Archive from Ağustos, 2006
Ağu 29, 2006 - Genel    No Comments

Mesleğinizden soğuduğunuz oluyor mu?

Pazarlamayı hakikaten çok seviyorum. Ama bazen -iş üstünde- pazarlama yaparken çok zorlanıyorum. İnsanlara sürekli “pazarlama nedir?”i anlatırken buluyorum kendimi ve onların dirençleri ile başetmek zorunda kalıyorum. Bir müddet sonra onların dirençleri beni yoruyor ve öylece kalakalıyorum. Aşağıdaki karikatürü görünce, “aaa tam benlik” deyip, buruk bir tebessümle buraya aktarayım istedim.

Ağu 28, 2006 - Genel    No Comments

Barışarock Ölsün!

Bir önceki yazımın başlığını, “Coke Değil Tuborg Rock” olarak değiştiriyorum. Bir de ilginç görüntüler adı altında tv’lerde gösterilmenin derin hazzıyla(!), bir daha Barışarock’a gitmek mi? Tövbeler tövbesi. Zannımca bir tek sponsorlar için iyi bir festival(denirse) oldu.

Ağu 25, 2006 - Genel    No Comments

Coke değil Efes Rock


Bi gidip bakarım gidemeyenler adına. Sonra da yazarız buradan. Aramızda kalsın sadece Yaşar Kurt için gidiyorum. İyi gruplar çıkarsa ve çook eğlenirsem ekstra olur. Gelecek olanlar varsa, görüşmek üzere diyeyim.

Ağu 24, 2006 - Genel    No Comments

Müşteriyi t’ye almak mı? Allah korusun!


