Molaverrahatla


Pazar-lama basiretli insanların ilmidir.

Çarşamba, Ağustos 31, 2005

Barışarock'ta Gözden Kaçmayanlar


Yaklaşık 15 yıl önce (daha fazla da olabilir) bir bira markası, marka konumlandırma için çalışmalar yapıyordu. Piyasaya girmek ve dev olmak istiyorlardı. Hedef kitleleri sorulunca, daha 1-2 yaşındaki bebekleri göstermişler ve;
-Hedef kitlemiz onlar, demişlerdi.
Ancak burada zaman faktörü ehemmiyetliydi.
-Şimdi değil ama 12-15 yıl sonra hepsi bizim markamızı kullanacak ve biz dev olacağız.
Ciddi ve uzun bir serüvendi. Alışık olmadığımız bir biçimde konumlandırma yapmışlardı. Başardılar mı? Cevap için, Barışarock alanına gitmek yeterliydi. Örtülü bir sponsorluk vardı alanda. Standlarında uzun uzun kuyruklar ,2 gün+gece, oluştu.
Artık bira denince akla ilk onlar geliyor ve diğer rakipleri ile aralarındaki uçurum, hedef kitleleri gibi büyüyor.
Tahmin hakkınız var. 3 Saniye..

Cuma, Ağustos 26, 2005

Avrupa'nın Eeeen Büyükkkkkkk


Şişli'den bir şekilde yolu geçen herkes,eminim o devasa yapıyı görmüştür. Görmeyen de duymuştur.
Hele üzerindeki yazılara dikkat etmemiş olan yok gibidir.
"AVRUPA'NIN EN BÜYÜK, DÜNYANIN İKİNCİ BÜYÜK ALIŞVERİŞ MERKEZİ"
Nereden bahsettiğimi sanırım anladınız. Cevahir Alışveriş Merkezi.
10 küsür senelik macerasına, 15 gün sonra son vererek, büyük bir açılış yapmaya hazırlanıyor. Tanıtım konusunda yetersiz bulduğumu belirtmeliyim.
Ama yine de beklemek, gezmek, görmek lazım. Şimdilik hayırlı olsun.

Salı, Ağustos 16, 2005

İnsanlık ve Clark Kentlik


http://burkinafasafiso.blogspot.com
"Dün, 14 milyonluk bu kentin tek "Clark Kent"i bendim... Eğer siz de bu ayrıcalığı yaşamak istiyor ve kan grubunuz B RH+ ise, Neriman Hanım'ı 0537 318 21 35 numaralı telefondan arayın."
Kan grubum uymuyordu ve ben de ne yapacağımı düşündüm. Neriman Hanım'ı aradım. Konuştum. Şifa ve umut diledim. Öneridir...

Pazartesi, Ağustos 15, 2005

Girişimcilerimiz Ne Alemde Yazım ve Marketing Türkiye


Birkaç zaman önce klavyeye aldığım "Girişimcilerimiz Ne Alemde?" yazımın aynı konu ile, Marketing Türkiye dergisinde olduğunu görünce şaşırmadım desem yalan olur. Ben mi onlardan önce düşündüm onlar mı benden önce, bunun tartışmasını bile yazmayacağım. Çünkü, eğer onlar benden etkilenerek yazdılar ise, onur duyarım. Diğeri ise benim ne kadar basiretli olduğumu gösterir ki, iki seçenekte beni mutlu etmeye yetti:)
Sol üst köşedeki cümleme dikkat çekmek isterim tekrar.
Pazar-lama, basiretli insanların ilmidir.

Çarşamba, Ağustos 10, 2005

Pazar-lama Nedir? Sizce..




Çok fazla tanımı bulunan, herkesin zihninde farklı bir algıya neden olan, pazar-lamanın sizdeki tanımı nedir? Dahası sadece pazar-lama değil pazar-lamacı kavramının da size ne çağrıştırdığını bilmek isterim. Neden mi? Geçen bir arkadaşımla yolda yürüyoruz. Benim elimde siyah bond bir çanta vardı. Arkadaşımdan çantamı bir süreliğine tutmasını istedim ve beni şok eden cümlesini duymak zorunda kaldım.

Arkadaşım:

-Aaa! Ben tutmayayım bu çantayı. Pazar-lamacı zannedecekler şimdi.

Ben:

-Öğnk..

Pazartesi, Ağustos 08, 2005

Pazar-lama Fıkraları


İLERİ PAZARLAMA TEKNİKLERİ.
BİR ÖRNEKLE AÇIKLAMAK GEREKİRSE
Diplomatin biri fakir bir adama gider ve:
- Oglunun evlenmesini saglayabilirim, der.
Fakir adam yanitlar:
-Asla oglumun hayatina karismam.
-Ama kiz Lord Rothschild'in kizi.
-O zaman baska...
Diplomatin siradaki duragi Lord Rothschild'dir:
-Kiziniz icin bir kismet buldum Lordum.
-Ama benim kizim evlenmek icin cok kucuk.
-Ama bu delikanli hali hazirda Dunya Bankasi BaskanYardimcisi.
-O zaman baska..
Diplomat bu sefer solugu Dunya Bankasi baskaninin yaninda alir:
-Size baskan yardimcisi olarak tavsiye edecegim bir delikanli var.
-Ama benim simdi ihtiyacimdan fazla baskan yardimcim var zaten.
-Ama bu cocuk Lord Rothschild'in damadi.
-O zaman baska...

