Archive from Mayıs, 2006
May 31, 2006 - Genel    1 Comment

Post Cümbüşü

27 Ağustos’ta Formula Grand Prix’sine gelecek olan Paris Hilton’un, aslında ünlü Avusturya kutu şampanyasının Türkiye’ye girişi vazifesiyle ülkemizi şereflendireceği açıklanmış. Ürünün Türkiye’ye girmesine önayak olan şirketin yöneticileri, “Hilton’un markamızın önüne geçeceğini sanmıyoruz” açıklamalarına güldüğümü eklemeliyim. Çünkü, şarabın ismini anımsamıyorum:) Ama Paris’i unutmuyorum.
——-
Reklam Kurulu bu hafta Çilek Mobilya’nın son reklamına, 50 bin YTL ceza verdi. Ebeveynlerine istediğini yaptıran çocuk modelinin, kötü örnek olduğu, cezaya gerekçe olarak sunulmuş.
——-
Türkiye İş Kurumu’nun, 2005 verilerine göre, önceki yıla nispetle, işsizlik oranında düşüş olmuş. Üniversite ve yüksekokul mezunu olupta, işsiz olanların sayısı: 57 bin 892 +1 (Malum bu 1′de benim.) Konuyu bilgisine sunduğum ekonomist-yazar Fikri Türkel, bu sayıyı 100 ile çarpmamın daha sağlıklı olacağını iletti:)

May 31, 2006 - Genel    No Comments

Reklam Ajanslarında Neler Oluyor Bilemeyeceğim:)


1970′de ilk albümünüzle girdiniz ya müzik dünyasına, ben yoktum o vakit. Siz onlarca güzel plağa, kasede, şarkıya imza atana dek, ben yine yoktum. Sonra, Sevenler Ağlarmış, dediniz. Ben onu duydum işte. Sonra Kara Yazı, Gönül Sabreyle Sabreyle, Yara, Ağıt, Yok Öyle Bir Kadın ve Bir Sevmek Bin Defa Ölmek Demekmiş ile, Anadolu yollarını, kulağımda walkmanle turlarken içlendim. Muavinlere, sizin kasetiniz de çok iyi ama benim kaseti de biraz dinlesek olur mu, teklifleriyle az çıldırtmadım. 9-10 saatlik sarsıcı ve sigara kokulu yolculuklarımın, en güzel anıları oldunuz. Ama bir şarkınız var ki, ben ne desem az. Az işte…

Nasıl sevmişse bu divane gönül
Bu böyle gidecek unutmasını da
Nasıl esir olmuşsa gözlerine
Başka gözlerle avunmasını da

Akıtma gözümün kanlı yaşını
Uğrunda ağlayıp yanmaya değmez
Bir kaç mektupvari saramış resme
Bakıpta seni anmaya değmez
Sana değmez

Ne acılar çektik, ne dertler gördük
Senin yokluğun bana nedir sanki
Üç gün, beş gün, bilemedin bir kaç ay
Sonunda bir gün söküp atmak çok kolay
Akıtma gözümün kanlı yaşını

Uğrunda ağlayıp yanmaya değmez
Bir kaç mektupvari saramış resme
Bakıpta seni anmaya değmez
Sana değmez

Yıllar sonra, reklamın önemi ile ilgili tezimi hazırlarken, rastladım Hürel kardeş Feridun’a. 18 Yaşından Küçükler Okuyamaz! Reklam ruhu albüm kapaklarından belli değil mi? Sene 1970…Ben bu düşüncelerle meşgulken, o da ne, evreka! Ya ben reklam dünyasına bi baksam nasıl olur, dedim. Malum bugünlerde epey boş vaktim var.-Maalesef-
Ancak bir şeyi çok iyi öğrendim;
MGK’ya girebilirim ama reklam ajanslarının içine giremem:) Hele reklamcı değilsem!
Girmiyoruz efenim.

