Archive from Nisan, 2006
Nis 20, 2006 - Genel    No Comments

Cin Ali Taran Ferrarisi’ni Satmadan Bilge Olmuştur Vesselam




A:
-Aaa bu o çok satan kitaplardan di mi? Ben de okusam iyi olur. Arkadaşlar bahsetti. İyi bi kitap sanırsam.
Arzu:
-Yok benim değil kitap, taşıyıcıyım. Birisi için birine götürüyorum. Okumayı düşünmüyorum.
A:
-Aayh çok hoşsunuz. Niye canım. Kitap bu okumak güzeldir.
Arzu:
-Öylede. Ben biraz kalk gidelim akıllıyım da, okursam Ferrarimi satarım diye korkuyorum.
……………….
B:
-Bu Ferrari hikayesi ne Arzucum ya. Hakkaten adam satmış mı arabayı. Bilge olmak için hem de.Cık cık cık.
Arzu:
-Ferrari’yi satmış ama jet duruyormuş.
……………….
C:
-Huzur için Ferrari’ni satar mısın?
Arzu:
-Bilmem ben şimdilerde huzur için bir Ferrari yavrusu almaya çalışıyorum.
……………….
D:
-Geçen Kadir Çöpdemir bu kitapla ilgili insanlara soru soruyordu. Ferrari’ni satar mıydın, diye. Aşk mı para mı,diye. Çoğunluk para dedi. Bilgeden acınası bir haldeymiş gibi bahsediyorlardı. Sen ne düşünüyorsun bu kitap hakkında? Hiç bir şey yazmadın ve konuşmadın şimdiye dek.
Arzu:
-Huzura ermek ve o limanda kalmak ne güzel bir duygudur. Aradığımız odur. Peşinden koştuğumuz…Ya çok iyi saklanıyor ya da biz körüz. Bilgenin ne hissettiğini bilemem. Çünkü, ne Onun kadar param ve şöhretim oldu, ne de Onun gibi her şeyi bırakışım. Kaldı ki, her şeyi ardımda bıraktıktan sonra tekrar şöhret olmayı niye isteyeyim ki? Unutulmak ve huzuru demlemek varken.Dedim ya, bilge değilim ben. Ama helal olsun adama. Her halükarda, kendini iyi pazarlamış. Kaç tane avukatın Ferrari’si, jeti, malikanesi vardır ki? Kaç insan her şeyi satıp, savurup Tibet’e gidince, geriye tanınmış bir bilge olarak dönmüştür ki? Ben bir Shidartha’yı bir de Robin Sharma’nın bilgesini bilirim. Bir de buradan Enzo Ferrari’yi anmadan geçemeyeceğim. Vizyonu ve dünyaya sunduğu hızlı armağanı için. Ona bu soruyu sorsak ne derdi acaba? Huzuru yalnızca hızda ve daha gelişmiş bir başka Ferrari’de bulmaktayken.
.
.
.
Bu kitabı sevmedim. Ama kitap okumak iyidir. Okumak ve okunmasına vesile olmak. Sevmediğiniz kitapları bile.Ta ki, sevdiklerinizi bulana dek.

Nis 19, 2006 - Genel    No Comments

Pay-laş-mak Üzerine


Samime:
-Ben paylaşmayı çok severim Arzu. Lütfen şu çikolatanın yarısını ye, yeni aldığım çanta senin şu kıyafetine çok uyumlu sen de tak, ödevine yardım etmeme izin ver ne olur.
Arzu:
-Teşekkür ederim. Anlaşılan paylaşmayı seviyorsun. Dostum!
(Kısa bir ara)
Samime:
-Bu çikolatanın yarısı nerde? Lanet olası çantamı bulamayınca ödüm koptu. Ödevini niye yalnız yapmıyorsun ki?
Arzu:
-Paylaştık sanıyordum:(

Bazen paylaşmak için kelimeler yetmez. Hakikaten pay-laşmayı bilmeli ve paylaştıkça büyüdüğünüze inanmalısınız da. Şirketler müşteri ile kaliteyi+azami faydayı, çalışanı ile bilgiyi+kazanımı paylaşmayı öğrenmelidir. Bizim işimiz paylaşmaktır sloganınız, iş paylaşıma gelince ortalıktan silinmekle eşdeğer değildir. Bir şirket için aslolan iki değer vardır.
1) Müşteriler
2) Çalışanlar
Eğer şirketi, bu iki gruba onların rızası alınacak seviyede üleştiremiyorsanız, hatta bu kavrama sıcak bakmıyorsanız; şirketinizin en güzel köşesinde vergi levhanızla çekilmiş fotoğrafınızla, DİE’nin “son 3 yılda kapanan şirketler” sıralamasına girmeye aday olduğunuzu tahmin etmek zor olmayacaktır.
Sadık çalışan ve müşteri oluşturma. Şimdilerde Platon’un “Ütopya”sından bile daha ulaşılmaz duruyor. Uzun bir süre de öyle olacağa benziyor. Zor ve hatta ulaşılması imkansız bir hedef midir bu? Çokta zor değildir aslında. Çünkü, herkes aynı şeyi istiyor: DAHA İYİSİNİ! Birbirimizi anlıyoruz. Sadece zincirleme bağlı olduğumuzu anımsamıyoruz.
motivasyonu iyi çalışan—>memnun müşteri—->kazanan şirket
Birinde aksama olursa, hepsi aksıyor. Biri çok iyi hareket ederse, diğerleri de iyi olmak için neden buluyor.
Bir de samimiyet meselesi var. Biz çalışanlarına iyi davranan, müşterilerini memnun etmekten zevke alan bir şirketiz derken, hem çalışnlarınızın hem müşterilerinizin gözüne ışıl ışıl bakmaktan korkmayın. Korkuyorsanız, gözünüzü kaçırıyorsanız samimi değilsinizdir. Amaaaaan! bir çalışan gider, biri gelir, bir müşteri küser bir müşteri gelir diyenlerdenseniz;
Haklısınız biri gider biri gelir, biri gider biri gelir, biri gider biri gelir….Siz hep sayarsınız. Sayı biri hiç geçmez.