Gülesidir ki, Gülün Sizde


Ali Atıf Bir'in bugünkü yazısına takıldım.Onun yazılarını okumaktan pek hazzetmem lakin, bugün çok iyi bir yazı kaleme almış. Çok güldüm. Kendime saklamayayım. Buyrun birlikte gülelim:)
Elalemin ağzı... Kocaman yüreğim
PO’nun ‘Yurtsever Benzin’ reklamını Opet’in Cem Yılmazlı GiTT reklamına stratejik açıdan tercih etmiştim. Onur Sönmez isimli okurumdan aşağıdaki mesajı aldım: ‘Sayın Bir, bio benzinin çevreci olmasının yanında aracımın motoruna ne derece faydalı bir yakıt olduğu konusunda bir araştırma yaptınız mı? S iz gerçekten bio benzin kullanıyor musunuz yoksa mensubu olduğunuz basın organının bir başka kurumu için yalakalık mı yapıyorsunuz? Bu yazı için ne prim aldınız? Ya da almayı umuyorsunuz? Ben benzinimi PO’nun ucuz benzin yazan istasyonundan alırım. Siz de alın motor için bio benzinden daha faydalıdır.’Kenan Gürpınar isimli okurum ise olaya daha kafadan girmiş: ‘Aydın Doğan’ın yalakası. İş Bankası’nın hamisi..Ne o lan Hürriyet’te yazıyorum diye Petrol Ofisi’ni mi kolluyorsun. Yurtsever Benzin’miş. Seni Cem Yılmazlar şapsın emi.’ Gördüğünüz gibi eğer Cem Yılmaz’lı OPET reklamı ‘doğru’ deseydim benden iyisi olmayacaktı. PO’nun stratejisi doğru deyince ‘yalaka, hami’ olup şaapıldım. Geçenlerde de sektörde çıkarıldığını duyduğum bir dedikodu karşısında az daha oturduğum yerden düşüyordum.Avea’nın Genel Müdür’ü Cahit Paksoy’u aramış ve reklam konkurunun bir ajansa verilmesi için ısrarcı olmuşum. Pes! Cahit Paksoy’la ilk kez geçen akşam Galatasaray’ın 100’üncü yıl Balo’sunda tanıştım. Daha önce bir kez ayaküstü görmüştüm ama kim olduğunu gittikten sonra söylemişlerdi. Paksoy’la baloda ayaküstü iki dakika lafladık. ‘Böyle diyorlar’ dedim. ‘Başka Cahit Paksoy olmasın ..’ diye takıldı..Bir de başka dedikodu var. Atıf Hoca ‘reklam ajansı, medya ajansı’ kurmaya hazırlanıyor. Evet, Türkiye’nin en iyi reklam ajansını, en iyi halkla ilişkiler şirketini, en iyi medya planlama şirketini kurabilirim. Her yıl en az iki üç yabancı şirket bu tür teklifle gelir. Ben de o donanım var. Ama böyle bir niyet, böyle bir hayat amacı yok. Ben öğrenci yetiştirmek, yazarlık yapmak, güzel yazılar yazmak ve bildiklerimi paylaşmak istiyorum. Bildiklerimi öğretmek istiyorum. Benim vizyonunda bu misyonum da bu... Hep de böyle kalacak. Eğer ‘çok para kazanmak’ gibi bir amacım olsa bugüne kadar bana yapılan tekliflere ‘evet’ der, Avea konkuruna da kendim girerdimÖHürriyet’te yazmak kocaman yürek istiyor. Ne denirse densin doğru bildiğinden şaşırtmayacak kocaman bir yürek. Ben de o yürekten var. Merak etmeyin...

Cuma, Ağustos 05, 2005

Blogumuz Kitap Açtı (çiçek çiçek)


Biz okuduk, Sıra onlarda, başlığı adı altındaki, kitap kampanyama katılarak beni sevindiren Metin ve Sevil'e http://www.mselcuk.com/blog/ teşekkür ederim. Öyle harika kitaplar, dergiler göndermişler ve öyle güzel paketlemişler ki, teşekkürüm az kalacak. Onlardan cesaretle, ben de Pazarlama Dünyası dergilerimi göndermeye karar verdim. Kampanyam ay sonuna dek devam edecek, katılımlarınız hala beklenmektedir.
Kitapların Doğu'daki bir lisenin, kitaplık oluşturmasına katkı olacağını hatırlatalım.

