Archive from Şubat, 2007
Şub 27, 2007 - Genel    No Comments

İş Ahlâkı ve Biz

İş ahlâkı ya da iş etiği, dediğimiz şey iş yaşantısındaki ahlâki tüm sorunları kapsar. Ahlâk neyin doğru neyin yanlış olduğunun altını çizen bir kavram. İş ahlâkını da buna dayanarak, iş dünyasında gerek yazılı, gerek yazısız olarak neyin doğru neyin yanlış olduğu ile ilgili tespitleri yapan kavram olarak açıklayabilirim. Örneğin rüşvet, dil,din, ırk, cinsiyet ayrımcılığı, dolandırıcılık, hırsızlık, yolsuzluk iş ahlâkına aykırı fiillerdir.

İş ahlâkı kavramı okullarda ders olarak öğretilmez, bu başlık adı altında sınava girmeyiz. İş başvurularında iş ahlâkını ölçen testlere, görüşmelere muhatap olmayız. Bu konu yıllar içerisinde, yaşanılarak öğrenilir. Her ne kadar her bireyin ve toplumun kendine göre bir “ahlâk” anlayışı gelişse de, ortak bir ahlâk anlayışı da zamanla oluşur.

28 yaşımdayım. İşyerlerinde iş ahlakı ihlallerinden az çekmedim. Satışçılar ya da müşteri temsilcilerinin, işten ayrılırken müşterileri de götürmesi ve yeni firmalara “kendi pörtföyüm var” diyerek gitmesini hiç hazmedemem. İş ilanlarında “Pörtföyü olan eleman alınacaktır.” ibaresine de sinir olurum. Bir şirkette takım ruhu vardır. Müşteri, bireyin değil firmanın müşterisidir. Bu fikrin tersi davranış ya da uygulamalar benim iş ahlakıma aykırıdır.

Bayan olduğum için ücret ayrımcılığına maruz kalmayı da iş ahlakına zıt bir durum addederim. İş başvurularımın birçoğu fiziksel nedenler ile reddedilmiştir ki, bu ciddi ciddi bir iş ahlâkı sorunudur. (8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne göndermedir.)

Satış yapmak için müşteriye firmanın karşılayamayacağı rüşvetler teklif etmek iş ahlâkını zorlar. Rüşvet başlı başına bir ahlâk sorunudur.

İş ahlakı zor edinilen bir erdem. İşimiz salt proje bulmak, uygulamak, yönetmek, para kazanmak, kâr elde etmek değildir, olmamalıdır. İnsan olmak ahlâklı olmayı gerektirir. Güzel ahlâkla ahlâklanmak ve iş etiğini zihnimizin bir kısmında hep canlı tutmak ümidi ile.
Şub 23, 2007 - Genel    No Comments

İstanbul 2010 Dünya Başkenti Afişi

Malumunuz İstanbul 2010′da dünya başkenti olacak. Afiş çalışmaları arasında bir yarışma yapılmıştı ve sonuçta bir birinci belirlendi. Ben çok beğendim bu afişi. Bizce çok manidar ama yabancılar bu afişten bizim anladıklarımızı anlayabilecek mi çok emin değilim. Türk kahvesi, lokum, boğaz ve camilerimiz tek bir kareye bu kadar yakışabilirdi. Bu cami unsuruna birileri takılacaktır mutlaka.
İki yıl önceki Marketingist’te, Zeynep Göğüş’ün moderatörlüğünde gerçekleşen “Bir Ülke Nasıl Marka Olur?” panelinde konuşmacılardan Bill Colegrave’a (Superbrands), katılımcılardan biri, Türkiye tanıtım afişindeki cami resminin bizim marka olma imajımıza zarar verdiğini ima eden bir soru sormuştu. Soru beni olduğu kadar Colegrave’ı da şaşırttı. Mimar Sinan gibi bir ustanın elinden çıkan eserlere sahip olamayan bir dünya var. Gurur duyulası bir ülke, gurur duyulası İstanbul. Elimizle bozduğumuz her şeyi için bu kentten özür dilerim. Hala dünyanın en güzel kenti. 2010′a kadar çok iyi hazırlanmak ve çok değil 3 yıl sonrasına bu etiketin hakkını vermek ümidiyle.
Not: Bu dünya başkenti olma fırsatı ben ve 2 arkadaşıma “Biz neler yapabiliriz?” sorusunu sordurunca, bir şeyler yapmak için kolları sıvadık. İstanbul’da yaşayan, yaşamış, yaşamayı isteyen; İstanbul’u seven, geliştirmek isteyen insanlardan oluşan bir grup kurduk. Adını da İstanbul Entelektüel koyduk. Yahoo da bir sanal grup. Referansla üye kabul eden ve İstanbul’da gördüklerimizi, görmek isteyebileceklerimizi, etkinlikleri, değerli makale ve çalışmaları paylaşan bir grup.
Biliyorum hepiniz 2010 için bir şeyler yapmak istiyorsunuz. Şimdiden kolaylıklar. Zihniniz açık olsun.

