Archive from Şubat, 2006
Şub 28, 2006 - Genel    No Comments

Ben Accık Mola Veriyorum:)

Takribi 15 aydır çalıştığım işyerimden, yarın ayrılıyorum. Biraz dinlenip, yeni projeler ve işler için yelken açacağım. Rafımda bekleyen 5 pazar-lama kitabını devirmek, bol bol yazılar yazmak, DVD izlemek, İstanbul’un gizli saklı yerlerinin keyfini çıkarmak istiyorum. Ama çok uzun sürmemesini dileyerek. ..

Şub 24, 2006 - Genel    No Comments

Deli=Girişimci

Sertifika olayına oldum olası sıcak bakmamışımdır. Ancak bazı konularda eğitim alınca, sertifika ile ödüllendiriliriz ki, en son “girişimcilik” konusundaki bir eğitimden sertifikalı oldum. Bir de eğitim bittiğinde, törenlerle alırız o kağıtları ki, dostlar başına. Mühim insanların elinden kurdelalı kağıtlarımızı alırken, bir de konuşma yapmamız istenir. Ben de, tüm çokbilmişliğimle en son törenimde;
“Girişimcilk kurslar ile öğrenilmez. Ancak burada bazı şeyleri sistematize etmeyi öğrenebiliriz. Girişimcilik için deli cesareti lazımdır. Hiç bir deli kursa gitmez. Yine de emekleriniz için teşekkür ederim.” dedim. Eğitimi veren hocam ve yanındaki mühim insanlar için pek hoş bir konuşma olmadı. Öylece yerime geçtim. Mühim adamlardan biri dedi ki;
“Aslında pek katılmak istemesem de, haklı olduğunuzu biliyorum. Bizim oralarda derler ki; 40 akıllı düşününceye dek, deli yolları aşar. İşte o deli girişimcinin ta kendisidir.”
Dumanı üstündeki törenden 2 gün sonra, Hakan Turgut Hocamın da ” girişimcilik” konulu bir semineri vardı. İş fikri geliştirmek, biraz cesaretlenmek, ithalat yapmak…gibi niyetlerle bir çok seçkin insanın katıldığı seminerde, düşüncelerim iyice pekişti. Demem o ki; biz mektepliler risk alma konusunda zayıfız. Oysa girişimcilik=risktir. Girişimci olmak için bir şeyin bizi tetiklemesi gerekir. O tetikleyici etkeni de, akademik ortamlarda değil, hayatın göbeğinde buluruz. Bakınız en girişimci insanların profiline. Yanılmadığımı göreceksiniz.

Şub 23, 2006 - Genel    No Comments

Oradalar Ama Gören Kim?

Bazen en güzel kitaplar, en cici cd’ler, en iyi arkadaşlar, en sadık müşteriler..v.s. gözümüzün önünde dururlar ama göremeyiz. Bir türlü dikkatimizi çekmeyi başaramamışlardır. Hani bazen elimiz de çarpmazsa, hiç farkedemeyeceğimiz unsurlardır onlar. İşte Elizabethtown filmi de, haftalarca rafımda kaldıktan sonra, niyeyse bir dürtü ile izlemeye koyulup, çok beğendiğim bir film oldu.

Büyük bir spor ayakkabı firmasının, tasarım bölümünde çalışan, tasarımcı gencin, son tasarımı medyaya büyük bir kampanya ile sunulur. Üretim-dağıtım dünyaya yetişmeye çalışmaktadır. Her şey harika gidiyordur. Ancak bir sorun yaşanır ve tüm ürünler geri dönmeye başlar. Firma takriben 1 milyar dolar zarar ile karşı karşıya kalmıştır. Kabak tasarımcımızın başına patlar. Büyük bir dergiye, “Tüm suç benim” röportajını yapar ve istifa ederek evine intihar etmeye gider. Burası filmin birinci bölümü olup, acaba bu durumda şirket ne yapmalı idi, sorusunu sorup durdum.Filmin gerisinde bu sorun için çözüm aranacak sanıyordum ki, yanılmışım. Mesaj, “Hayatta bazı kapılar kapanırken, bazıları da açılır. Yeter ki…” şeklindeydi.

Sayın Melih Arat’ın geliştirdiği, Sıradışı Yaşam Becerileri programını anımsadığım ikinci bölümde, genç tasarımcımıza, hayattaki fırsatları görebilmesi için, hostes kızımız bir yol haritası veriyor. Harita sıradan bir harita değil. Aksine, alabildiğine “eğlenceli”, alabildiğine “farkettirici”, alabildiğine “sıradışı” bir harita. Burada hanım kızımızı fazlasıyla takdir ettiğimi belirtmeliyim.

Filmin sonunda, şirketinin 1 milyar dolar zarar görmesini, “Ben elimden geleni yaptım ama olmadı. Bunun için ölemem ya. Hayat devam ediyor. Yeni tasarımlar için yelken açmak zamanı”, mesajını zihnimize misafir ediyoruz. Ama sadece misafir ediyoruz. Çünkü, ülkemizde, bir şirketin böyle bir zarar görmesinde; bırakın direkt suçlu olmayı, endirekt suçlu olsanız bile, pek hoş şeyler yaşayacağınızı sanmıyorum:)

Şub 14, 2006 - Genel    No Comments

Lütfen karıştırmayalım!

