Archive from Haziran, 2006
Haz 27, 2006 - Genel    2 Comments

Marketing*(Turkiye&Blogları)

Pazar-lama ile biraz içli-dışlı olan hemen herkesin aşina olduğu bir dergi olan Marketing Türkiye, blogların gücünü ilk keşfedenlerden olarak, pazar-lama bloggerlarıyla yaptığı toplantılardan sonra, online ortamda, sitesinde Marketing Blogları temasıyla yeni bir satır açtı. Aynı zamanda RSS olayına da girerek, iki yenilik için de benden, “hayırlı olsun” notu aldı.

Haz 27, 2006 - Genel    No Comments

Mola Vaktiiii

Dün gece uzun, kısa birkaç post ekledim. Okuyup yorulanlar için bir güzellik yapayım istedim. Aşağıdaki karikatür çok hoşuma gitti. Sizsiz lezzeti olmaz dedim.

Haz 26, 2006 - Genel    No Comments

Servetim Hayır Olsun!

Küçükken çekirdek biriktirmece oynardık. Çekirdekleri çitler çitler, biriktirir, sonra hepsini ağzımıza doldurup öyle yerdik.Çok hoşumuza giderdi ama, onca çekirdeği biriktirmekte kolay iş değildi. Bir kere sabırlı olmak gerekti. E çocukların sabır kavramı da pek gelişmiş olmadığından bu oyunda çok az kişi muvaffak olurdu.

” Berkshire Hathaway yatırım şirketinin başkanı olan 75 yaşındaki Buffett, servetinin yaklaşık 37 milyar dolarlık bölümünü, dünyanın en zengin adamı Bill Gates tarafından kurulan yardım vakfına devredeceğini duyurdu.”

“Yazılım devi Microsoft’un kurucusu Bill Gates, 2008’den itibaren şirketin aktif yönetiminden çekilerek kendini hayır işlerine vereceğini açıkladı.”

Bugünlerde iki haber düşüyor satır aralarına ve ben sormadan edemiyorum. “Sevgili Buffet ve Gates! Madem tümünü bağışlayacaktınız koca servetinizin, ne demeye biriktirdiniz? Yahut siz bi şi duydunuz da, bize mi söylemiyorsunuz?”

Haz 26, 2006 - Genel    No Comments

Yoksa Ben Hİ&PR’yi Yanlış mı Biliyorum?

Geçen 15 gün içinde iki çarpıcı haber vardı ki, ikisinde de halkla ilişkiler eksikliği davul çalıyordu. Birisi THY idi ki, neler olduğunu hatırlatmak için bir iki haber küpürü kesip, yapıştırayım.
“THY’de rötar sıkıntısı sürüyor!
Türk Hava Yolları’nın İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan yapılması gereken yurtdışı seferlerinden bazıları, kabin memuru yokluğu nedeniyle iptal oldu, bazıları da rötarlı gerçekleştirildi.”