Polaris ile ilgili daha önce bir yazı yazmış idim. Bugün aldığım maillerden birinde konu Polaris idi. Hem güldüm hem de bunu size de haber vermeliyim dedim. Belki duyanlarınız olmuştur. Yine de okumak sizi sıkmayacaktır.
Saygıdeğer Yetkililer ( Eğer mevcutsa tabii ki ) 20.000.000 USD’ lik bir pazar payı mevcudu bulunan terlik piyasasına yapmış olduğunuz yatırımlar, vermiş olduğunuz reklamlar ve oluşturmuş olduğunuz güvenilir imaja aldanarak firmanızın ürettiği kalitesiz ve pahalı bir terliği annemize hediye almak gibi bir gaflette bulunduk. Bu tarz hatalarımızı yüzümüze çarpma konusunda göstermiş olduğunuz özel ve takdire değer çabanızdan dolayı sizleri kutluyorum.Yazımın başında da belirttiğim gibi bir hata sonucu firmanızın ürettiği bir çift terliğe piyasa koşullarının çok üzerinde ( hak ettiğine inanarak – ki ne kadar yanıldığımı bir kez daha anlıyorum- )bir bedel ödeyerek satın aldım. Malumunuz üzerine almış olduğum üründe bir deformasyon oluştu. Biz müşteriniz olan ahmak mahlukatlar -neden böyle söylediğimi sabrediptee-posta mı sonuna kadar okursanız anlayacaksınız. Gayet insani duygularla ürünü aldığımız Cevahir Alışveriş Merkezi’ ndeki Polaris Bayiisine gittik. Ürün teslim formumuzu aldıktan sonra siz değerli kaliteli terlik üreticileri(!)nden cevap bekledik. Göndermiş olduğunuz cevabi mektubu bir daha müşterilerinize böyle bir saygısızlık yapmayacağınız umuduyla e-postamın ekinde sizlere gönderiyorum. Tabii ki bu mektup hakkında da bir kaç risalem olacaktır.
1. Öncelikle ciddi bir şikayet ve araştırma merkezi kurmanızda fayda görüyorum. Mektubunuzda hiç bir isim mevcut değil. Sadece mektubunuzun sonunda tam olarak 180′ lik bir açıyla kağıda bastırılması becerilememiş bir kaşe ve üzerinde saçma sapan bir karalama mevcut. Bu imzanın sahibini bulabilmem için imza sirkülerlerinizin tarafıma gönderileceği günü sabırsızlıkla bekliyorum.
2. Mektubu yazan değerli yetkiliye(!) bir hatırlatmam daha olacak. Saygı değer ibaresi kendilerinin yazdığı gibi ayrı değil, “Saygıdeğer” şeklindeyazılır. Bkz.www.tdk.gov.tr(Bu siteye Türkçe öğrenmek için üye olmanızı tavsiye ediyorum.)
3. Mektubunuzda ayakkabı olarak belirttiğiniz -ki biz terlik aldık- kullanım aracını biz aile ve koloni olarak yeni tanıdık. Bu aracı kullanmamız konusunda bize vermiş olduğunuz derin bilgiler için çok teşekkür ediyoruz. Şahsen ben bu yaşıma kadar (29 yaşındayım) tüm ayakkabılarımın bağcıklarını çubuk makarna ile yiyen, çelik ayakkabı çekeceğini(gerçek adı keratadır
bkz.www.tdk.gov.tr) arabamızın levye kısmında kavgalarda kullanmak için tutan, 43 numaralı ayağım için genelde 40 numara ayakkabı alan, kösele ayakkabılarını 1500 devirlik otomatik çamaşır makinesinde yıkayan bir ahmaktım. Sakın gülmeyin çünkü mektubunuzda bizleri aynen bu tanımlama içine soktunuz.
4. Farkında iseniz (gerçi zor olacak ama) mektubunuzda yazmış olduğunuz tüm uyarılara acı bir mizah ile atıfta bulunmaya çalıştım. Ancak bir madde varki akıllara zarar vericidir. Sayın Yetkililer (Bakın bu sefer “!” işareti koymuyorum.) mektubunuzun 8.maddesini oluşturan “…bu nedenle ayakkabıların 1 gün arayla giyilmesi ayakkabının ömürlü olmasını sağlar.” ibaresini yazan ilgiliyi derhal kovun. Çünkü milyon dolarlar yatırdığınız reklamlarınızı bu satırlar yok eder. Burada demek istediğiniz cümle biz ahmak müşterileriniz tarafından “Bizim yaptığımız ayakkabıdan da, terlikten de bir halt olmaz,siz en iyisi iki çift alın, hem bir gün arayla giyersiniz hem de bizim pazar payımız artar. Almazsanız da bilirsiniz. Nasılsa peş peşe her gün giyerseniz ayağınız da parçalanacak. He he he he …” şeklinde algılanıyor ki eğer böyle düşünüyorsanız batmanıza az kaldı. Almış olduğum ürünü değiştirip değiştirmemek sizin bileceğiniz bir şey. Ancak gördüğünüz gibi yazı yazmakta hiç de zorlanmıyorum. Eğer yazıma herhangi bir cevap yazmazsanız -ki uzun bir süre beklemiyorum, çünkü okuma-yazma 6 ayda öğreniliyor- bu saçma mektubunuzla beraber sizleri
sikayetimvar.com sitesi de başta olmak üzere mailbox’ ımda bulunan yaklaşık 1500 kişiye daha şikayet edeceğim. Ayrıca bu mektubu yazan arkadaşa sanırımTürkiye’ nin ünlü mizah dergisi Leman’ dan teklif geldi ki bu kadar mizahı kullanabiliyor.
Saygılarımla,
(Şimdilik
Ersen Haliloğlu Tel: 0 537 966 57 ..( Sakın gizli numaradan arayıp küfür etmeyin dedem emekli savcıdır. Telefonumu dinletmeye alarak sizi hapse tıktırırım.)
Bu sevgili tüketicinin mektubu. Kendisine Polaris’e ait antetli bir kağıda yazılmış, üzerinde kişi adı olmayan ve sadece kaşe ve imza bulunan mektunu da eklemiş mailine. Dosya uzantısını değiştiremediğim için copy-paste yapamadığım, şimdi yazmaya da üşendiğim Polaris’ten gelen mektubu dileyen oursa mail atabilirim.
Polaris için hiç hoş bir durum değil. Halkla ilişkiler departmanı ani bir depara geçse ve bu olumsuzluğu olumlu bir hale çevirse çok iyi olur.

Ağu 23, 2006 - Genel    No Comments

Altıüstü Su Değil mi?

