Archive from Temmuz, 2006
Tem 31, 2006 - Genel    No Comments

Sen pazar-lamayı birde benden dinle!

Babalar gibi toplantı yapmakta üstümüze yoktur. Toplantı dediğin saatlerce sürmeli zaten. Konuşulması gerekli konuları sonlara atarsın, tek cümlelik mevzuları önlere çeker, detaylı detaylı konuşursun. İşin ehli konuşmalı bir kere. Pazar-lamayı bilgi işlemdeki arkadaştan daha iyi kim bilebilir ki? Üstelik sen kendine pazar-lamacı diyen garip fikirli kız! Sen bir kere mülkiyelisin. Senden 20 yaş büyük alaylı adamlara, pazar-lama dersi mi vereceksin? Unutmazsan iyi olur; pazar-lama sana okulda öğrettikleri gibi değildir. Mal satmaktır aslolan! Sen kalkmış strateji, analiz, gelecek falan diyorsun. Bunlar sökmez sektörde. Hem sen müşteri ne ister, nasıldır bilir misin? Hayatında kaç müşteri görmüşsün ki? Evvela belirtmek gerekir ki, biz kitap ta okuduk, piyasada da süründük. Şimdi söyle bakalım, sen aikşikuyujuedh kitabını okudun mu? Yaaa, duymamışsın bile. Pazar-lamanın özüdür o kitap. Neyse, ben kendimi anlatmayayım. Kervan yolda düzülür, ayinesi iştir kişinin. Ee hadi. Çok işimiz var daha. Bakma öyle şaşkın şaşkın yüzüme. Ajda Pekkan sendromu var sanırım. Hahhahahah. İlahi beni güldürdün sabah sabah. Ama yine de ilginç fikirlerin var. “Şu rakiplere bi bakalım” dedin ya? iş var sen de. Tabi sen illa analiz edelim falan diyorsundur ama, gerek yok. Ben o adamların kanını bilirim. Sen bana sor ne lazımsa. Olacak bu iş. Çok iyi olacak. Hem bak sevdim seni.

Tem 27, 2006 - Genel    No Comments

Dünyayı Değiştirmek Bize mi Kaldı?

Bu hafta elimde iki kitap var. Biri başlarken diğeri bitiyor. Birinde giriş alıntısı, yekdiğerinde bitiş alıntısı, iki söz vardı. Güzel bir uyum olduklarını düşündüğüm için, ikisini de yazacağım. Kitaplarla ilgili düşüncelerimi de bir sonraki posta bırakacağım.
Margaret Mead, antropolog(1901-1978)
“Küçük ama düşünen, kararlı vatandaşlardan oluşan bir grubun dünyayı değiştirebileceğinden kuşkunuz olmasın. Gerçekten de bugüne kadar dünyayı değiştirenler hep bu tür gruplar olmuştur.”
Wetminister Manastırının bodrumunda bir Anglikan piskoposunun mezarının üstünde şunlar yazmaktadır:
“Genç ve hür iken, düşlerim sonsuzken, dünyayı değiştirmek istedim. Yaşlanıp akıllanınca, dünyanın değişmeyeceğini anladım.
Ben de düşlerimi biraz kısıtlayarak, sadece memleketimi değiştirmeye karar verdim. Ama o da değişeceğe benzemiyordu.
İyice yaşlandığımda artık son bir gayretle sadece ailemi, kendime en yakın olanları değiştirmeyi denedim. Ama maalesef bunu da kabul ettiremedim.
Şimdi ölüm döşeğinde yatarken birden fark ettim ki; önce ve yalnız kendimi değiştirseydim, onlara örnek olarak ailemi de değiştirebilirdim.
Onlardan alacağım cesaret ve ilhamla, memeleketimi daha ileri götürebilirdim.
Kim bilir, belki dünyayı bile değiştirebilirdim.”
Tarihi, zamanı, çağı ve bu vesile ile dünyayı değiştirenlere bir bakın. Ortak ne görüyorsunuz?
-27 defa Osmanoğullarınca kuşatılmış İstanbul, Fatih’e yar olurken, bir çağ kapanıyor, bir çağ açılıyordu. Tarih yenileniyordu. 21 yaşında bir genç dünyayı değiştiriyordu. Acaba çıkış noktası ne idi?
-Bir garajda kendince yazılım üreten, tehdit unsuru hiçbir yanı olmayan, gözlüklü, sıkılgan delikanlı, Microsoft’u ile dünyayı bambaşka bir yere taşıyordu. Çıkış noktası ne idi?