Perşembe, Ağustos 04, 2005

Bir Pazar-lamacı Öyküsüdür


Bu yazı, blogumun hemen sol üst yanındaki tümceyi bana hatırlatan, sevgili Mertcan1'in uyarısına istinaden klavyeye alınmıştır.
Hep pazar-lama öyküleri anlatılacak değil ya. Bir de pazar-lamacı öyküsü anlatalım. Anlatalım da, biraz mola verip rahatlayalım. Kahve almanız tavsiyedir. Cafe Crown fındıklı veya vanilyalı mesela..
Sene 1995. İşletme öğrencisi genç kız, yıllar önce abisinin şarkıcı olmayı seçmesi, ablasının hesap-kitaptan nefret etmesi üzerine, zorunlu olarak babasının küçük ticarethanesinde çalışmaya başlar. 5 yaşındaki bu ticaret serüvenini, mühendis olarak noktalamak isterken, işletmeci olarak kariyerine devam etmek zorunda kalır. Okul hayatı boyunca kaimmakam olmayı isterken, hocalarının "Senden kaimmakam olmaz evladım. Olsa olsa pazar-lamacı olur!" dayatmalarına dayanamaz, zaten kaimmakam olmakta oldukça güçtür, pazar-lamaya sarılır.Esasen bu dayatmalardan çok, kendini hep bir şeyleri pazar-larken yakaladığı için, bu meslekte karar kılar. Çok defa bu haline kendi de güler. Bir keresinde fakültenin en güzel kızına aşık olan bir genç yanına gelir ve "Ben o kızı çok seviyorum.Ama biliyorum ki, kesinlikle bir birlikteliiğimiz olamaz" şeklindeki duygularını dile getirir. O gün pazarlama stratejileri ve oyunlar teorisi dersinden çıkmış bulunan kızımızın aklına cin bir fikir gelir.
Yazımıza konu olan kız:
-Bak dostum! Bir film izlemiştim. Siyah-beyazdı. Amerikalı bir adamın İngiltere'ye manganez satmak için harcadığı çabaları ve büyük başarısını anlatıyordu. Adama, İngilizlere değil manganez, ekmeksiz kalsalar un bile satamayacağını söyleyip, vazgeçmesini salık veriyorlardı.Ama o şöyle bir karşılık vererek yoluna devam etti.
"En iyi öğrenci; kensini hocasına en iyi satan öğrencidir! En iyiyi yapacağım ve satacağım!"
Aşık Genç:
-Ne yani bir meta gibi, kendimi pazar-lamamı mı istiyorsun?
Yazımıza konu olan kız:
-İyi bir stratejiyle,evet, neden olmasın?
Aşık Genç:
-Peki ama nasıl?
Yazımıza konu olan kız:
-Cesur ve inançlı ol bayım! Sıradışı yöntemler bul! Kızın canını sıkma! İlgisini çek ve kaç! Birgün cebindeki şirin bir tek kırmızı gülü uzat ve "Sadece bilmeni istedim" de ve başka açıklama yapmadan çek, git. Başka bir gün ona en sevdiği şairin kitabını uzatıp, içinden işaretli yere parmağını bastırıp, "Keynes'in bunun için de bir formülü var mıdır?" de, açıklamsını ve şaşkınlığını görmeden kaybol. Birgün prensesler gibi selamla, diğer gün sadece gözlerinle ilet selamını. Dikkatini çekmeyi başar önce.Sonra seni merak etmesini sağla. En son o seni isteyecek ve alacaktır. AIDA olayı ;)
Aşık Genç:
-Ya çok kızarsa?
Yazımıza konu olan kız:
-İlk madde bayım.Cesur ve inançlı ol!
.
.
1 aylık koordineli bir çalışma ile insan ilişkilerini de pazar-lamaya konu yapan kız, arkadaşlarının mutluluğuna sevinirken bulur kendini okul kantininde.
Okul bitmiştir ve pazar-lama dünyasına girmek vakti gelmiştir. Kızımız iş aramaktadır. Bu öyküyü daha sonraya bırakıyor, pazar-lamacı öykülerinizi bekliyoruz.
Not: Yukarıdaki gençlerle ilgili bir anekdot vereyim. İkisi de siyasi fragsiyon olarak, zıt noktalarda temsilci konumundaki insanlardı. Biraraya gelmeleri, sadece duygusal olarak değil, teknik olarakta mümkün değildi. Pazar-lama hayatlarına girene dek:)

Pazartesi, Ağustos 01, 2005

İşyeri Sendromları


Haftabaşı sendromum hiç olmadı desem, nazara gelir miyim acaba? Sanmam. Çünkü, ben C.tesi günü de yarım zamanlı çalıştığım için, tatil olgusuna zaten alışamadan, iş başı yapıyorum. Haftabaşı sendromuyla sorunum olmuyor:) Ancak,gariptir, şirketteki bazı çalışanların, sanki 15-20 günlük mükemmel bir tatil yapmış edasıyla işe gelmelerien anlam veremiyorum. Hatta bazılarının, C.tesi günü bıraktığı işini hatırlamakta güçlük çektiğini görüyorum. Yani üzerinden sadece 1,5 gün geçmiş işini hatırlamamak. Bence bu çok önemli bir sendrom. Uzmanlar bunu incelemeli. Bizim şirketi araştırmalarında kullanabilirler.
Sahi işyeri sendromlarından en çok hangisine müptelasınız?