Değilmiş:) Su hayattır. Bu konuda hem fikiriz ama
Günseli Özen Ocakoğlu yazısında belirttiği kadar sudan haberdar değilmişiz demek ki. Nasıl bir su ise bu su, kaç zamandır merakımı celbetmişti.Hele şu satırlardan sonra, nedir diye bakmamak omazdı;
“Demi Moore, Cameron Diaz, Brooke Shields, Uma Thruman, Kim Bassinger, Kate Ross ve Christina Aguilera gibi güzellikleriyle öne çıkan aktrislerin de Evian’ı sadece içmek için değil, güzelliklerini korumak için kullandıklarını da biliyorum. Bir yerlerde okumuştum. Bu hiç de ucuz olmayan su ile banyo da yapıyorlarmış. ‘Fransa Alpleri’nde hayat bulan benzersiz su Evian’, tabiatın mucizesi ve gençlik, güzellik kaynağı olarak özellikle kadın tüketicilere sunuluyor. Evian’ın marifetleri bunlarla da bitmiyormuş. Dünyada; sağlığa katkısı, detoks özelliği, diyet yapanlar için sağlık kaynağı, anneler ve bebekler için ise içindeki minerallerden ötürü bulunmaz nimet olarak tanıtılıyor. ” Suyun reklam çalışmasına bakınca çok sevdim. Birkaç defa izlettirdi kendini. İzlemek isteyenler için Evian Su tıklanmaya hazırdır. Sudan bahsedince bir anda rakipleriniz, ulusu aşıp uluslararası olabiliyor. Fark yaratmak zorlaşıyor. Suyun sağlık demek olduğu kadar sağlıksızlığa da neden olabileceği hepimizce malum. Gereken hijyen sağlanamaz ise, sağlık değil hastalık sunan bir unsur olabiliyor. Faydalarından sözetmek ise çok su götürür bir konu. İşte Evian onları almış ve trendlere en uygun olanlarını kullanarak fark yaratmış. Bizim ülkemizden de böyle bir dünya markası çıkmasını dilerken, küçük bir öneride bulunmak isterim. Suya kaside yazan Fuzûlî’yi ve kasidesini alıp, kullanmak nasıl olur? Su aŞktıR!

İste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it
Susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su

Su yolın ol kûydan toprağ olup dutsam gerek
Çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su

Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su

Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât
Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su

1) Gönül! Onun ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste ve onun ayrılığında duyduğum hararetimi yatıştır, söndür. Susuzum bu defa da benim için su ara.
2) Topraktan bir set olup su yolunu o mahalleden kesmeliyim, çünkü su benim rakibimdir, onu o yere bırakamam.
3) Dostlarım! Şayet onun elini öpme arzusuyla ölürsem, öldükten sonra toprağımı testi yapın ve onunla sevgiliye su sunun.
4) Dostu yılan zehri içse bu zehir onun dostu için âb-ı hayat olur. Aksine düşmanı da su içse o su, düşmanına elbette yılan zehrine döner.

Ağu 21, 2006 - Genel    No Comments

Nakliyeciler oğul vermiş


Geçen bir durak gördüm. Nakliye araçlarının dizi dizi durduğu bir yerdi. Dikkatimi çeken şey, bir çok firmanın adının neredeyse birbirinin aynısı olması idi. Gözüme çarpan isimlere ilaveten, googledan bulduğum bir kaç isim;
-Tuzcuoğlu
-Çavuşoğlu
-Tüylüoğlu
-Hayrioğlu
-Ekşioğlu
-Oruçoğlu
-Bektaşoğlu
-Ördekçioğlu
-Seferoğlu
-Çakıroğlu
-Çolakoğlu
-Hekimoğlu
-Özekşioğlu
-Ömeroğlu
-Sadıkoğlu
-Yazıcıoğlu
ve sürer…:)

Ağu 21, 2006 - Genel    No Comments

Koca bir Çilek gördüm sanki. Evet evet gördüm


Outdoor reklamcılığın önemli mecralarından olan araç giydirmelerini hep takdir etmişimdir. Gerçi geçen haftalarda Turkcell’in otobüs duraklarını, kale şeklinde kullanmaları da harika bir deneyim sundu bizlere. Bloggerların üstün çalışmaları sonuç verdi. Farklı reklamlar ve çalışmalar görüyoruz. Görmüyoruz diyen var mı? Şımarın bloggerlar!!!
Gelelim Çilek’e. En son aldığı reklam cezasıyla blogumda kendilerinden bahsetmiştim. Yani çok iyi bir bahsediş değildi. Bu kez iş başka. Birkaç gün önce, sabah sabah Kozyatağı’ndan gelirken birden koca bir çilek görür gibi oldum. Ertesi gün yine gördüm ve aklıma takıldı. Yollara bir şenlik kattığını düşündüm ve kendimi Çilek’in websitesinde buldum. 0-24 yaş aralığına hitap ediyorlar ve bu çizginin dışına çıkmak niyetinde değiller. Şu açıklamayı çok beğendim.
“Çilek’i, bundan tam 11 yıl önce, 25 yıllık birikimin ardından, Bursa İnegöl’de kurduk. Çilek, bugün yalnızca 0-24 yaş arası için üretim yapıyor. Yaş aralığının net olarak belirlenmesi, bize, işimizde mükemmel şekilde uzmanlaşma imkânı sağlıyor. Çilek’in, tüm dünyada, belirli bir yaş grubuna özel tasarım ve üretim fikrini hayata geçiren kendi sektöründeki ilk marka olması bizim için benzersiz bir mutluluk kaynağı.”
Her şeyi yapmak değil aslolan. Bir tane şey yap ama adamakıllı yap. Alarko’nun son reklamında kullandığı ve üzerine gittiği şey de tam olarak buydu. Sadece bir işte uzmanız!
“Çilek Ürünleri, bozulma, kırılma ve solmaya karşı 5 yıl boyunca Çilek Garantisi’ndedir.” ibaresine rastladım. Acaba doğru mu? Oda arkadaşım 3 yıl önce bir bilgisayar masası ve bir elbise dolabı almıştı. Birkaç ay önce arkadaşım evden taşındı. Giderken Çilekleri aldığı servisi aradı. Geldiler, söktüler, taşıdılar ve arkadaşımın yeni evine götürüp kurulumu yaptılar. Hem de çok cüzi bir ücretle. Hoş deneyimler bunlar.
“Çilek Mağazaları’na gelirken, odanızın ölçülerini getirdiğinizde, iç mimarlarımızdan, 3 boyutlu çizimlerle, odanızın nasıl yerleşeceğiyle ilgili olarak ücretsiz danışmanlık hizmeti alabilirsiniz.” hizmetini de takdir ediyorum. Zira ben bir mobilya alırken, evde nasıl duracağını, nasıl yerleştireceğimi, diğer eşyalarla uyumunu yani anlayacağınız tüm ıvırı-zıvırı düşünürüm. Eğer biri benim adıma bunu yapıyorsa, makbule geçer.
Uzatmadan bitireyim ve anladığınız üzere Çilek benden tam not almıştır.

