Archive from Ocak, 2007
Oca 31, 2007 - Genel    No Comments

Womm Biletini Kazananı Açıklıyorum!

Womm Konferansı için 400USD değerindeki bilet kazanma şansınızı çok zorladınız. Ancak 1 kişiye bilet verebiliyorum.

Kazanan isim: Onur Çevikoğlu.

Diğer tüm katılımcılar da, bilet almaları dahilinde %10 indirim kazandılar. Bekir Yıldırım Beyfendi ise benden bir adet Maçka G-Mall’de kullanılma üzere sinema bileti kazandı. Hepinizi tebrik ederim.

Onur Çevikoğlu’nun cevabı;

“Womm herzaman gereklidir çünkü “şehir efsanelerinin” etkisi pazarlama dünyasında da görülür. Herkes şehir efsanelerinin uydurma olduğunu bilse dahi dinleyince şok olur, acaba der, ürperir ve hemen bir başkasına aktarmak için sabırsızlanır. Çünkü insanlar şaşırmaktan ve şaşırtmaktan hoşlanırlar. Forward edilen maillerde de aynı olguyu görüyoruz. Bu mailler çığ gibi büyüyor, en çok gülderen, en çok şaşırtan kareler elden ele dolaşıyor ve bunların nekadar çoğundan haberdar olursak o kadar iyi hissediyoruz.

Womm’un Türkiye’de kanımca iyi özümsenerek oluşturulmuş bir örneği eti’dir. Sanal dünyanın yeni akımı olan Womm’un bir alt türü olan Viral pazarlama dehası örneği www.alaaddinadworks.com/musteri/eti/telefon.html sitesinden inceleyebilirsiniz.”

Doğru cevap bu değildi. Zaten doğru cevabı veren de olmadı. Doğru cevap ise enteresan. Belçikalı yazar, acaba şu an kralımız devrilse, başımıza neler gelir ile ilgili bir kitap yazmış. Bu kitabın dikkat çekmesi için ilginç bir yöntem aranmış. Bulmuşlar da. Kitabın adı bir haber başlığı olarak devlet televizyonundan haber olarak verilmiş. Dünya haber ağları da bu haberin üstüne atlamış. Ertesi gün ise, haberin bir şaka olduğunu, ancak bu duruma hazırlıklı olmak adına kitabın okunmasına dikkat çekilmiş.

Oca 31, 2007 - Genel    No Comments

Ebe-Sobe-II

Eski bir blogger olmanın avantajlarını kullanarak, beni sobeleyenlere cevap vereyim istedim. Bu ebe-sobe işi dönem dönem çıkıyor. Çok bulaşmıyorum ben:) Ebeleyenler Murat ve Ali sağolsunlar. Merak edenler için 2005 cevaplarım. Böylece hakkımda bir şey daha öğrenmiş oldunuz. Tembellik:)

Oca 31, 2007 - Genel    No Comments

Süreyya Ciliv Köşeye mi Sıkıştı?

Microsoft’taki mühim görevinin ardından Turkcell’e transfer olan Süreyya Ciliv, yaptığı basın açıklamasında, Telsim’e epeyce çattı. Şahsen ben bu çatmanın altında bambaşka şeyler yattığı kanısındayım. Malum artık iş Telsim işi değil. Vodafone işi. Yani dünya devi. Rekabetin çok zor olacağı kesin. Kabul etmek lazım ki, Vodafone bir süre sonra Telsim’in tüm altyapı sorunlarını çözüp, “işte şimdi geldim!” diyecek. O zaman da, Turkcell’in yıllardır uyguladığı, “Cebinizi yakıyorum ama her yerden de çekiyorum!” havası söneceğe benzer. Avea ise kendi kendine bu yarışta yol alacak. Asıl yarış GS-FB arasındadır ama BJK’da parsayı toplamayı bilir hesabı.
Ciliv’in aşağıdaki açıklamalarını dikkatlice okumak gerek.