May 31, 2006 - Genel    1 Comment

Türkiyem Türkiyem Akrebim Ya da Akrep Türkiye

The Corparation filmini? bilmem anımsayan var mıdır? Film dediysem,öyle bildiğimiz filmlerden olmadığını belirtsem iyi olur. Şirketleri mercek altına alan yönetmen, şirketi makro insan gibi düşünerek, şu soruyu sormuş;
Madem insanların kişilikleri var, şirketlerin de yok mudur? Bu sorudan hareketle, marka şirketlerin üzerine gitmiş ve aldığı verileri, Dünya Sağlık Örgütü’nün kişilikleri tespitte kullandığı kalemlere yerleştirmiş. Sonuç; birçok firmanın kişiliğini bu veriler, psikopat olarak adlandırıyor. Giderlerini en aza indirmek için, üretimini gelişmemiş ya da az gelişmiş ülkelerde gerçekleştiren birçok firmanın, buradaki işçilerine tam bir psikopat gibi davrandığını gözler önüne seriyor. Örneğin, dünya çapında marka bir t-shirte verdiğimiz para, üretimdeki bir işçinin maaşına denk düşebiliyor. Oysa o işçiden,hergün bu t-shirtten kimi zaman 300 adet dikmesi bekleniyor. İşçi sabahın erken saatlerinde işe başlıyor, kısa bir öğlen molası veriyor, çok iyi olmayan yemeklerle besleniyor, işine adapte olması bekleniyor ve ilgi kaybına müsamaha gösterilmiyor, akşam çok defa mesaiye kalınıyor, haftanın 6 günü çalışıyor, aldığı maaş ile yaşam standartlarının altında yaşiyor. Kimi zaman bir pantalon ya da etek, birkaç dolara mal edilebiliyor. Ama maliyetinin 20-30 katına satılıyor. Aradaki paya “marka değeri” deniyor. Şirket büyüdükçe, büyüyor. Üretimdeki kişi, asla diktiğini giyecek paraya sahip olamıyor. Çok defa ürünü alan kişi, bunca parayı neye verdiğini bilmiyor. Tüketim çılgınlığı denen kavrama zemin hazırlanıyor…
The Corparation, verdiği örneklerle ve yetkin isimlerle yaptığı söyleşilerle oldukça güzel ve öğretici bir yapım. Buradaki kişiselleştirme örneğinden hareketle,
İnsanların burcu var da, ülkelerin neden olmasın sorusunu sordum.
Bununla ilgili olarak, bir arkadaşımın zihnimde ateşlediği fikirle araştırma yaptım. Acaba ülkemizin burcu ne? Özelikleri ne? Yükselen burcu ne? Dahası burcu ile uyumlu mu? Ülkemizin yıldız haritasına bakılırsa, Akrep burcu olduğu ortaya çıkıyor. Akrep burcunun özelliklerini aşağıda sıralayacağım. Daha fazla detay için nette küçük bir araştırma yapmanız yeterli olur sanırım. Hadi bakalım bi düşünün. Acaba Türkiyem bu özellikleri taşıyor mu? Yoksa yükseleninden mi etkileniyor:) Anlaştığı burçlar hangileri. Dolayısı ile diğer ülkelerin burçları ne? Dost kim, düşman kim? Günlük ve yıllık burç takvimleri, ülkemiz için de bir şeyler söylüyor olabilir mi?
Akrep Burcu
Elementi : Su
Özelligi : Hassas
Yönetici Gezegeni : Mars ve Plüton
Metali : Çelik ve demir
Ugurlu Günü : Sali
Ugurlu Sayisi : 9
Ugurlu Taslari : Opal, yakut, ametist, kuartz
Ugurlu Renkleri : Canli kirmizi, siyah
Ugurlu Çiçekleri : Kirmizi karanfil, hanimeli
Ugurlu Kokulari : Misk, manolya
Ugurlu Müzik : Marşlar ve tempolu melodiler
En Belirli Özelligi : Kararlilik
En Büyük Ideali : Zenginlik
En Büyük Hatasi : Merhametsizlik
En Büyük Arzusu : Ömür boyu güven
En Büyük Yetenegi : Ticaret ve yöneticilik

Bir de akrep ile ilgili şu bilgileir vermek istiyorum. Sanırım tüm bu verileri birleştirince, farklı çıkarsamalar yapacaksınız.
Akrep yavruları, anne akreplerin vücutlarının içinde gelişirler ve ince bir keseye dolanmış olarak doğarlar. Anneleri bu doğum kesesini, kuyruğunun ucundaki iğnesiyle yırtarak açar. Yavru akrepler serbest kalır kalmaz diğer pekçok canlıda da olduğu gibi annelerinin sırtına tırmanırlar. İlk başta zayıftırlar ve sık sık yere düşerler. Ayaklarının altındaki özel tabanları, onların tekrar tırmanmalarına yardımcı olur. Yavrularına karşı aşırı derecede koruyucu olan anne akrep, gece avlanmaya giderken de yavrularını beraberinde götürür.

