık satılır mı hey edebsiz hain
Tutalım olmamış ol fitne muazzam a köpek

Sen kadar düşmen-i devlet mi olur a hınzır
Ne turur saltanatun sahibi bilsem a köpek

Ehl-i dil düşmeni din yoksulu bir melunsun
Öldürürlerse eğer can-be-cehennem a köpek

Mar 17, 2007 - Genel    No Comments

8,5 Milyon Özürlü Size Ne İfade Ediyor?

15 Mart Dünya Tüketiciler Günü dolayısı ile İSO’da “Tüketici Hakları’na Farklı Bir Bakış” paneline katıldım. İtiraf etmeliyim ki, Tüketiciler Gününü o gün öğrendim. Sırf meraktan işten izin alıp gittim. Çok verimli bir paneldi.

Bence en anlamlı sunumu Omurilik Felçlileri Derneği(TOFD) Başkanı Ramazan Baş gerçekleştirdi. Özürlü kavramına bambaşka bir yönden bakmamızı sağladı. Türkiye’de 8,5 milyon özürlü insanın olduğunu ve bunların da doğal olarak tüketici olduğunun hatırlanmasını istedi. Özürlülerin ve engellilerin en büyük sorunu engellenmek! Sokağa çıkması engelli, seyahati engelli, alışverişi engelli. Bu engelleri onların koymadığını bizim koyduğumuzu da belirtmeye gerek yok. Buradan hareketle PERDER(Perakendeciler Derneği) ve TOFD birlikte bir projeyi hayata geçirmek istemişler. Uyum Gıda pilot çalışma dolayısı ile seçilmiş. Marketlerin engellilere uyumlu hale getirilebilmesi için;
* Alışveriş yerinin (asansör, merdiven, tuvalet vb) ilgili her yerinde görme engelliler için kabartma (Braill) yazılı bilgilendirme yazıları ve sesli uyaranlara yer verilmesi,
* İşitme engelliler için ışıklı uyaranlar kullanılması,
* Tezgah, raf, kasa masa vb unsurların ortopedik özürlülerin ulaşabileceği standartlarda olması,
* Market içinde ve/veya buraya en yakın noktada özürlü tuvaletlerin bulunmasının sağlanması,
kriterlerine bağlı kalınarak proje uygulanmış. Oldukça olumlu tepkiler alan uygulama beni çok heyecanlandırdı ve örnek teşkil etmesi adına bu çalışmanın daha çok duyurulmasını tavsiye ettim.
Ciddi bir tüketici kitlesi ve pazar payına daha fazla göz yummayı başaramayacağız. Bakınız şu verilere;

“1) ABD’deki engellilik için seyahat geliştirme derneğinin 1999 yılında yaptığı konferansta; 50 milyona yakın engellinin olduğu ve alım gücünün 75 milyar dolara ulaştığı saptanmıştır.

2) Avrupa’nın istatistik örgütü durumundaki EUROSTAT tarafından yayınlanan verilere göre:

Avrupa’da toplam 50 milyon engelli bulunmaktadır.
Avrupa’da her yıl 8 milyon engelli en az bir kez yurtdışı seyahate çıkmakta,
15 milyon engelli kendi ülkesinde seyahat etmekte,
22 milyon engelli günübirlik turizm faaliyeti gerçekleştirmektedir.
Bu turizm aktivitesinin engellinin yanında en az bir refakatçi ile gerçekleştiği hesap edildiğinde, engellilerin 35 milyon seyahat ve 630 milyon geceleme ürettiği ortaya çıkmaktadır.

3) Devlet; 2022 sayılı kanuna göre sosyal güvencesi olamayan bir (ağır derecede) özürlüye ortalama 220 YTL maaş vermektedir.

Buna göre 8.5 milyon özürlü ve süreğen hastanın ülkemizde yaratacağı yıllık asgari tüketim potansiyeli 22 Milyar 500 milyon YTL civarındadır

KAYNAK: Tüketici Hakları Derneği “

Peki bu veriler ışığında neler yapılabilir? Ramazan Bey şunları öneriyor;
* Engellide, kendisinin bir tüketici olduğu bilincinin oluşturulması.
* Mal ve hizmet veren kişilerde engellilerin önemli bir müşteri potansiyeli olduğu bilincinin yaratılması.
* Ulaşım araçlarının, engellilerin kullanımına uygun hale getirilmesi.
* Mal ve Hizmet satın alınan yerlerin engellilerin kullanımına uygun hale getirilmesi.
* Mal ve hizmet satın alınan yerlerdeki çalışanların engellinin acınacak insan değil, önemli potansiyelleri olan bir tüketici grubu olduğu düşüncesinin oluşturulması.
* Mal ve hizmet satın alınan yerlerdeki çalışanların engellilerin ihtiyaçları konusunda eğitilmeleri.
Konuya hassasiyetin artması dileği ile.

Sayfalar:12»