“”Uzan’lar döneminde Motorola’dan Nokia’dan alınmış, sonra bu firmalar malları yollamışlar, fakat daha sonra Uzan’lar birşey yapmamışlar. O aldıkları malların fiyatını ödememişler. Ne kadardı hatırlıyor musunuz? Bunlar büyük rakamlar siz bir firmaya 3 milyar doları vermezseniz onlar da size servis ve ürün vermeyi keserler, bu bilinen bir gerçek. Son 6-7 senedir Telsim’in altyapısına dışarıdan yedek parça gelmemiş, birşey gelmemiş. Türk mühendislerinin, çeşitli firmaların inanılmaz yaratıcılığıyla bu altyapı zar zor ayakta tutulmuş. Vodafone geldi, geldiğinden bu yana birşey yapmadı, sonunda Motorola’ya yaptırmaya karar verdi. (Motorola yapacak) dedi. Durum bu.
Rakiplerimiz bizden daha iyi pazarlama yapıyorlar”

Rakibinizi bu kadar serrişte etmenizi profesyonel bulmadım Sayın Ciliv! Hele hele bu haberlerden sonra;

Oca 23, 2007 - Genel    No Comments

Saddam ölmemiş mi?

35′te Missisippi’de doğduğunda bu kadar ünleneceğini kimseler bilemezdi. 77′de kalp yetmezliği teşhisi ile aramızdan ayrılınca da ününe ün katacağını kimse bilemezdi. Öyle ki, ölümü ona yakıştıramadı hayranları. Sonra bir gün biri, bir yerlerde onu gördüğünü söyledi. Sonra söylenti öyle büyüdü ki, birçok insan onu görmeye başladı. Adına festivaller düzenlendi. Hayranları onun gibi giyinip, şarkılarını bir ağızdan söylediler. Albümleri ölümünden sonra da en çok satanlar arasına girmeyi başardı. Bir türlü unutulmadı ve en son bir efsane olup çıktı. Geride kalanlarına ise milyonlarca dolar kazandırmayı devam ettirmekte. Kim mi?

* * *
Daha özel TV kanalları ile tanışmamışız. Gazetelerde sansür gırla. Ama bir gazete var ki, sansür mansür hakgetire. Fısıltı Gazetesi. Diyordu ki bir sayısında;
“Sana yağlarının içinde domuz yağı var.” Sana yağını kimseler almaz oldu. Tam bir boykot idi. Kim görmüştü, gerçek miydi tahkik etmemiştik. Yine de ateş olmayan yerden duman çıkmaz, demiştik. Sana için kötü zamanlardı.

* * *
Böbrektaşı olanlar doktora gidiyordu. Doktora gidenler biracı oluyordu. Doktor önerdi diye, komşuoğlu Sinan Abi, öbür komşu Lalezar Hanım buzdolabına Efes-Niyeyse başka bira öneren doktor yoktu.- bira stoku yapıyordu. Böbrek ağrısı başka bir şeye benzemezdi. E şifanın da haramı olmazdı. Artık bira içenler böbrek hastasıydı. Efes muradına eriyor ve yeni bir şehir efsanesi doğuyordu.
* * *
Missisippi’de dünyaya gelmese de en az onun kadar efsane bir isim çıkacaktır Malatya’dan. Ağlama Bebeğim, Bahtiyar, Acılara Tutunmak, Saçlarına Yıldız Düşmüş Koparma Anne(Şafak Türküsü), Giderim derken, hakikaten gitmiş biri. Ama birgün birileri onu gördü-ğünü sandı-Üstelik ölümünden sonra albümleri de çıktı. Ölmüş olamazdı. Olsa osa bir şakaydı, birazdan uyanacak ateşi karıştıracak ve bir cigara tüttürecekti. Ölümü kabullenilir gibi değildi. Bir şehir efsanesi doğuyordu ve kasetleri satmakta, kartpostalları odaları süslemekteydi.
* * *

NASA’nın 1969’da Ay’a inen ilk insanlı araç Apollo 11’in görüntülerini kaybettiğini duyurmasının ardından ‘ABD Ay’a ayak basmadı’ spekülasyonları tekrar gündeme geldi.