May 29, 2006 - Genel    No Comments

Turkcell Süper Lig Doğru mu?

Radyodan küçük bir kulak misafirliği ile duyduğum şu verileri yazmak istedim. Turkcell Süper Lig isminin lige verilmesinden sonra, 310 spor yazarının yazdıkları yazılar baz alınarak, bu ismin kaç kez doğru olarak kullanıldığının ölçümü yapılmış. Sonuçlar aşağıda, yorumlar sizden beklenmekte:)
Konu ile ilgili çıkan haber yazısı: 650
Doğru olarak kullanılan yazı sayısı: 179
Yanlış olarak kullanılan yazı sayısı: 471

May 26, 2006 - Genel    No Comments

Markanız Kaç Hece?


Marka olmak kolay değil! Bunu çok iyi biliyoruz. Bazen çok kaliteli olmak, avantajı olan ürün olmak, çok tercih ediliyor olmak sizi marka yapmaya yetmeyebilir. İsim de önemlidir. En sevdiğim ve katılımcı profilindeki farkı kolayca bulabildiğim, standlardaki ürünler nedeni ile saatlerce vakit geçirdiğim fuar, Zuchex’tir. Bu fuarda ilk uğrak yerlerimden biri, Eternity standıdır. Tencereler, züccaciye ürünleri ile içim kıpır kıpır olur. Nasıl güzel şeylerdir onlar öyle. Ama gelin görün ki, ismi beni rahatsız ediyor. Tam 4 hece! E-ter-ni-ti. Üstelik alıcısı olan insanların geneli ev hanımı, yeni evlenecek kızlar, çeyiz bakan insanlar…Ürünün adı yurtdışı düşünülerek verilmiş olabilir. Ama yurtdışı için bile oldukça uzun bulduğumu belirtmek istiyorum. Keşke “Daisy” olsaymış diyorum.

May 26, 2006 - Genel    No Comments

129K İle Yolculuk Bir Başkaysa, Sebebi Müşterinin Şaşırmasıdır!

Birkaç yıl evvel, bir tiyatrocudan (ismini anımsamakta güçlük çekmekteyim) “Kör Noktalarımız” adlı bir seminer dinlemiştim. Kör noktalarımızı bulmamız ve onları düzeltmemizin önemi üzerinde durulmuştu. Bir de, 2 üniversite bitirmiş olabilirsiniz, birçok dili konuşabilirsiniz ama servisiniz(!)yoksa bir işe yaramaz, nevinden mesajlar verilmişti. Çok hoş 2 saat geçirmiştim o seminerde. O kişi aynı zamanda uzun bir süre, belediye otobüsü şöförlerine de eğitim verdiğini iletmişti. Bu eğitim işe yaramış mıdır, o konuya girmeyeceğim. Belediye otobüsü şöförleri, işleri gereği -sanırım- biraz asabi çalışanlar. Gerilimi yüzlerinden ve tavırlarından sürekli okuyabilirsiniz. Ama biri beni hep şaşırtmıştır. Ne zaman Kozyatağı’na gidecek olsam 129K otobüsünü kullanırım ve hep “o şöföre” denk gelsem diye içimden geçiririm.”O şöför” sizi otobüse adım attığınızda “hoş geldiniz” diye karşılar, inerken de, “iyi günler, başarılar, güzel zamanlar” dilekleri ile uğurlar. Şaşırırsınız, gülersiniz ya da tepkisiz kalırsınız. Çaktırmadan O’nu dikizlersiniz. Alışkın olmadığınız ama hoşunuza giden bir durumdur bu. Dün yine O’nunla yolculuk ettim ve hem O’nu hem yolcuları gözlemledim. Yıllar önce aynı tavrı sergileyen bir şöförün yanına gitmiş ve teşekkür edip, yanımda bulunan bir kitabı armağan etmiştim. Adını dün öğrendiğim Yaşar Özalp Bey’e teşekkür ediyorum ve sayılarının artmasını temenni ediyorum.
Bir ay önce kadar, Carrefour merkez yönetiminden bir yönetici Türkiye’ye gelmiş ve şöyle bir cümle kurmuştu;
-”Müşteri artık onu şaşırtmamızı bekliyor. Şaşırtmamız gereğinin bilincinde olarak, yapacağımız atılımlar ile onları hep şaşırtacağız.”
İşte bazen fark, beklenmedik zamanlarda müşteriyi şaşırtmaktan ve verim alamaktan geçiyor.