Şub 16, 2007 - Genel    No Comments

Markasız Çıkmam Abi!

Werder Bremen’li Miroslav Klose’nin Bayern Münih’e transferi sözkonusu. Ancak büyük bir engel O’nu bu transferden soğutuyor. Ne mi? Ayakkabısı:)

Klose 4 yıllığına Nike ile anlaşmalı. Hem de 2 milyon Euro bedelle. Oysa Bayern Münih, Adidas ile anlaşmalı ve oyuncularının da Adidas giyinmesini istiyor. Durum böyle olunca da, transfer yatmış oluyor.
Marka savaşlarının yeni alanı ve yeni gelişmelerden biri.
Şub 13, 2007 - Genel    No Comments

Google’ın Mahkumiyeti Onandı!

Kimi firmalar Google’da yer almak için çaba sarfderken, kimileri bu arama motorunda olmayı, şirket bilgilerinin izinsiz yayımlanması olarak değerlendiriyor. İşte bu “izinsizlik” geçtiğimiz Eylül ayında Google’ın başına bir mahkeme derdi sarmıştı. Bugün karar onanmış. Diğer ülkelere misal teşkil ederse, biraz hareketli günler yaşanacağa benzer.

“Amerikan şirketine de haberleri yayımlama yasağı getirildi. Yasağın ve mahkumiyetin sebebi…Belçika adaleti, ülke gazetelerinin haberlerini izinsiz ve karşılık ödemeden yayımlayan internet arama motoru Google aleyhinde açılan davayı sonuçlandırırken Amerikan şirketine söz konusu haberleri yayımlama yasağı getirdi.

Brüksel Acil Karar Mahkemesi, Google’ın Belçika gazetelerinin haberlerine yer vermeyi sürdürmesi halinde günde 1 milyon avro tazminat ödemesine yönelik 5 Eylül 2006 tarihli adli kararı onayladı.

Belçika’da basın telif haklarını kontrol eden kurum olan Copiepresse tarafından açılan davada, Google “haber hırsızlığıyla” itham edildi. Haber üreticileriyle Amerikan şirketi arasında hiçbir uzlaşma olmadığı belirtildi. Mahkeme, Google’dan Belçika gazetelerinden izinsiz aktardığı tüm haber ve fotoğrafları sitelerinden silmesini istedi. “

Şub 7, 2007 - Genel    No Comments

MİNİ TEST: Kurumsallaşma yolunun neresindesiniz?

Bir araştırma yaparken aşağıdaki testi buldum ve Etika Danışmanlık’tan Kılınç Orhan Erdemir’e ulaşıp blogumdan yayınlayıp yayınlayamayacağımı sordum. Sağolsun kırmadı.

1) Hangisine katılıyorsunuz?

a) Aile, şirkete hizmet etmelidir. Şirket olmazsa ailenin yaşamı da riske girecektir.
b) Aile şirkete, şirkette aileye çalışsın. İşleri idare ederiz.
c) Şirket, aileye hizmet etmelidir. Vasıflı vasıfsız herkese bir kapı açarız.