‘Ay gerçeği’ adlı internet sitesinde yayınlanan videoda Ay’a ayak basma görüntülerinin bir film setinde hazırlandığı gösteriliyor. Video’nun yayınlanmasıyla internet sitesinin ziyaretçi sayısında patlama meydana geldiğini söyleyen yöneticiler, NASA yetkililerinin hâlâ daha kaybolan videoyla ilgili tatmin edici açıklamalar alamadıklarını belirtiyorlar. Ancak site ve müzedeki ziyaretçi trafiği birilerinin işine yaradı. İyi bir gelir getirdiğine kimsenin kuşkusu olmasın. Dikkat çekmekte cabası. Irak’a girdi diye gönül koyduğunuz ABD, bir zamanlar Ay’a ilk adımı atarak dünyayı yepyeni bir çağa taşımamış mıydı?
* * *
Normal bir ölüm ile ölse bile hayırla anılmayacak olan Saddam Hüseyin’in idam görüntüleri bayramımızı garipleştirdi. Niye bayramda, niye asılarak ve niye tüm dünyanın, çocukların gözleri önünde, dedik. Elimizden bir şey gelmedi. Dünyanın en iyi askerleri arasında kabul edilen 20.000 Cumhuriyet Muhafızı, Irak işgal edildiği gece 24 saatte nereye kaybolmuştu? Derken olan oldu. Birileri şunu fısıldamaya başladı bile. Asılan Saddam değildi. Dublörlerinden biriydi. Burada kim ne kazandı derseniz; idam görüntülerini dünyaya servis eden kanalların kazançlarına diyecek yoktur sanırım! Daha kimler neler kazandı o konu pazarlamayı da beni de aşar.

* * *
Belçika devlet televizyonu RTBF, yaptığı kurgu haberle siyaset ve medya dünyasını karıştırdı. Haberde, “ülkenin Flaman kesiminin bağımsızlık ilan ettiği” ve “Belçika devletinin öldüğü” flaş haber olarak duyuruldu.(15.12.06)
Kanalın, kurgu haberi uzun bir süre gerçekmiş gibi ve son derece ciddi bir yaklaşımla yansıtması insanların sokağa dökülmesine neden oldu.Ülkenin geleceğiyle ilgili tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemde yapılan bu haberdeki kurgu, filmleri aratmayacak cinstendi. RTBF’nin senaryosu çerçevesinde, “Belçika Kralı’nın ülkeyi terk ederek Kongo’ya kaçtığı”, Kraliyet Sarayı önünden yapılan canlı yayınla aktarıldı. RTBF haberini, bu bölünme sonrasında NATO’nun alarma geçtiği, bazı bakanların kaçtığı, hava sahasının kapatıldığı gibi unsurlarla süsledi.
Peki böyle bir haberin kime ne faydası olabilirdi ki? Düşünün TRT böyle bir haberi verecek ve dünyanın tüm haber ağlarına düşen flaş haber, güvenilir bir kaynaktan geldiği için tüm dünyayaya servis edilecek! Niye?
Bunlar benim womm denilince aklıma gelen biraz uç örneklerdi. Diğer örnekler ve womm konusu Mart ayına dek epeyce konuşulacağa benzer.
Şimdi gelelim sadede. Şu en son satırdaki ” niye?” sorusuna vereceğiniz cevaplar ve ekleyeceğiniz bir womm örneği, sizi Mediacat’ın düzenleyeceği, WOMM Konferansı‘na ücretsiz götürebilir. Biletin kişi başı bedeli 400 USD olup, çok isteyipte gidemeyecek birisine nasip olsun isterim.
Cevaplarını eternalsushine@gmail.com adresine yollayan herkes-evet herkes- bir ödül kazanacak! Yani büyük ikramiye için olmasa bile ödül kazanmak için şansınız %100.