May 25, 2006 - Genel    No Comments

Internet Musluk Değildir! Kapatılamaz!


- Bak keserim Internet’ini görürsün
- Sahip olun klavyenize kardeşim, ihbar gelirse keseriz.
Nevinden karikatürlük bir olay yaşamaktayız. Ekşi sozluk, bazı entryler nedeni ile, polise ihbar edildi ve infaz gerçekleşti. Bu siteye erişim engellendi. Ekşi sozlüğü çok beğendiğimi söyleyemem ama buradaki konu bambaşka. Birkaç entry için siteyi kapatmak, pireye kızıp yorgan yakmaya benzer. Üstelik aynı şeyi, birkaç gün sonra sizin blog ya da sayfalarınıza yapamayacaklarını da garanti edemezsiniz. Hackerlardan, virüslerden, pahalı erişimden, sağlıksız erişimden çektiğimiz yetmez gibi bir de böyle bir tehdit alırsak, korkarım yine kağıt-kalem yollarına döneriz.

May 15, 2006 - Genel    No Comments

Aziz İstatikçilere İthafen

DERS-1: GS KİMDİR?
Stadyum: Monaco II. Louis
UEFA Süper Kupa Finali: Galatasaray - Real Madrid
Skor: 2-1
Tarih: 25.08.2000
1999 – 2000 sezonunda finalde Arsenal’i yenerek UEFA Kupası’nı müzesine götürmeyi başaran ilk Türk takımı olan Galatasaray, aynı sezon Şampiyonlar Ligi Şampiyonu Real Madrid’i 2-1′lik skorla devirerek Süper Kupa’yı da kazandı ve Türk futbolunda yeni bir sayfa açtı. Galatasaray’ı Avrupa’nın bir numarasına taşıyan golleri 41 ve uzatmanın 103. dakikasında Mario Jardel keydederken, İspanyol devinin tek golü 79. dakikada Raul’den geldi.
DERS-2: GS NEDİR?
Maç: Turkcell Süper Ligi 34. Hafta
Stat: Ali Sami Yen
Tarih: 14 Mayıs 2006 Cumartesi
Saat: 19:00
Skor:3-0
Sarı-kırmızılılar, İliç ve Sabri’nin (2) golleriyle galibiyete ulaştı Denizli’den gelen haber Ali Sami Yen’i bayram yerine çevirdi. Sezon başından bu yana büyük sıkıntılar yaşayan ve Fenerbahçe’nin bol yıldızlı kadrosuna rağmen mutevazı bir bütçe ile lige asılan Galatasaray, dün akşam tarihi günlerden birisini yaşadı. Karşılaşmaya averajla 2. sırada çıkan sarı-kırmızılılar, ilk dakikadan itibaren maça asılarak Kayseri’yi abluka altına aldı. Bu baskı 18. dakikada gol getirdi. Hasan’ın ortasında İliç kafa ile topu ağlara yolladı.
90 DAKİKA DURMADI
İlk yarı bu skorla kapanırken, yine Hasan Şaş’ın ortasında bu kez Sabri sahneye çıktı ve farkı ikiye çıkardı. Oyundan hiç düşmeyen sarıkırmızılılar bir yandan da Denizli’den gelecek mutlu haberi beklerken, 85′te Sabri’nin skoru belirleyen golü geldi. Fenerbahçe karşılaşmasının 1-1 tamamlanmasıyla birlikte Ali Sami Yen Stadı bayram yerine dönerken, futbolcu ve taraftarların gözyaşları sel olup aktı.
CİMBOM, 1986-87′de İnönü’de dakika 86′da Erol’un attığı golle Beşiktaş’la 1-1 berabere kalarak kendisinin şampiyon olmasını sağlayan Denizli’den aynı şeyi bekliyordu. Beklenen gol 89′da geldi ve Denizlispor öne geçti. Sami Yen çıldırıyordu. Ama daha konfetilerden dolayı 16 dakika vardı. Ve Tuncay’ın beraberlik golü geldi. Bu skor da yetiyordu. Selçuk Dereli’nin son düdüğüyle sevinç gözyaşları sel oldu.
DERS-3: İSTATİSTİK SONUÇLARINI İYİ OKUMAK VE YANILMAMAK LAZIMDIR. BAŞARI TESADÜF DEĞİLDİR!
May 13, 2006 - Genel    No Comments