2) Hangisi sizin durumunuzu yansıtıyor?

a) Şirkete üstten bakan ve denetleyen bir konumdayım,
b) Angarya işlerle değil sadece ana işimizin bizzat yürütülmesiyle ilgileniyorum
c) Her işe ben koşuyorum, çalışanlarım herşeyi bana gelip sorar

3) Şirketteki tüm çalışanlar görev, yetki ve sorumluluklar tam anlamıyla bilmekte midir?

a) Evet
b) Kısmen
c) Bu şirkette herkes her işi yapar

4) Yazılı olarak tüm ailenin mutabakata vardığı şirketle ilgili aile kuralları var mı?

a) Evet
b) Kısmen
c) Hayır

5) Çalışanlarınız, işleriyle ilgili sebeplerden dolayı şikayetçi oluyor mu?

a) Hiçbir zaman
b) Bazen
c) Herzaman

6) Hissedarlar düzenli olarak toplanarak genel durum değerlendirmeleri yapıyor mu?

a) Evet
b) Bazen
c) Hayır

7) İş akışları, talimatlar ve yönetmelikler yazılı tanımlanmış ve tüm çalışanlarca biliniyor mu?

a) Evet
b) Kısmen
c) Hayır

8) Personel istihdamınız hangi türe giriyor?

a) İşe göre adam alıyoruz
b) Bazen adama iş bazen işe adam alıyoruz
c) Adama göre iş veriyoruz

9) Şirket sahibi bugün vefat etse yerine geçecekler için önceden bir yazılı düzenleme yapılmış mıdır?

a) Evet
b) Sözlü olarak kararlaştırdık
c) Hayır

10) Şirketin başına geçecek olan varisler, bilgi ve tecrübe açısından yetiştiriliyor mu?
a) Evet
b) Kısmen
c) Hayır

11) Yeni personel ve işten çıkanların sayısı dikkat çekici düzeyde mi?

a) Hayır
b) Kısmen
c) Evet

12) Şirketin en aşağı 5 yıl sonra ulaşmak istenilen amaçları, hedefleri tanımlanmış mıdır?

a) Evet
b) Kısmen
c) Hayır

CEVAPLAR:

A’lar çoğunluktaysa: Doğru yolda ilerliyorsunuz.Şirketinizin genel durumu kurumsallaşma yönünde temel adımları atmaya başladığınızı gösteriyor. Yönetim yapınızı sürekli iyileştirip geliştirmeye yönelik çözümler üzerine düşünmelisiniz. Kurumsallaşmış firmalarla aranızda kıyaslamalar yapın. Firmanız için büyüme, gelişme ve yenilik olanaklarını araştırın. Firmanızın temel sorunlarını çözmüş olsanız da iç ve dış çevre analizinizi yapın. Düzenli olarak müşteri ve çalışan memnuniyetinizi ölçün. Şirket içinde düzenli bir öneri sistemi geliştirin. Çalışanlarınıza yatırım yapın. Yol gösterici uzmanlara danışmaktan çekinmeyin.

B’ler çoğunluktaysa: Daha fazla çaba sarfetmelisiniz!Kurumsallaşma yolunda el yordamıyla ilerliyorsunuz. Bunu gerçekleştirebilecek potansiyeliniz var. Sorunlara doğru teşhisi koyabilmek ve doğru çözümleri bulmak için işletme içindeki körlüğü yenmeli, şirket üstü bir bakış ile olaylara yanaşmalısınız. Organizasyon yapınızda herşeyi açıklığa kavuşturun. Çalışanlarınızın şirketi kendi işletmeleri gibi sahiplenmeleri için onların tavsiyelerine kulak verin. Aile anayasanızı oluşturmak üzere ciddi kararlar almaya başlayın. Şirketin başındaki kişi olarak bugün vefat edebilecekmiş gibi sizden sonra yapılması gereken paylaşımları ve düzenlemeleri karara bağlayarak yazılı hale getirin. Yanlış adımlar atmamak ve zaman / emek kaybına uğramamak için sizi yönlendirecek bir profesyonele ihtiyacınız var.