Oca 22, 2007 - Genel    No Comments

Hrant Dink

İlüstrasyon: Dağıstan Çetinkaya-Zaman Gazetesi

GÜVERCİNLERİ DE VURURLAR.

DÜNYAYA DERDİMİZİ ŞİMDİ NASIL ANLATACAĞIZ?

Oca 20, 2007 - Genel    No Comments

2006′dan 2007′ye

2006 gümbür gümbür gelip, sessiz sedasız hayatımdan çıkıverdi. Gümbür gümbür diyorum, zira pazarlama ile ilgili hareketlilik ilk aylarda rengini belli etmeye başladığında heyecanlanmamak elde değildi. Konferanslar, kitaplar, seminerler, zirveler pazarlama ile harmanlanıp sunuldu. Her zamankinden bir farkı var mıydı derseniz, bence vardı. Daha yoğun olarak katıldım bu yılki programlara. Daha çok istifade ettim. Pazarlama blogu tutanların sayısının artışını ve insanların pazarlamaya bakışının renginin değişmesine keyifle şahit oldum. Peki yeterli miydi? Hayır! Annem hâlâ beni arkadaşlarına işletmeci diye tanıtıyor ve hâlâ pazarlamaya meslek olarak bakmıyor. Yani 2007′de daha sıkı çalışmalıyım :) Sadece ben değil elbirliği ile bütün pazarlamacılar bu işe el atmalıyız.
Yazının devamı Smart Marketing Journal‘ın Ocak sayısında.

Oca 18, 2007 - Genel    No Comments

WOMM’un Konferansııııı!

“Şu elimdeki ürün beş yıldızlı olup, uçabilmekte ve isterseniz sizi de uzaya götürebilmektedir. Üstelik bunu öyle ekonomik yapar ki siz de şok olursunuz. En kısa zamanda yararlarıyla en büyük yardımcınız olacak ve birkaç güne kalmaz kendini amorti edecektir. Yok, ben memnun kalmadım derseniz de 1 ay içerisinde iade edebilirsiniz. Bunun için size kızmayacağız. Zaten siz de iade etmezsiniz ki? ZATTiRi. Bir yaşam klasiği. Since 2005.”

Her gün bu tip reklâmlardan yüzlercesi boca ediliyor zihnimize. Birçoğunu görmüyoruz, algılamıyoruz ve tanıtımı yapılan ürüne karşı da bir alım hissi duymuyoruz. Bilinçaltımıza girmek şansını bile elde etmiyor bazıları. Bir de hayatımıza usul usul giren ürünler, hizmetler oluyor. Nasil?

“Orhan;

- Ya ben acayip bir ürün aldım geçen. Fiyatı da çok uygun. Eve götürdüm. Hemen ilk denememi yaptım. Süper bir şeydi. Rüya’da çok beğendi. Bilirsin her şey beğenmez. Adı biraz tuhaf; ZATTiRi. Aileye çok şey kattı. Artık kendime daha çok vakit ayırıyorum.”
Arzu;

- Ay bak şimdi merak ettim. Nerden aldın? Fiyatı ne?”

Garip bir toplumuz. İlaç ve gözlük gibi ürünleri bile arkadaş tavsiyesi ile alabiliyoruz. Niye? Çünkü, tanıdıklarımız o ürünleri kullanmıştır ve memnun kalmıştır. Bu da ürünü gözümüzde direkt güvenilir ve almaya değer hale getiriyor.

Tüm bu yazdıklarım aslında WOMM’un yani word of mouth marketing( Ağızdan ağza pazarlama ya da dilden dile pazarlama.)’in hülasası. Aslında en etkili pazarlama biçimlerinden biri olan ağızdan ağıza pazarlama hayatımızın içinde gayet aktif olarak yer bulmakta. Sadece bir isim koymuyoruz. Sistemli ve kontrollü olarak kullanıldığında etkililiğini tartışmak bile istemem. Mediacat, Mart ayı içinde dünyanın önde gelen womm vakalarının uzmanlarını, WOMM KONFERANSI’nda Türk şirketleri ve konu ile ilgili olanlarla buluşturacak. Bu adamlar büyük markaların ağızdan ağıza pazarlamasında ve genele yayılmasında büyük başarılar elde etmiş kişiler. Konferansa gitme şansınız olursa bence şimdiden bu konuşmacılara sorulabilecek en iyi sorunuzu hazırlayın. Belki de alacağınız cevap firmanız, kariyeriniz açısından fazla geliştirici olur.