“Cuma günü Türk Hava Yolları uçaklarının sadece yüzde 73’ü zamanında kalkabildi. Birçok uçuş ise kabin mürettebatı olmadığı için yapılamadı.”
Rötar nedeni ile, ÖSS sınavını kaçırmış olan bir kız öğrenci benim epey bir aklımda kaldı.Resmen annesinin omuzlarına yıkılmıştı. Üstüne bir de Başbakandan azar işiten kurum(THY’de yaşanan rötarlarla ilgili bir soru üzerine Erdoğan, ”Orada çok ciddi hatalar oldu. Soruşturma başlatıldı, ‘kadro eksik’ dediler. 400 kadro verilmişti, 150′sini almışlar. Soruşturma neticesinde olayla ilgili karar vereceğiz” dedi. ”THY’deki sıkıntılar bizi üzmüştür” diyen Erdoğan, gerekirse hemen olayla ilgili teftiş de başlatacağını bildirdi. ) sadece açıklama yapmakla yetinince, ben de, “e ama olmaz ki!” dedim. Açıklamalarda çok tatmin edici değildi ve o rötarları yaşayanlar için hazmedilemeyecek kadar askıdaydı. Hani tabir caizse, özür dileriz bi daha olmayacak, nevindeydi. Aslında çok iyi değerlendirilebilecek bir kriz olabilirdi. Rötar nedeniyle, zarara uğrayan müşterilerine, birkaç jest yapılsa, nasıl olurdu? Mesela, sınava giremeyen öğrenci için, seneye dersane masrafını biz karşılayacağız, deseydi, rötarzedelere bir uçuş hakkı hediye etseydi, ağızdan ağıza reklam olayı nasıl işlerdi?
Gelelim diğer firmaya, Danone.
Hani şu, birilerinin bizi aydınlatmak için attığı mailler vardır ya; o maillerden biri de Danone ve ürünlerinin insan sağlığı üzerindeki bozucu etkilerinden bahisle, epey bir dolaştı net ortamında. Nihayet geçen hafta bir basın toplantısı düzenleyerek, konunun gerçek olmadığının altı çizildi, tesisler gezdirildi ve yeni yıl planlarından bahsedildi. Ama benim bazı arkadaşlarım hala, “Danone mu aldın? Yoksa sen bilmiyor musun onların içinde neler varmış neler” diyebiliyor ve bu sürecek. Nerden mi biliyorum süreceğini? Bakın şu habere Allahaşkına;
“Yeni çıkan bir yoğurt firmasından sitem dolu bir e-posta aldığında yaşadığı şaşkınlığı; çalan cep telefonu, iş telefonu ve mail kutusuna ardı arkası kesilmeden gelen maillerle kat be kat arttı.
“Gerçek mi?” diye soruyordu herkes. Ya da sitem ediyordu. Kimi Tokyo’dan, kimi Konya’dan, kimi de Washington’dan veya İstanbul’dan arıyordu. Arayanlar, Danone yoğurtları ve Coca Cola ile yine aynı firmaya ait Turkuaz suyu ile ilgili e-postada yer alan iddiaların doğru olup olmadığını soruyordu. İşin garibi ise bu ürünleri kötüleyici iddiaların yer aldığı maillerden Prof. Dr. Turan Karadeniz’in de haberi yoktu, ama bu maillerin altında Karadeniz’in imzası, cep telefonunun ve okulunun numaraları vardı.
Karadeniz’in ilk maili almasından bu yana 5 ay geçmesine rağmen hâlâ günde 200’ün üzerinde mail alıyor, cep telefonuna ve çalıştığı üniversiteye onlarca telefon geliyor. Tahminlerine göre bu mailler 10 milyon kez bir posta kutusundan diğerine gönderildi. Her gün en az 2 saatini telefonlara ve e-postalara cevap vermek için harcayan Karadeniz, en çok internetteki sınırsız özgürlükten ve hiçbir yaptırımın olmamasından şikayetçi. Müdürlüğünü yaptığı Ordu Bahçe Bitkileri Yüksekokulu’nu geceleri çok fazla arayan olduğu için gece bekçileri de muzdarip.
Kendi adının yazdığı mailden Danone’nin sitem mesajıyla haberdar olan Karadeniz, “Benim bu konuyla ilgim olmadığını söyledim. İkna oldular zaten. Mailde yazanların gerçek olup olmadığını soran herkese cevap veriyorum. Bu maili yazmadığımı ve konu hakkında bir bilgimin de olmadığını söylüyorum. Ama bu maillerin ve telefonların 3-4 yıl sürebileceğini söylüyorlar.” diyor.
İnandırıcılığı tartışılır bir e-postanın çok kısa bir sürede dünyanın dört bir tarafından insana ulaşmış olması ve bu derece ilgi uyandırması Karadeniz’i şaşırtmış. “Daha ciddi ve önemli konularda da keşke bu kadar hızlı organize olabilsek ve tepki verebilsek.” diyor. Gece-gündüz demeden arayanlara cevap vermeye çalışan Karadeniz, “Telefon açıp yalvarıyorlar; ‘Lütfen doğru mu söyleyin? Bunu çocuğuma yedirmeyeceğim, çok acil’ diyorlar. Nasıl kapatabilirim ki? Hem benim bir adım ve uzmanlık alanım var. Bana yakışmaz telefonumu kapatıp sorulara cevap vermemek. Benim uzmanlık alanım zaten meyve ile ilgili. Beni tanıyan bilir bu konuda yazmayacağımı.” şeklinde konuşuyor. “