Hep şirketler için uyguladığımız SWOT Analizi’ni dünyayı değiştirmiş olan insanlara uygularsak, daha sonra kendimiz için bir analiz yaparsak, çıkış noktalarını buluruz gibime geliyor.

1)Güçlü yönleri(m)
2)Zayıf Yönleri(m)
- – - – - – - – - – - –
3)Fırsatları(m)
4)Tehditleri(m)

Dünyayı değiştirmeye gelince; böyle bir idealim yok ama eğer dünyaya, insanların işlerini kolaylaştıracak birkaç şey sunabilirsem, rahat rahat ölebilirim.

Tem 26, 2006 - Genel    No Comments

Daha Ne İstiyorsun Müşteri?

Firmalar taleplerin üzerinde çeşitliliğe gidince müşteri ne yapacağını şaşırdı ilkin. Sonra seçmeye başladı.Seçiyordu ya aklı da karışmıyor değildi. Düşünmeye vakit bulamıyordu. Çünkü yeni şeyler, yepyeni şeyler, ultra yeni şeyler segmentlere bölünüp pazardaki yerini büyük bir hızla alıyordu.Tüketici sürekli bir şeyler alıyordu. Dedim ya aklı karışıktı. Bazen ihtiyacı olmayan şeyleri alıyor ve sonrasında kendine çok kızıyordu. Bazen de, gelecek ihtiyaçlarını karşılamış olarak buluyordu kendini ve övünüyordu. Bu karışıklığın sonucu olarak, üretici, sadık müşteri oluşturma konusunda zorluk çekiyordu.
-Kaliteyse kaliteliydi
-Fiyat avantajıysa, avantajlıydı.
-Ürün çeşitliliğine diyecek yoktu.
-Satış sonrası destekleri bir harikaydı.
-Teknoloji takipleri tamdı.
.
.
Bla bla bla. Müşteri daha ne istiyordu ki? Hep onları tercih etse ya! Kazın ayağı bambaşkaydı artık. Kimbilir, belki de kendi kazdığı kuyuya kendi düşmüştü üretici!
Neyse o konuyu da aşmıştı firmalar. 6, 12, 18, 24, 36, 48..vb ay taksitli satışlar neticesinde bir çok sadık(?) müşterisi olmuştu. Bir dönem abarttıklarını onlar da kabul ediyorlar. Hani ekmeği bile 6 taksitle satmaya çalışmışlardı. Ama o kadarcık kusura da bakılmaz ki canım! Hem firmalar müşterisi için vardır! Müşteri istekleri önemlidir. Müşteri her şeydir! Ailemizden bir parçadır müşteri. Her yıl SMS atar ve doğumgününü kutlarız.
YETER ARTIK!
-Her firmayı kişiler oluşturur ve kişiler üretici, hizmet sağlayıcı konumlarda bile olsalar, aynı zamanda birer müşteridirler.
-Firma olarak kendinizi müşterinin yerine koyabilirsiniz ama müşteri bu empatiyi yapamaz. Kaldı ki, yapmak zorunda da değildir! Ama üretici, mal-hizmet sunucusu firma bu empatiyi yapmak zorundadır.
- Taksite bağlanan müşteri, sadık değil, bağımlı müşteridir. Çok defa bu durumda size sadakat duymaz. Aksine sırtında bir yük olarak görür! (12 aylık taksitle, anneciğime aldığım fırının taksitlerini her ay ekstremde görmek hiç hoşuma gitmiyor. Ne büyük hataymış diyorum.)
-Ürününüz havada uçuyor, denizde yüzüyor olabilir ama benim ihtiyacımı görmüyorsa, ‘boşver gitsin’dir!
-Senede bir defa SMS ile doğumgünü kutlamak, yılbaşı tebriği yollamak müşteri ilişkilerinizi ilerletmez. Müşteri olduğunu değil, olmadığını hissettirmek çabalarına girmek gerektir ki, müşteri ailenizin bir parçası olabilsin.
-Siz elinizden her geleni yaparsınız da , sizin yaptıklarınızın yarısını yapmayan firmaya müşteri kaptırırsınız. Burda da, insan psikolojisi, toplum psikolojisi, rakip analizi, bir de her şeye rağmen sebat etmek kavramlarıyla haşir neşir olmak gerektir.
Böyle işte….