C’ler çoğunluktaysa: Silkinip toparlanma vakti geldi de geçiyor!Kurumsallaşmanın eşiğinde bile olmadığınız acı bir gerçek. Bugüne kadar şirketinizi bir şekilde yürütmüşsünüz fakat artık ciddi yapısal değişimler yapmanın vakti gelmiş. Birkaç sene içinde çok ciddi problemlerle karşılaşabilirsiniz. Muhtemelen, işlere koşturmaktan tatile bile çıkamıyorsunuz. Personelinizin yetersizliğinden şikayet ediyorsunuz. Siz olmayınca işler yürümüyor. Artık bilgi ve tecrübe satın almayı gereksiz bir gider kalemi olarak görmeyi bırakmalısınız. Personelinizin sıkıntılarını dinleyin ve onların en az makine parkınız kadar değerli olduğunu unutmayın. İş işten geçmeden, sizden sonrakileri de düşünün. Kolları sıvayın, şirketinizi ve aile kurallarınızı yeniden yapılandırmaya hazırlayın.

Kaynak: GOLDNEWS Dergisi Ocak-Şubat 2007 Sayı:160 Sayfa: 116,117,118
Hazırlayan: ETİKA Danışmanlık

Şub 6, 2007 - Genel    No Comments

Coca cola meselesini çözelim artık!

Bu coca-cola mevzusunu artık çözmek istiyorum. Şimdi sorayım;

- Coca cola sağlıksız, pis, necis, haram bir içecek midir?

- Hakkında bu kadar kötü mail, haber, söz dolaşan buna rağmen satışlarında zerre düşüş olmayan başka marka var mıdır?

- Bağımlılık yapıcı ve kilo aldırıcı mıdır?

Nedir yani? Yoksa sadece bir şehir efsanesi ve pazarlama dehası eseri midir?

Şub 2, 2007 - Okuduğum Kitaplar    No Comments

Pazarlama Mucize Değildir!

Onunla blogger olarak tanışıyorduk. Bir de Marketing Türkiye toplantısında görüşünce tam oldu. Soyadını sanki sonradan almış gibi geliyor insana. Ama değil. Kimden ve neden bahsediyor bu Arzu kız? Tabiki Zeki Yüksekbilgili’den ve bu yazıya konu olan kitabından. Uzun zamandır verdiği eğitim ve seminerlerine bir de kitap ekledi. İyiki ekledi. Elleri, zihni dert görmesin. Bizleri pazarlama konusunda hep aydınlatsın. Bir sonraki kitabında kendisinden daha çok şey beklediğimi belirteyim. Sadece O’ndan değil, gerilla marketingle ilgilenen profesyonellerden de.

“Pazarlama ile ilgili verdiğim eğitimlerde, katılımcıların, pazarlama konusundaki fikirlerini dinleme ve derleme fırsatım oldu. Pazarlama konusunda eğitim alanların beklentileri o kadar büyük ki, bu beklentileri karşılamak için pazarlamanın “mucize” olması gerekir.
Pazarlama mucize değildir.

Pazarlama, doğru uygulandığında kesinlikle işletmenize düzen, gelir ve memnuniyet getirecektir ama sadece doğru pazarlama yapmakla her şeyi çözmek mümkün değildir.
Bu yüzden, pazarlamanın ne olmadığını ve neler yapamadığını listeledim;

1- Pazarlama, kötü bir deneyimi unutturamaz!
2- Pazarlama kusurlu bir işletmeyi düzeltemez!
3- Pazarlama bir gecede sizi zengin yapamaz!
4- Pazarlama, bir şeyleri bir kere yapıp daha sonra unutmak değildir!
5- Pazarlama, müşterilerinizin almak istemedikleri veya almaya güçleri yetmeyecekleri ürün ve hizmetleri almalarını sağlamaz! “