Şimdi sormak lazım bu iki büyük firmaya, bunlar kriz değilse nedir? Madem krizdir, böyle mi yönetilir? Siz de halkla ilişkiler departmanı ne iş görür? Onlar da bu mailleri almaz mı? Haberdar olduğunuzda ne yaparsınız? Bir yıl bekleyip, sonra basını çağırıp, “bakın bizim ürünlerimiz pis diil, cici” mi dersiniz? Aslında pek bu tutumla yazılar yazmadığımı bilirsiniz. Ancak bu konularda hassasım, çünkü müşteriyim. Ürünü alıp, eve girdiğimde, ürünü savunmak zorunda kalmaktan nefret ediyorum. Onca para vereceğim ve açıklama yapmak zorunda kalacağım. Geçen yıl bu tip bir mail almıştım. HSBC’nin, Ermeni soykırımını destekleyen bir projenin sponsorlarından olduğundan bahsediyordu mail. Hemen HSBC’ye bir mail attım ve konu hakkında aydınlatılmak istediğimi belirttim. Mail atmamdan beş dakika sonra arandım ve konu hakkında aydınlatıldım. Aslında hiç sponsor olmamışlar ve sadece logoları birileri tarafından kullanılmış. Eğer ben konunun peşine düşmesem, olayın iç yüzünü öğrenemeyecektim. Takdir edersiniz ki, bizim toplumumuz tahkik değil, tahrik toplumudur ve bu nedenle, firmalara düşen, her zaman için B, C, D ..planlarının olması ve kriz yönetme becerilerini geliştirmektir. Bir de, arada bir tatbikat nevinden çalışmalar yapmak, iyi olur kanaatindeyim.


Haz 26, 2006 - Genel    No Comments

Güler misin, ağlar mısın?

Biraz önce mail kutumun, junk kısmına düşen postayı okuyunca, dudaklarımın büzüldüğünü ve ilginç iş kollarının geliştiğini farkettim. Bir de siz okuyun bakalım. Eğer bu firmaya işiniz düşecek olursa, sizin için gerekli iletişim bilgilerini saklarım. Gerçi gerek kalmayabilir. Onlar, kendilerine kimin ihtiyacı olduğunu da bilecek kadar profesyoneldir kesin:) Özellikle son bölümü koyu kıvamda sunmak istedim. Hani gözünüzden kaçmasın diye.

“…… Danışmanlık Özel Araştırma ve Takip Ltd.Şti.
1- Şahıs, kişiler ve şirketlerin adres tespitleri. Şüphelendiğiniz şahıs, kişi, kişiler veya etrafınızdaki rakip firmaların size karşı kullanacakları koz veya düşüncelerin araştırılması.
2- Mülk araştırmaları. Karşı taraftan alacak hakkına sahip olduğunuz taktirde izini kaybettirenlerin bulunması.
3- Günlük birebir takipler, çekimler ve raporlarla bildirim. Şüphelendiğiniz konu, adres, kurum ve kişiler üzerinde birebir takiplerde istediğiniz seçeneklerde (görüntü ses, fotoğraf, telefon v.s.) raporlar ve sunular.
4- Kendinize özel güvenlik sistemleri. İstenilen biçimde, görüntüleme sistemleri, alarm sistemleri dilediğiniz standartlarda.
5- Yakın koruma. Araçlı veya araçsız taşıma ruhsatlı uzakdoğu sporu tecrübesi.
6- Patent araştırmaları, delil tespiti. Firmanızın ismini kullanarak yasa dışı faaliyet gösteren kurumların takibe alınarak tespit edilmesi.
7- Dolandırıcıların bulunması. Etrafınızda dolaşan veya siz ve yakınlarınızın her hangi bir konuda dolandıran şahısların kısa zaman içerisinde bulunması.
8- Kayıp kişi, mülk ve adres tespitleri. Size yakın kişilerin kaybolması halinde, size ait olan mülk ve gereçlerin kaybolması – çalınması halinde veya bulmak istediğiniz kurum veya şahısların adresleri.
9- Aldatma konularının aydınlatılması. Eşiniz, müdürünüz, modelistiniz, ortağınız, yakın dostunuz ve akrabanız v.b. gibi size yakın olan şahıslardan şüpheleniyorsanız size sunulan en sıcak, geniş ve doğru raporlar
10-Taklit mal ve malzemelerin araştırılması sabit yerlerin bulunulması.
Şirketimiz bu ve bunun gibi size problem olan bu ve bunun gibi konularda size yardımcı olacaktır Bize ulaşın! Size problem olan sorunlarınızı şirketimiz halletmekle sorumludur.”

Haz 24, 2006 - Genel    No Comments

Vakit Tamam Seni Terkediyorum!