Günseli Özen Ocakoğlu ismine ne kadar aşinasınız bilmiyorum. Ben birkaç gün önce müşerref oldum. İyi ki olmuşum, dedim hani. Niye mi demişim? Bakın şu açıklamalara;

“Lütfen karıştırmayalım!
Pazarlama deyince sadece ama sadece reklamı ya da satışı kastetmediğimizi;
Pazarlama iletişimi deyince de yine sadece reklamı ya da fuarı kastetmediğimizi;
Reklamın bir sihirli değnek olmadığını, uzun bir hazırlık süreci sonunda ürünün vaat ettiği her ne ise onu duyurmak üzere hazırlanan zekice anlatımlar olduğunu;
Bir kez reklam yaptıktan hemen sonra coşan satışları beklememeyi;
Reklamda vaat edilenler doğru değilse tüketicinin kendisini kandırılmış hissettiğini ve bir kez daha ürünü satın almadığını;
Marka olmak için sadece reklam yapmanın yetmediğini;
Pazarda ne kadar ürün satacağımızı bilmeden üretirsek hüsrana uğrayacağımızı;
Kopya markaların marka olamayacağını;
Ve daha pek çok pazarlama adına doğru kabul edilen yanlışı birbirine karıştırmayalım. Çünkü ürün de yatırım da sizin, boşa heba olmasın!
Pazarlama bir bilim dalı. Süreç olarak doğru uygulandığında; o uzaklarda, ulaşılması zormuş gibi gözüken kendi marka ürünlerinize sahip olmak artık çok kolay. Bu işin en kısa yolu ise işi bilenlere danışmak. “
Yazının devamı için Tıklayınız

Şub 10, 2006 - Genel    No Comments

En Güzel Molasın İstanbul!

Küçük bir molaya ne dersiniz? Hem de ne mola. Dünya’nın incisi bir kent, inci gibi sesiyle hemşehrim. Hoparlörünüze azıcık ses verin ve keyfini çıkarın. Sonra düşünün; Elimizde böyle bir meta varken, hala olamamışsak marka, gerisi laf-ü güzaf…

Ah be İstanbul

Şub 9, 2006 - Genel    No Comments

Satış ve Ben

Son zamanlarda satışın bel kemiği arkadaşımın izne ayrılması nedeniyle, pazar-lama+satışta aktif görev yapmak zorunda kalıyorum. Satış öyle çok vaktimi alıyor ki, blogla ilgilenemiyorum, blog turlarımsa sekteye uğruyor. Geçmişte sıkı satış tecrübelerim olduğu için çok zorlanmıyorum ama yine de, itiraf etmeliyim ki, satışı sevmiyorum. Satışçı psikolojisi tüm ruhumu ele geçirince, kendimi, sadece ve sadece ürünü satmaya çalışırken yakalıyorum.
Tüm bunların en iyi yanı; müşteri ile direkt irtibatta oluşum:)
Tüm bunların kötü yanı; müşteri ile direkt irtibatta oluşum:(
Sanırım ne demek istediğimi anlıyorsunuz.

Şub 8, 2006 - Genel    No Comments

Tavuğun Başına Gelenler


Sanki dev bir Salih Memecan karikatürü içerisindeymişiz gibime geliyor. Tavuk ve başına gelenler. Şimdi de, yumurtası pastorize oldu. Unakıtan(Gariptir web sitelerini bulamadım) ismi ne kadar iyi bir tercih bilemiyorum ama, böyle bir zamanda, böyle bir ürünle piyasaya girmek; kimilerine göre yersiz, kimilerine göre değerlendirilmiş fırsat. Bakalım zaman gösterecek. Eee bu karikatür de son karesine girdi gibi. Olaylar yatıştı, haberler dingin.. Ah be tavuk kardeş, başına gelmedik kalmadı değil mi ya?:)

Şub 1, 2006 - Genel    No Comments

Kitap Bağışı

Melih Arat Beyfendiye bir mail gelmiş. O da bu maili ve cevabını benim de üyesi olduğum gruplarına göndermiş. Ben daha genel bir duyuru olsun diye buraya yazdım. Katılmak isterseniz, bilgiler aşağıda. Dilerseniz kendi bloglarınızdan da duyurabilirsiniz. Bir kitap bazen çok şey değiştirir!
Melih Arat’a;
Selamun aleyküm, hocam, nasılsınız? Yıllardır yazılarınızı beğenerek okuyorum. Sizden bir ricam var. Muş’un Varto ilçesinde M. Akif Ersoy İlköğretim Okulunda Türkçe öğretmeni olarak görev yapıyorum. Adım: Ferhat Çelik. Saygıdeğer Hocam, okul kütüphanemiz için sizden ve okuyucularınızdan kitap talep ediyoruz. Gazetedeki köşenizde bu konu ile ilgili bir duyuru yaparsanız seviniriz.
” Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş…”
Adresimiz: M. Akif Ersoy İ. Ö. O. Varto / MUŞ
Not: Kargo masrafını okulumuz karşılayacaktır.
M.Akif Ersoy İ.Ö.O. Müdürü Nusrettin Özer : 05052180602
Ferhat Çelik : 0505 819 70 08


Melih Arat’ın maili;
Sevgili Dostlar
Mus’taki ogrencilere kitap bagislamaya ne dersiniz?
Herkes bir kitap gonderse, bir suru kitap olur. (İnternet’teki kitap saticilarindan direk satin alip, alici adresi olarak okulu da gosterebilirsiniz. Tek bir kitap gonderiyorsaniz, tum masraflarinizi ustlenmeniz daha dogru olur).
Sevgiler,
Melih Arat