Tem 26, 2006 - Genel    No Comments

Pazarlama Karnavalı…Fiyyyyyuuuuuu


Sevgili Özgür, heyecanlı heyecanlı karnavaldan bahsederken çok iyi anlamamıştım. Azmetti ve pazarlama bloggerları için bir pazarlama karnavalı /? başlattı. Size keyifli okumalar. Ben de Ekim ayında bu karnaval ev sahipliği yapacağım. O vakte değin, buyrun karnavalın özgür versiyonuna….

Tem 21, 2006 - Genel    No Comments

AKLINIZDA BULUNSUN: HAYDİ CANIM "SEN" DE!

1 yılı geçen bir süredir blog yazmaktayım. Bu süre içinde iki kampanya haberi duyurdum. İlki doğuda bir liseye kitap gönderilmesi ile ilgiliydi. Blogumun ilk zamanlarıydı ve çok ciddi bir katılım beklemiyordum! Ancak yanıldım. İşyeri adresime gelen kolilerce kitap oldu. kolileri istifleyerek 8 adete indirip, liseye gönderdim. Benim adıma başarılı bir kampanya haberi ve sonucu idi. Bağışta bulunanlar blogger ve üyesi olduğum yahoogrups’taki sanal arkadaşlardı.
Diğer kampanya haberimi ise, geçen C.tesi duyurdum. Olumlu ve ciddi bir katılım bekliyordum. Ancak yanıldım. Yazdığım
yazımın/? yorum köşesi beni allak bullak etti. Acaba dedim, “Ben, karşıt yorum yapan bazı arkadaşların gördüğü neyi göremiyorum?”. Kampanya konusu, reklamlarda sıklıkla kullanılan “sen” hitabının yakışıksızlığına karşın, “siz”in nezaketini hatırlatmaktı. Kampanyayı başlatan Ahmet Turan ALKAN Hocam, bu konuya ‘Aklınızda Bulunsun: Haydi Canım “Sen” De!’ yazı altbaşlığı ile/? tekrar değindi. Ancak ben anladım ki; kampanyalar konusunda basiret eksikliğim var. Allah’tan sevgili işverenim, şimdilik blogumla ilgilenmediği için bu yazıyı okumuyor:)

Tem 19, 2006 - Genel    No Comments

Yıldız Olacağım Ama Kaç Milyonuncu Olarak?

Uzun zamandır, geceleri gökyüzüne bakmadığımı farkettim. Biraz önce balkona çıkıp, gözlerimi yıldızlara kilitledim. İyiki kilitlemişim. Yoksa en çok sevdiğim gökyüzü olaylarından, yıldız kaymasını kaçıracaktım. Her yıldız kaydığında, yıldız gözden kaybolana dek, dilek tutarım, dua ederim..Yıldız kayması zırt-pırt göze takılan bir şey olmadığından, bu halin keyfini çıkarırım. Küçükken kayarken gelip benim elime düşseler,diye beklerdim.
Ne alemdir şu yıldızlar. Öylece durduklarında bakarız da içimiz açılır. Kayarlarken dilek tutarız. Ay ile bir oldular mı, gecenin en güzel ikilisi olurlar. Süperdir yıldızlar, uzak ama umuttur yıldızlar, parıl parıldır yıldızlar, gökyüzünün kandilidir yıldızlar, biri gitse bini vardır yıldızlar, tektir yıldızlar, takımdır yıldızlar. Sırf onlara benziyor diye,havai fişekleri severiz. Geometrik şekillerle resmederiz onları da, uzay araştırmacılarının onlara şekilsiz taş kütleleri muamelesi yapmasına anlam veremeyiz. Hiç taş dediğin parlar mı? Gökte tepemize düşmeden durur mu? Kayarken ince ve latif duygular bırakır mı ardında? Taş ya da meteor parçası değildir yıldızlar!
Tek tek yıldızları saymak mümkün değildir ama Kutup Yıldızı’nı bilmeyen yoktur. Büyük Ayı’yı, Küçük Ayı’yı.. Yıldız küçük harfle yazılır ama Kutup Yıldızı büyük harfle. Milyonlarca yıldız var ama Seher Yıldızı bir tane. Yıldız olmak lazım ya, hangisi olmak gerek? İşte bu bütün mesele.