Tasavvufi eserlerin bazıları der ki; az zamanda nostalji yapmaya başlamak kıyamet alametlerindendir. Liseyi bitireli çok değil 11-12 sene oldu ama şimdiden ne çok şey değişmiş demekten kendimi alamıyorum. Ama sık sık kendimi, ” Bizim zamanımızda böyle miydi ya?” derken yakalıyorum. Ya da bir obje, bir yer, bir koku geçmişi getirip bugünün koridorlarında aheste aheste sergileyebiliyor da, “ne günlerdi o günler” dedirtiyor. Uzun zamandır TV izlemiyorum. Arada bir denk gelirsem de, reklamları ve birkaç mühim programı izliyor, bırakıyorum. Dizi izlemek kültürümse, sanırım Sıdıka’dan sonra bitti:) Evine ziyarete gittiğim bir arkadaşım, sevdiği diziye takılınca ben de blog turuna çıkmıştım. Bir ara bir tını kulağıma gelince, kumandayı alıp sesini açışıma arkadaşım da şaşırdı doğrusu. O tını öyle bir tını, o şarkı öyle bir şarkı idi ki; geçmiş gelip tel tel gözümden geçti desem yeridir. Ahmet Kaya yaşıyordu o vakitler. Benim de pek bir hayranı olduğum, her şarkısını ille de bildiğim ve söylediğim ustaydı. O bambaşka bir sanatçıydı benim için. Siyasi yaşamıyla ilgilenmediğim, şarkılarını ve yorumunu sevdiğim adam.
Dizinin adı, Aliye ve sanırım sezon finali olayı vardı. Kıraç, “Vakit tamam seni terkediyorum” derken, ben de birçok Ahmet Kaya hayranı gibi sesli sesli parçaya eşlik ediyordum. Geçen haftalarda Ali Atıf Bir, sanatçılardan hangileri markadır, araştırmasını yayınlamış ve orada iyi bir oranla Ahmet Kaya’yı görünce şaşkınlığını satır aralarına koymayı ihmal etmemişti. Aslında şaşırmamak gerekiyordu. O sadece şarkı söyleyicisi değildi. Her şarkısı bir anlam, bir yaşam olan adamdı. Siyasi fikri her ne olursa olsun, herkesin en az birkaç şarkısını bildiği, tanıdık bir adamdı. Öyle ki, ölümü bile bir şehir efsanesine,üstelik kısa bir sürede, dönüşmüştü. Ölmediğine inananların yanısıra, O’nu gördüğüne yemin edenleri bile gördüğümde buna nerdeyse ben de inanacaktım.
Anlayacağınız vakit çabuk geçiyor ama birileri geleceğe kalmayı başarıyor. Bakalım gelecek bizlere ne getirecek diye beklemek ya da geleceği inşa etmek(!). Yusuf Hayaloğlu ve Ahmet Kaya. Bir sanatın geleceğini inşa ederken, biri diğerini tamamlamak üzere gönderilmiş gibilerdi. Yani doğru takım arkadaşıydı Hayaloğlu. Her neyse, bir şarkıdan buralara dek geldim. Uzatmayayım ama ben daldım gitti:)) Şimdilik bu bir veda havasıdır deyip, postu bitireyim ve şarkıyı dinlemeye başlayayım.

Vakit tamam, seni terk ediyorum
Bütün alışkanlıklardan öteye
Yorumsuz bir hayatı seçiyorum
Doymadım inan, kanmadım sevgiye.
Korkulu geceleri sayar gibi
Birdenbire bir yıldız kayar gibi
Ellerim kurtulacak ellerinden
Bir kuru dal ağaçtan kopar gibi.
Aşk sabitti gülse hiç dermedik
Bul kendine kuytularda hadi dal
Seninle bir bütün olabilirdik
Hoşçakal gözümün nuru, hoşçakal
Hoşçakal canımın içi, hoşçakal
Hoşçakal iki gözüm, hoşçakal.
Haz 14, 2006 - Genel    No Comments

Restoran Yayını Takip Eder misiniz?


Onu ilk defa Şişli’de bir restoranda, arkadaşımı beklerken keşfetmiştim. Ne kadar büyük ebatlı bir ilan diye düşünürken, karşımda tek yapraklı bir gazete bulmuştum. Ama oldukça keyifli ve okunaklı bir yaprak. Yaprağın iki sayfasının sağına soluna kartvizit şeklinde reklamlar konulmuş ve bu reklamlardan birinin içine bir ikon saklanmış. O ikonu bulup, mail ya da sms ile coffenewse iletirseniz, ödül kazanıyorsunuz. İster istemez kendimi, reklamların içinde ikonu ararken buldum. Ne de olsa, bulmama şansım yoktu:) Sonra bir test hazırlamış ve kaç reklamı anımsadığımı sormuş yayın. İkon ararken, reklamları da okuduğunuz için, hemen hemen tüm reklamları anımsıyorsunuz doğal olarak.
Web sitelerinden ? kendilerini şöyle tanımlıyorlar;
Coffee News, 1988 yılında Kanada’nın Manitoba eyaletinde yaşayan, başarılı bir yayıncı ve reklamcı olan Jean Daum’un bu konudaki tecrübe ve birikimini hayata geçirmesi sonucu doğmuştur. Coffee News küçük ve orta ölçekli işyerleri için ödenebilir ve etkili bir reklam aracı olma konusunda dünyanın en büyük yerel süreli yayınıdır.
Coffee News, restoranlara, kafelere ve bekleme salonlarına dağıtılan, küçük ve orta ölçekli işyerlerinin tanıtım amaçlarına hizmet eden haftalık yayındır. İnsanların yemek yerken veya öncesinde reklam mesajlarını algılamaya daha yatkın oluşu bilinen bir gerçektir. Coffee News bu gerçeği göz önünde tutarak, maliyeti en düşük ama etkisi en yüksek, yani en verimli reklam aracı olabilmesi için tasarlanmıştır. “

