Molaverrahatla


Pazar-lama basiretli insanların ilmidir.

Perşembe, Mayıs 08, 2008

Klasik ve Modern Pazarlama


" İki veya daha fazla taraf arasında gerçekleşen bir değişim/mübadele süreci" tanımına sıkıştırarak, pazarlama faaliyetlerini yürütme işine klasik pazarlama diyebiliriz.

"Müşteri bana mahkum, müşteri benim peşimden koşsun kardeşim, ben üretiyorum alacak, ne versek alıyor müşteri, iki reklam yaptık mı iş tamamdır." gibi anlayışla beslenir.

Üretimde teknolojinin kullanılmaya başlanması, tüketicilerin bilinçli hale gelmesi ve kıyasıya rekabetin başgöstermesiyle birlikte modern pazarlama bir gereksinim olarak ortaya çıkmaya başladı ve yukarıdaki tanım da, anlayışta yetmez oldu.



Şuan genel kabul gören 1985 yılında yapılmış olan bir pazarlama tanımı var ki, onun da artık pazarlamayı tanımlamada yetersiz kaldığını belirtmek gerek.

Bir örnekle size bu kavramları anlatmaya çalıştım. Dinlemek için yukarıdaki ikona tıklamanız yeterli.

Salı, Mayıs 06, 2008

Ne iş yaptığınızı biliyor musunuz? Yoksa..



İnsanların işyerlerinde üzerlerine vazife olmayan işleri yapmalarını destekleyenlerden biriyimdir. Yani bir işin ucundan tutması gerektiğinde, inisiyatif kullanması gerektiğinde, elini taşın altına sokması gerektiğinde önde olan insanları severim. Kimileri bunu enayilik olarak yorumlasada ben bu yapılanlar sonucunda kaybeden (!) insan görmedim. Kaybeden kelimesinin yanına koyduğum ünlemi biraz açacak olursam, çok defa çalışma arkadaşlarımdan duyduğum bir kelimedir. Hiç ummadığınız eğitim, bilgi ve kültürdeki insanların ağızlarında, gayet arabesk bir tonlama ile dökülen bu kelime ve onu takip eden cümleler, beni hayli düşündürür.

- Aslında bu benim işim değil ama yapıyorum. Yapıyorum da ne oluyor? Kaybeden gene ben oluyorum.

- Başkalarının işini de yapmam gerekiyor bazen. Tamam helali hoş olsun ama ben çok zaman kaybediyorum.

- Kendi işimi yapmadığımdan tonla para kaybettim ben.

Peki sizin işiniz nedir, diye bir sual tevcih ederim bu durumlarda insanlara. Yani aslında işinizi nedir sizin? İşinizin sınırları nerede başlar, nerede biter ki, siz sınırlarınızın dışına çıktığınızı düşünürsünüz? Ben pazarlamacıyım ama reklamcının işini de bana veriyorlar (ya da tam tersi); ben yöneticiyim muhasebe ile ne işim olur kardeşim; sadece radyocuyum Türkçe öğretmeni değil, grafikerim hamal değil

Tüm bu cümleleri kuruyorsanız ya işinizi tam olarak bilmiyorsunuzdur ya da gelişmeye, öğrenmeye kapalısınızdır.

Bazen üstünüze vazife olmayan işlere karışmayı, inisiyatif kullanmayı, ortada kalan işler için efor sarfetmeyi yani amiyane deyimle "enayi olmayı" deneyin. Kaybettiğiniz şey, şuanki durumunuzdan daha az olacaktır emin olun.

- Çok ahkam kesilmiş bir yazı oldu ama bu yazıyı yazmam için resmen beni tetikleyen çalışanlar var dünyada:))

Not: Resim Fotoritim sayfasından alınmıştır.



Pazartesi, Nisan 28, 2008

Çarşılar ve AVM'ler

Salı, Nisan 22, 2008

Sesli Pazarlama

Görünmeyen Ekonomi





Görünmeyen Ekonomi Dünya Gerçekte Nasıl İşliyor?
Orjinal isim: Freakonomics
Steven D. Levitt, Stephen J. Dubner
Boyner Yayınları / İş Hayatı Dizisi


BASİT AMA HİÇ SORULMAMIŞ SORULARLA HAYATA VE EKONOMİYE SIRA DIŞI YAKLAŞIM: “GÖRÜNMEYEN EKONOMİ”