Oca 18, 2007 - Genel    No Comments

Pronterezcilik


Bir gün yönetmen bey amcam Hidayet Pelit’in ofisinde iken iki bayan teşrif ettiler. (Konuşmalarının ortasına tanınmış ya da sükseli isimler yerleştirenlerden hiç hoşlanmam. Ama benim anlatacağım konu için isim vermem gerek:)) Hidayet Amca onları bana tanıtırken,

—Arzucum bu Bayan X. Şirketine bu ay ABD’den 1.000.000 dolarlık iş bağladı. Çok yeteneklidir.
Ben de bayana dönüp;
—Vooov süper. Ne iş yapıyorsunuz Bayan X?
Bayan X;
—Mörşındayzırım.

Hoppala mörşındayzır ne ola ki? Hidayet Amcayla görüştüklerine göre olsa olsa sinema dünyasıyla ilgili bir durumdur diyorum kendi kendime. Serde yiğitlik var. Sormuyorum da. Bayanın havayı sormayın gitsin. Ama benim zihnim fena halde meşgul. “Ne ki bu mörşındayzır?”
Eve gider gitmez bu konularda bilgili kim varsa sorup soruşturdum ve aldığım cevaplar sonrasında tepkim, “Tekstilde satış temsilciliği mi yani?” olmuştu.

Hülya Ablam 17 yıllık reklâmcıdır. Bir davete katılır. Bir beyefendinin mesleğine verdiği cevaba aşina olmayınca o ve etrafındakiler adama imrene imrene bakarlar. Adamın işi pronterezciliktir. Amma afili bir isim değil mi? Ne iş olduğunu bulmayı size bırakıyorum.

İşinizin adı mı içeriği mi önemli olsun istiyorsunuz? Yoksa her ikisini de mi? İşinizden utanmayın. Utandırmak isteyen dâhili ve harici bedhahların olacaktır! Tüm bunları es geçmeyi bilecek kadar da işinize alışmaya ve işinizi sevmeye çalışınız! Niye mi? En azından mutlu olursunuz. Mutluluk sizin için yeterli bir hayat terimi sayılıyorsa.

Oca 18, 2007 - Okuduğum Kitaplar    No Comments

Göz’ün bir sorunu olmalı

Halil Cibran’ın “Deli” kitabını çok severim. Cep kitabımdır. Ebatları ufak olduğu için yanımda taşımaktan ve trafikte üç-beş satır okumaktan zevk alırım. Aşağıdaki kısa meseldeki ironiye dikkat çekmek isterim. Çok defa sizin gördüğünüzü göremeyenlerin ya taarruzlarına yahut alaylarına maruz kalırsınız. Basiretli oluşunuza bakmazlar. Hatta bu öngörünüzü en kısa zamanda size de unuttururular.

Bir gün göz dedi ki, “Bu vadilerin ötesinde mavi sisle örtülü bir dağ görüyorum. Ne güzel değil mi?”
Kulak dinledi ve bir süre dinledikten sonra dedi ki, “Fakat dağ nerde? Onu işitemiyorum.”
Sonra El konuşup dedi ki, “Ona dokunup hissetmek için boş yere uğraşıp duruyorum ama dağı bulamıyorum.”
Ve Burun dedi ki, “Dağ yok, kokusunu alamıyorum.”
Sonra Göz başka tarafa döndü ve diğerleri aralarında Göz’ün garip hayali hakkında konuşmaya başladılar. Ve dediler ki, “Göz’e bir şeyler olmuş olmalı.”

Sayfalar:12»