Tem 17, 2006 - Genel    No Comments

Sitcom Top-5 Listem

Sevgili Gaye sitcom top’unu? bana atmış ve karşılamamak olmazdı. Ben biraz nostalji yapmak niyetindeyim. Çünkü, uzun zamandır TV izlemiyorum.
Top-5 Yabancı Sitcom Listem;
1) Everybody Loves Ray
2) Cosby Show
3) Married with Children
4) Alf
5) Jefferson Ailesi( Türk versiyonu da vardı bir ara:))
Ben de topu, Selim Bey’e atıyorum:)

Tem 12, 2006 - Genel    No Comments

Bir Dünya Kupası mı?


Almanya’da bizsiz buruk ama heyecanlı bir Dünya Kupası yaşandı. Kupanın başından beri finali Portekiz ve Fransa oynar diyordum. İtalya beni şaşırttı. Aslında Dünya Kupası demeyi çok doğru bulmuyorum. Bazı istisnalar dışında, kupaya oynayanlar pek değişmiyor.
-İspanya
-İngiltere
-Fransa
-Portekiz
-Arjantin
-Almanya
-Brezilya
-İtalya
Almanya bu 1 ayı çok iyi değerlendirdi. Şenlikler düzenledi. Dev ekranlarla 14 milyon insanın kupa heyecanına katılmasını sağladı. Holiganların ülkeye girişini engellediği için, ciddi sorunların yaşanmasına engel oldu. Kupa yarışında da çok başarılı oldu.
Burada sizleri yeniden final dakikalarına götürmek istiyorum. Bir takım düşünün ki zorlu bir yolu geçerek finale kadar gelsin. Kupaya çok yaklaşsın. Hatta kupayı alacağından emin olalım da kaptan, eliyle kupayı rakip takıma versin. Olacak şey mi? Oldu. 98 finallerinin kahramanı 34 yaşındaki Zidane-benim favori futbolcumdur- İtalyan oyuncu Materazzi’ye kafa atarak, kırmızı kart cezası alıp oyundan ayrıldı. Ayrılmasa neler olurdu? Kupayı alma şansı çok yüksekti Fransa’nın.
Aslında Zidane, efendi ve gayet tecrübeli bir oyuncudur. Öyle önüne gelene, hele hele finalde, kafa atacak biri değildir. Ama çok kızdığı her halinden belli olan oyuncumuz; finali, takımı, ülkesini bir anda unutup, tarihe geçmeyi başardı. Dudak okuma uzmanlarının dediğine göre, Materazzi Zidane’nın kızkardeşine küfretmiş. Bazılarınız, profesyonellik adına, Zidane’ın oyuna devam etmesini salık verecek, bazılarınız “iyi etmiş” diyecek. Zidane, seçimini yaptı. Bu seçim O’nun kupanın en iyi futbolcusu seçilmesine engel teşkil etmedi. Bu kupa ile jübilesini yapacağını açıklamıştı. Gidişini unutulmaz kıldı. Siz olsanız ne yapardınız? Gerek maç esnasında gerek maç sonunda, saldırgan ifadelerle sizi sindirmeye çalışan rakibinize, tavrınız nasıl olurdu?

Tem 8, 2006 - Genel    No Comments

BU PROTESTO KAMPANYASINA ‘SİZ’ DE KATILIR MISINIZ?

Ülkemizin güzide yazarlarından, Ahmet Turan Alkan, Bu hafta Aksiyon Dergisi’ndeki yazısında, bir kampanya açtı. Doğrusu daha önce hiç aklıma gelmeyen bir konuydu. Ancak oldukça hoşuma gitti ve duyurmak istedim. Şimdi gelelim nasıl destek olabileceğimize. Fikirlerinizi ve desteklerinizi bekliyorum.

Diyor ki Sayın Alkan;
BİR TEKLİFİM VAR:
BU PROTESTO KAMPANYASINA ‘SİZ’ DE KATILIR MISINIZ?