Henüz 29 yaşında olmasına karşın Amerika’nın en parlak genç ekonomisti Steven D. Levitt’in sıra dışı yaklaşımıyla ekonomi bilimine getirdiği yeni boyut, “Görünmeyen Ekonomi” adlı kitapta yer alıyor. Kitap, insan kılığında birer hesap makinesi olan bildik ekonomicilerden farklı Levitt’in yaşama yönelttiği ilginç soruları, ateşli merakı, doğru sezgileri ve rakamların saf gücüyle dünyanın gerçekte nasıl işlediği konusuna açıklık getiriyor. Steven D. Levitt’in The New York Times’ın ünlü gazeteci – yazar Stephen J. Dubner ile birlikte kaleme aldığı, farklı konseptiyle, sade, sürükleyici anlatımıyla “Görünmeyen Ekonomi”, gündelik hayat meseleleri ve muammalarıyla ilgili her sorunuza yanıt bulabileceğiniz bir kitap olabilir.

Cumartesi, Nisan 19, 2008

Reklamda mantık aramak mantıklı mı? Sizce neden reklamlarda mantık hataları var?


Hepimiz biliriz ki, reklam dediğimiz şey, ilgi çekici, şaşırtıcı, özgün, en az bir kez kullanmaya yönlendirici, yaratıcı, ticari ve de inandırıcı olmak zorundadır. Öte yandan da reklamın hayal sattığını işitiriz hep. Peki hayal satmak üzere yola çıkan reklam, doğru reklam mıdır? Öyle ya, okullarda okutulan bir özelliğini verdik yukarıda; reklam inandırıcı olmak zorunda dedik. Bunu nasıl sağlamalıdır reklam? Gerçekle ne kadar yan yana yürümelidir? Ayakları yere ne kadar basmalıdır? Dünyanın bir numaralı reklam eleştirmeni Bob Garfield’ın, beş sene önce dergimize verdiği röportajda söylediği gibi, “Hayal satan reklam, gerçeği çarpıtan reklam” mıdır? “İyi reklam, hayal satan değil, gerçeği en albenili ve zevkle izlenebilir şekilde sergileyen reklam” mıdır? Sabunla mutlu olan, hatta mutluluktan havalara uçan kadınları gösteren reklamları çöpe mi atmalıdır?Dergimiz yazı işlerinin mail kutularına sürekli olan düşen postalar belirledi aslında bu sayımızın kapak konusunu. Birbiri ardına aldığımız “falanca reklamdaki mantık hatası” minvalinden mailler, bizleri harekete geçirdi.“Reklamdaki mantık hatalarını” ele alıp, bunların neden ve nasıl meydana geldiğini, böylesine büyük prodüksiyonlarda bu hataların nasıl gözden kaçtığını, ya da gerçekten gözden mi kaçtığını, bunların ürünü nasıl etkilediğini ve reklamverenin nasıl karşıladığını, tüketicide nasıl tepkiler yarattığını sorgulayalım istedik. Ve konuyu, reklam üzerine kafa yoran blogger’lara, akademisyenlere ve reklamcılara sorduk.


E o bloggerlardan biri de bendim ve konu hakkında Marketing Türkiye'de yayınlanan fikrim de şöyle idi;

Reklamda ürüne, firmaya dikkat çekmek esastır. Ancak reklam ajansı dikkati başka yönlere kaydırırsa, istenen mesaj iletilememiş hatta daha kötüsü yanlış mesaj verilmiş olur. Kimi zaman sadece kreatif olunacak diye ajanslar bu merkezden kopabiliyorlar ve ortaya bazı mantık hataları -kimi zamanda mantıksızlıklar- çıkabiliyor. Reklam ajanslarının da, reklamverenlerinde pazarlama departmanları ile uyumlu ve kolkola yürütmesi gerekli bir çalışmadır reklam. Reklam ajanslarının da reklamverenlerinde bu hataları yapmasının bir nedeni de, eskilerin deyimi ile ülfet peyda etmiş.Mesela, kolestrol sıkıntısı olduğunu her yerde dile getiren şov adamı Beyaz'ın Aytaç reklamlarında olmasını hiç anlamlandıramamışımdır. Hele Panayır diye bir Aytaç reklamı vardır ki, mantık hatası kısmını bulmak için ince bir çabaya bile gerek yok. O kadar belirgin bir hatadır bence. "Aytaç, günlük hayatın vazgeçilmez lezzeti" diyorlar. Sanki günlük hayatımız panayırda geçiyormuş gibi.

Bugünlerde Crispi reklamına takılmış durumdayım. Gerek mumyalı olan gerek banyoda geçen 2 reklamda da korkulara Crispi iyi gelir gibi bir mesaj var. Korkulması gerekli bir durumda, "Bi çıtırtı duyuyor musun? Crispi" demenin mantığı ne olaki? Dahası korku anında kraker çıtlatan insan evladı var mıdır? Esprili bi reklamsa, hiç gülmüyorum ben nedense.