Ağu 18, 2006 - Genel    No Comments

Topu elle oynamak üçkağıtçılık mı? Kurnazlık mı?


Futbolu sevenlerin dergisi Four Four Two’da bu ay, efsanevi oyuncu Maradona ile yapılan bir röportajı yayınlamış. Tek nefeste okudum desem yeridir. 54 kilo vermiş ve uyuşturucuyu bırakmış hali ile çok iyi görünen Maradona, 86 kupasını çat çat gözümün önüne getirdi. Onu seviyorum. Çılgınlıklarını, çekincesiz söylemlerini…Üzerinden yıllar geçse de o hala efsane. En kötü anlarında bile, adını kullananlara para kazandıran küçük adam o. Eli ile attığı gol için, benim değil Tanrı’nın eliydi diyen ve açıklama olarak ta,
“İngiliz taraftarlara saygısızlık etmek istemem ama bu futbolda olabilen bir durum. Biz buna alışkınız, daha önce Arjantin’de elimle goller atmıştım. O pozisyonda Shilton topu almaya çok yakındı. Ben de daha yükseğe sıçrayıp, kafa vuramayacağımı anladığımda o hareketi yaptım. Sonra kafamı geriye yasladım ve koşmaya başladım. Ben koşarken Shilton henüz farkında değildi.Ona süpürücü olarak oynayan Terry Fenwick söyledi. Elimi havaya kaldırırken görmüş. Yan hakeme baktığımda orta noktaya doğru koşuyordu ve ben o andan itibaren “Gooooolll” diye bağırmaya başladım. Sonra döndüm, hakemin oltaya düşüp düşmediğine baktım. Balık oltaya gelmişti, hepsi bu kadar!” sunan adamdır o. Son günlerde Anka gibi, küllerinden doğup, küllerimle bile Maradonayım ben diyen adam. 4 Nisan 2005′te taaraftarlar tarafından geçmişin en büyük idolü seçildi.
-1 Mayıs 2005′te La Gazzette della Sport, Napoli (Maradonanın takımı) yıllarının en iyi görüntülerini içeren bir DVD çıkarır. Sıkı durun bu DVD 3 günde tam 150.000 satar. Napolili bir yetkili Maradona zamanında soyunma odasında iki bank olduğunu açıklar: biri onun diğeri takımın geri kalanı için. “Yeni oyunculara yasaklı bankı anlatırdım. O ayrıldıktan sonra bile kimse bankına oturmaya cesaret edemedi.”
-9 Haziran 2005′te ayrıldıktan 14 yıl sonra Napoli’ye döner. Ciro Ferrara’da oynanacak maça seyirci olarak( dikkat edin sadece seyirci olarak) katılması bilet satışlarını 15.000′den 58.000′e çıkarır.
-13 Ekim 2005, Le Rupplica gazetesi televizyon programından (10′un Gecesi şovu. 13 bölüm yayınlanır. Her bölüm tam anlamıyla unutulmazdır. Hatta son bölümünde kendi yaptığı yağlıboya tabloyu açık arttırmayla satışa sunar. 320.000 Euro’ya alıcı bulur. Ama parayı bir hayır kurumuna bağışlar.) kazanacağı 4 milyon Euro’ya maliyenin el koyacağını açıklar. Maradona son programa çıkmaz.
O böyle bir adam işte….

Sayfalar:12»