Yaşasın Misafirler = Müşteriler!


Senin olmadigin yerde yasamanin imkani yok!
I.Tatlises’in bir sarkisindan alinti

Ev halidir; her an derli-toplu olmak mumkun olmaz. Her zaman cıncık gibi (Sivas agzi ile ‘cam gibi’) olmaz. Bazen birakin duzeni, duzensizligi bile gozumuze batmaz. Ta ki, eve bir misafirin gelecegi haberi alinana dek! Bomba tesiri gibidir, eve misafir gelecegi haberi:) Hasta bile olsak, canavar bir performansla, once ortaliga ceki-duzen veririz. Sonrasin da, istikamet mutfaktir. Haliyle dunku yemegi veremeyeceginize gore, hemen harikalar icin eller sivanir. Caniniz cikmistir ama son olarak bir de aynaya bakmak lazimdir; sıra nihayet kendimize gelmistir. Tabi evde coluk-cocuk yoksa:) Misafir kapinin zilini calana dek, hazirliklar surer de surer. Neyse ki, icimiz rahattir. Her sey tamam gorunmektedir. Ohhh be!( Anlatmadan gecemeyecegim. Bizim evde 4 kiz var. Bir de dehasiyla beni hep hayrete dusuren bir anne:) Eger o gun kizlar olarak, kendimize gunu tatil ilan etmissek ve herkes bir tarafa cekilmis, evle ilgilenmiyorsa, annemin dehasina maruz kaliriz. Ne eder eder basarir ve eve getirecek birkac misafir bulur. Tatil planlari bitmis, 4 kız evde ‘Kakılmıs’ motifiyle calismaya baslamistir bile.Çünkü: gelen misafirler evdeki kızlarin sayisina binaen, birakin duzensiz bir evi, duvardaki tablonun azicik kaymis olmasini bile laf arasina sokusturmayi basarirlar. Gel de annenin dehasina basegme!)
Bu ornegi sirketlere coverlayalim mi? Ayni yerde surekli olmak, rutine baglanmis isleri yapmak, bazi unsurlarin gozumuze batmasini engeller ve eskilerin tabiriyle ‘unsiyet peyda eder’. Bundan kurtulmanin en iyi yolu, musterilerinizi sirketinize davet etmenizdir. Oyle zaman olur ki, musteri ile temasiniz, telefon ve mail trafiginden ibaret kalir. Eger musterilerinizin sayisi cok fazla ise, ozel musterilerinizi belirleyin ve onlari sirketinizde agirlayin. Onore edin! Sirkete musterilerin gelecegini bilmek bile, etrafimiza farkli bir gozle bakmamiza neden olur. Hatta bazi unsurlara, ‘Ya ben bunu daha once nasil gormedim? Nasil oldu da beni rahatsiz etmedi?’ gozuyle bakmaya baslarsiniz. Bazi seyler yer degistirir. Once kendi goruntusune, sonra kendi odasina, en son baska odalalara ve sirkete bakan goz –tabi bakiyorsa- islev degistiriverir. Iste tam burada annemin slogani devreye girer:
Yasasin misafirler!
YAŞASIN MÜŞTERILER!




Not: Yazilarimdaki karakter sorunu kullandigim klavyenin marifetidir. Bagislayin!

Sayfalar:12»