PepsiMax reklamlarında Aysun Kayacı'nın ön plana çıkması da ilgiyi ürüne değil, mankene yöneltmiştir bence.


Peki sizce reklamlardaki mantık hataları neler ve sizce neden bu mantık hataları yapılıyor?

Salı, Nisan 15, 2008

Alo Atık Hattı mı Varmış Demeyin!


Etiketler:

Çarşamba, Mart 26, 2008

Müşteriyi şaşırtmak



Uzun yollar aşarak işyerime ulaşabildiğim için yolda kitap okumak ve müzik dinlemek için bolca vaktim oluyor diyebilirim. Ama mp3 playerim miadını doldurup beni terk etmeye karar verince -Aslında iyi de oldu bir bakıma. İpod almak için fırsat doğdu diyordum içimden.- ben de yolda müzik dinleyebileceğim başka bir cihaz aramaya başladım. İşe web sitelerinden başladım. Yok, yok, yok! İçime sinen cebime, cebime sinen içime sinmedi. Ben de Doğubank’ın yolunu tuttum. I ıhh. Yine olmadı. Sırf swarowski taşlarla süslenmiş diye, pembe ve belleği düşük bir ipoda dünyanın parasını vermek istemedim. Yani ellerim boş döndüm oradan.

Sonra nerden estiyse Tio’ya bakasım geldi. İşyerinde saat 15:30 sularında gözüme kestirdiğim bir mp3 player siparişi verdim. Aslında derdim biraz da siteyi test etmekti. Oldukça ucuz bir üründü seçtiğim. Hem başkalarının yorumlarına bakılırsa fena da sayılmazdı. Cihazı en iyimser yaklaşımla 2 gün sonra elimde bulacağımı düşünüyordum.

Siparişi verdiğimin ertesi günü, saat 12.00’de ürün elimdeydi. Siparişi vereli 24 saat bile olmamıştı. Şok oldum desem.

Paketi açtım ve ürünü kurcalamaya başladım. Hem Tio’ya hem mp3 playerim Piranha’ya teşekkür etmem gerekir. Beni şaşırttıkları için.

Müşteriyi şaşırtmak iyi bir durum.

Demek ki neymiş; (Farketing edasıyla:) ) Çok defa müşteriyi olumlu yönde şaşırtmak, müşterinin kalbini kazanmayı sağlayabiliyormuş. Müşterinin kalbini kazanmayı kim istemez ki?


Not:
1) Bu ürün güzel bir ipod alana dek meşgale olsun diye alınmıştır:)

2) Ürün benim tüm hor kullanımıma dayanmış ve testi "iyi" alarak geçmiştir:)

Perşembe, Mart 13, 2008

Biliyorum! Biliyorum!


- Bloguma uzun zamandır uğramıyorum.

- Bloga ne olduysa oldu, bi nevri döndü garibimin. O eski ihtişamlı, saçları lüle lüle halinden eser kalmadığı gibi tuhaf bi renge de büründü. O güzelim günlerini borçlu olduğumuz arkadaşlar da ellerini üzerinden çekince, o bana küstü ben ona. ( Bu yazıyı da barışalım diye yazıyorum. Sizde el atsanız makbule geçer:))

- Pagerank'ım bi basamak geriledi. Hiç üzülmedim. (Yalan! Gözlerim doldu, gece uyuyamadım, sabah işe geç kaldım ve sebebini soranlara "Cemre düştü, kimyam bozuldu" diyerek oyaladım.)

-Pazarlamaya ara verdim mi? Yok. Allah'tan o tam gaz. Güzel güzel kitaplar aldım yine. Bitsin, söz, yazacağım buradan.

- Elime süper bir şey geçti. Aklıma neler geldi sormayın gitsin. Şimdi siz şu linke bir tıklayın ama önce kulaklığınızı takıverin. Sonra bana " Aman Arzu! neler oluyor? Matrix'teki gibi mi olacak herşey? Yoksa yoksa teknoloji hislerimizi yönetmeye kadir mi olacak?" sorularını tevcih edin.

Link burada. Birde unutmayın da sessiz bir ortamda, gözünüz kapalı iken dinleyin açtığınız linki. Sahi diyorum ya hu!

- Bugünlerde biraz meşhurcayım malum. Niye mi?

Neden-1) ( Teşekkürler Ezgi.)