Nis 14, 2006 - Genel    No Comments

Yerel Mecralar Reklamcılarımızın Gözünden Kaçmayı Nasıl Başarıyor?


Marketing Turkiye Dergisi editörü Günseli Ocakoğlu ile geçen haftalarda Zaman Gazetesi’nde çıkan bir yazısı dolayısı ile yazışmıştık. Sizlerle paylaşmak iyi olur sanırım. Evvela benim Günseli Hanım’a yazdığım maili sunayım efem;
“Sayın Ocakoğlu, Pazar günleri yazılarınızı çay keyfime katık ediyorum. Ellerinize sağlık. Pazarlama meraklısıyım ancak reklam ile ilgili bazı yorumlarım olacak. Ülkemizde radyo reklamcılığının hele hele yerel radyo reklamcılığının çokta iyi olduğunu düşünmüyorum. Ancak bu alanda ciddi bir açık oduğunu ve halihazırda yapılan işlerle bile inanılmaz paralar+pazarlar kazanıldığını biliyorum. Acaba reklamcılarımız bu potansiyeli görmüyor mu? Ya da şimdilik yerel mecralar onlara cazip gelmiyor mu? Diyelim ki böyle. Peki marka ve ürün sahipleri de bu potansiyelin farkına varmıyor mu? “
Kendileri cevaben diyorlar ki;
“Merhaba, Size iki iyi haberim var: yerel mecralar da mass medyalar gibi ölçülmeye başlandı ve yerel mecraların kullanımı geçen yıl çok arttı. Geçen yıl toplam bütçe kendini yüzde iki yüz katladı. Ancak yeterli değil; çünkü bu alana ayrılan bütçe toplamda henüz çok az. Yerel medyaya inanırım. Kullanılması gerektiğine de. Süreç içinde nasıl küreseller yerelleşmeyi kabul etmek durumunda kaldılarsa, yereller de lokal medyayı öğrenip kullanacaklar. GÖO”
Şimdi mailimdeki suallerimi bir de sizlere yönelteyim? Ne dersiniz yerel mecralar reklamcılarımızın dikkatini çekmiyor mu?

Nis 12, 2006 - Genel    No Comments

Internet Haftası ve Internet Türkçesi


Ülkemizde Internet’in aktif olarak kullanımından beri tam tamına 13 yıl geçmiş. Her yıl Nisan ayının 10-23 tarihleri arasında ilginç etkinlikler ile idrak ediliyor. Bir web sayfası olmazsa eksik olurdu bu hafta. Geçen bir radyo kanalında dinlediğim kadarıyla, üniversiteler bu haftaya ehemmiyet veriyor görünüyorlar. Tema hayli çekici; Internet Türkçesi. Hepimizin konuya aşinalığı üzere, net ortamında dile ve kurallarına sahip çıkmak oldukça zor. Kısaltmalar, imlası eksik yazımlar, yeni türeyen kelimeler, vurgular…Hele bir de, Türkçe karakter kullanılamayan alanlar var ki, sözylenecek söz bırakmıyor. Klavyemin çok zayıf olduğu dönemlerde, elimi hızlandırır tavsiyesi ile sıkı bir msn kullanıcısı olmuştum. Ancak sonraları farkettim ki; msn dili yazılarıma hakimiyet kurmaya başlamış. -Gerçi bu hakimiyet ilkin, cep telefonları ile patlak vermişti ya!- Yazdıklarımı kimi zaman bir çırpıda yazınca, dil kurallarına muhalif kısımlar oluyor. Bazen geri dönüp düzeltiyorum, bazen birileri uyarıyor. Şimdilerde dilimi ve kuralları tekrar gözden geçiriyorum. Melih Arat’ın,
-Herkes yılda en azından bir kez, İmla Klavuzu okumalı, sözüne geliyorum.
Biraz kendimle iç hesaplaşma yapmak diledim. Yapmazsam ve (haddim olmayarak) yapmazsak, Cemil Meriçlere, Nurettin Topçulara, Ziya Gökalplere, Ahmet Turan Alkanlara…ve daha ismini sayamayacağımız dil münevverlerine hesap veremeyiz. Yazım dili konusundaki eğrilerimi, ağır olmamak kaydıyla, düzeltecek okurlara teşekkürü, şimdiden bir borç bilirim.
Etkinlikler ve daha fazla bilgi için;
http://www.internethaftasi.org.tr/