Televizyon, radyo ve gazete reklâmlarında adım başı kulağımıza çalınan ama anlamı üzerinde pek durmadığımız ‘sen’li cümleler, sizin de dikkatinizi çekiyor mu? “Yarış; kazan”, “Sen de katıl”, “hisset”, “mağazalarda seni bekliyor” gibi laubali hitap şekillerini protesto etmek için, reklâmlarında müşterilerine ikinci tekil şahıs sigasıyla hitab eden firma ürünlerini boykot etmeye var mısınız?
Bu laubali edâdan artık ikrah geldi; onlara varlığımızı hissettirelim, ne dersiniz?

Tem 5, 2006 - Genel    No Comments

Bu bir pazarlama yazısı değildir!

Dün öylece oturmuş sizin soyadınızı taşıyan kahvemi yudumluyordum Ron Jacops.. -Allah biliyor ya, kahvelerden aroması Kenya olanı, çaylardan earl grey’i pek severim.- “Dünya bu zulme seyirci kalıyor” yazınızı okumaktaydım. Birden kaskatı kesildim, ağlayamadım ve Şeker Portakalı’ndaki Zeze’nin dediği gibi, başımı bir yandan öteki yana çevirme gücü bile bulamadım. İçim acıyla doldu. Belli ki dünyanın elinden hiçbir şey gelmiyordu. Ya benim? (Ya sizin, diye yüklenmek niyetinde değilim.)
Ben burada pazar-lamaca oynarken, başka birileri, bir yerlerde öldür-mece oynayarak misilleme yapıyor zamana. Acımasız bir oyun. Benim buradaki her kelimem adedince insan öldürülüyor-hiç sebepsiz- bazı coğrafyalarda. Tüm pazarlama departmanlarındaki çalışanları, bu işe gönül vermişleri, guruları toplasak bir yere; konuşsak,konuşsak, konuşsak… Durduracak fikirler çıkarır mıyız dersiniz, ölüm kusanlara karşı? İstediklerini elde edecekleri başka mecralar sunsak, ellerini çekerler mi çocuklardan?
Yazıda deniyordu ki; (Bu yazıyı Zaman için kaleme alan Ron Jacobs, bölge uzmanı, analist. The Way the Wind Blew: A History of the Weather Underground, The Catholic church and U.S. flag, Backdoor Waikiki kitaplarının yazarıdır.)
“Filistinlilerin günlük öldürülmeleri bir ceza ve ezanın nakaratı haline dönüştü. Gazze’den gelen haberler, öğrencilerin okula gidemediğini ve her sabah okula gitmek için çabalayan bu çocukların İsrail askerleri tarafından tehdit edildiği yönünde. İsrail tarafından yürütülmekte olan son saldırı kampanyası, kaçırılan bir askerin serbest bırakılmasıymış gibi gösteriliyor; oysa Gazze’ye ne gıda veriliyor, ne gaz ne de ısıtma kaynağı. Bunun anlamı, yiyecekler buzdolabında bozulduğunda, ki son iki gündür İsrail’in bombalamaları nedeniyle kentte elektrik yok) geriye yiyecek olarak sadece tahıl taneleri ve baklagiller kalıyor. Elbette, bu iki yiyecek grubunun da pişirilmesi gerekmektedir; ancak gazsız ya da yakıtsız, pişirme de mümkün değil. Kendinizi, büyük ve kalabalık bir şehirde yaşarken istediği zaman ateş edebilecek şekilde konuşlanmış yabancı askerler tarafından kuşatılmış olarak hayal edin. Helikopterler ve savaş jetleri evinizin tepesinde uçuyor. Evde para yok, hatta varsa bile, bunu harcayabilecek yerler kısıtlı. Çocuklarınız çoktan evlerini ve ülkelerini yabancı işgalcilerden koruyabilecek yaşa gelmiş durumda. Eve dönüp dönmeyeceklerini asla bilmiyorsunuz. Saldırılar sürdüğü için uyumak imkansız. Bir sonraki yemek ihtimali belirsiz…
Dünya, Filistin’in yaşadığı dramı sadece izliyor
Sadece izlemek ve bir müddet sonra duyarsızlaşmak.
Allah’ım Filistin’i koru.
Mazlumu koru.
Masumu koru.
Çocukları koru.
Hala hissedip yazabiliyorken, beni ve insanların içinde insanlardan bir insan olanları koru.
AMİN.

Sayfalar:12»