Bazen bir yaprakla neler oluyor! Kimi zamansa 100 binlerce dolar bir hayale kürek çekiyor.(Hacker Ana-Exper)

Haz 14, 2006 - Genel    No Comments

Elinin Hamuruyla Çizme İşine Bulaşmak!


Geçen kış sezonuna girilirken; bot, çizme almak isteyenler alışverişe çıktılar. Modeller çok değişmemekle birlikte, yeni oyuncuları gördüler ve daha önceden tanıdıkları bir markayı görünce, tereddütsüz aldılar. Terlik işinde oldukça iyi olan Polaris, geçen kış sezonuna ayakkabı-bot koleksiyonu ile merhaba dedi. Bu merhaba ile birlikte, terlikteki güvenirliği, botların alınmasına neden oldu diyebilirim. Tasarımlar da fena değildi. Kızkardeşim resmini gördüğünüz modelin kahverengini, ablam siyahını almıştı. Kardeşimden gören arkadaşlarımdan ikisi yine aynı modelin farklı renklerini aldılar.

Ben onları ısrarla uyardım.
- Arkadaşlar! Polaris terlik işinde iyi ama bot bambaşka bir şey. Üstelik ilk defa çıkıyor sahneye. Bence almakta acele etmeyin, dedim demesine ama kızları durdurmak kolay olmuyor çok defa:)
Daha ilk haftadan botun dikişleri attı, su çekmeye başladı. Sonraki iki haftada ise, aşınmaya başlamıştı bile. Üstüne üstlük, değiştirmekte kabil olmadı.
Polaris terlik işinde gerçekten çok iyi. Ama bot konusunda biraz daha çalışması gerekecek gibi. -En azından 8705 adını verdikleri model üstünde.- Terlikteki kaliteyi yakalamak adına.

Haz 14, 2006 - Genel    1 Comment

E-Dergiler

Internet’le öyle çok haşır-neşiriz ki, gazete, dergi okumalarını, müzik dinleme olayını, film seyretme ve daha birçok aktiviteyi bu yolla yerine getiriyoruz. Gazete okumalarına çabuk adapte olmuştuk ama bu e-dergi olayı da tam anlamıyla bambaşka bir şeydi. İlk görüdüğüm dergileri “hımm ilginç!” diyerek gözden geçirmiştim. Ama her ay takip edebileceğime kanaat getirmemiştim doğrusu. Şimdilerde öyle güzel dergiler posta kutuma düşüyor ki, bir sonraki ayın konularını merak etmeye başlıyorum.
E-dergilerin dokunma duyumuza hitap edemediği için başarılı olacaklarını sanmıyordum. Bazıları bunu farketmiş olmalılar ki, bir duyunun yerine başka bir duyuya hitap ederek açığı kapatmışlar. Dergiyi her “tık” ile bir sayfa ileriye taşırken, habere uygun bir müzik size eşlik ediyor. Bir tek kahveniz eksik kalıyor o zaman:)
Şimdilik 2 örnek vereceğim size. Sayılarını artması ve geleceğe kalabilmelerini sağlamak adına, yeterli desteği görmelerini umut ederek.
1) Sanki Dergi ?
2) Bak Dergisi ?

Haz 7, 2006 - Genel    No Comments

Yaş Aldık!

Haziran 2005′te bir pazar-lama blog yolculuğuna çıkarken, hedeflediklerimlerinden çoğuna ulaşamamış olabilirim ama hala yazıyorum. Allah nazarlardan saklasın! Artık resmi olarak 1 yaşımızdayız. Melekler gibi samimi, bayaz güller kadar saf, yeşilce dinlendirici, mimozalar gibi şen-şakrak-pıtırcık daha nice yıllar yazmak, uygulamak, duyurmak, pazar etmek dileğiyle. Her işiniz kolay, her molanız rahatlatıcı olsun. Her zaman bekleriz.

Sayfalar:12»