Neden-2) (Teşekkürler Kanat)

- Bir güzeller güzeli kampanya açtık. Bilen bilmeyene, duyan duyamayana duyursun isterim. Bloglarınızdan, sitelerinizden, mail gruplarınızdan duyurmanızı arzu ederim. Varsa bi eksiğimiz onu da iletmenizi rica ederim.

http://www.turkiyecanakkaleokuyor.com/



Ee bir de sizlere çok ama çok teşekkür ederim. Buralarda olduğunuz, okuduğunuz, yorumladığınız, beni merak ettiğiniz için. Seviyorum sizleri. Biliyorum, biliyorum siz de..

:)))))))

-

Etiketler:

Salı, Mart 04, 2008

Türkiye Çanakkale Okuyor!


Türkiye Çanakkale Okuyor.

Perşembe, Şubat 21, 2008

İnovatif, Kreatif İşler mi? Aman ben almayayım.


Bugünler de tasarım, kreatif olma, inovasyon kelimelerini öyle çok duyuyorum ki, içim bulandı. İnsanlara iş yapacak yahut yaptıracaksam adeta bu kelimelerle bir savaş verip öyle hareket edebiliyorum. Tamam biliyorum bir işin içine yaratıcılık, yenilik girmeli. Olmalı. Olmalı da acaba bu kelimeler ağızlarda sakız mı olmalı yoksa işlerin içine nüfuz mu etmeli?

Alışverişlerde çikolata, bisküvi, oyuncak reyonlarında ebeveynlerini çıldırtan çocuklara rastlarım bazen. Hatta bazen kendisinin kullanamayacağı ürünlere sıkı sıkı yapışıp "isterim de isterim" diye bağıran şımarık çocuklara da rastlarım. Sizlere de denk geldiğine eminim. İşte ben bu inovasyon, kreatiflik, tasarım kelimelerini her cümlenin arasına sıkıştırmaya bayılan insanları bu çocuklara benzetiyorum.

İşi ne müşterinin ne firmanın anlamayacağı temalarla; afilli lakin içi boş; kimsenin yapılan işle alaka kuramayacağı imgeler, kelimeler, sloganlarla bezemenin adına bence başka bir şey denilmeli. Denilmeli ya bu işleri ortaya koyanlarla acızık çatışacak olsam, hemen kendimi "işten anlamamakla, yenilikçi ve cesur olmamakla" etiketlenmiş buluyorum. Doğal olarak bu durumda içimdeki Panter Perihan çıkıp arz-ı endam ediyor. Evet, sinirleniyorum. Hem de çok sinirleniyorum.




Sizi bilmem ama ben bu kelimeleri hiç sevmedim. İçini boşaltmakta çok hızlı davrandık gibi. Abartıyor muyum? (Evet deyip kızdırmayın beni lütfen:))

Pazartesi, Şubat 11, 2008

Az şeyle çok şey anlatmak!


video

Kilo ancak bu kadar cici tiye alınırdı:)


video

Perşembe, Şubat 07, 2008

Arzum'dan, Kesik Başlı Kadınlara!


Uzun bir aradan sonra tekrar bloguma yazı eklemek için klavyeye dokunuyorum. Uzun bir ara oldu. Neden yazı yazmadığımı soranlara da bu vesile ile cevap vereyim. Birazdan yazacağım cümlenin yanına üç nokta koyacağım. Sözün bittiği yer denir ya işte öyle bir durum.
Annemi kaybettim...

Bugün yazı yazmama neden olan olaya gelince. Haber7'de dehşet bir haber vardı. Başlığı İstanbul'da kesik baş dehşeti idi. Haberin bir yerinde kadın kelimesi geçiyordu ve kırmızı renk ile yazılmış, bir de link verilmişti. Kelimenin üzerine geldiğinizde bir reklam penceresi açılıyor ve açılan pencerede Arzum'un Sevgililer Günü'ne özel kampanyasının reklamı yer alıyor.

Belli ki, kontrolsüz bir reklam uygulaması sözkonusu. Arzum, kadın kelimesinin her görüldüğü yere otomatik olarak reklamını koydurmuş ancak dehşet bir haberdeki "kadın" kelimesinin yanına yakışmayacağını, uymayacağını, oturmayacağını hesap edememiş.
Bunu başka bir marka yapsa bu kadar batmazdı ama Arzum yapınca hiç hoş olmadı. Eğer iyi bir marka iseniz marka imajınızı korumak ve dikkatli olmak zorundasınızdır. Küçük gözden kaçmalara tahammülünüz olmamalıdır. Çünkü, marka olmanın hele hele güçlü bir marka olmanın zorluklarını yaşamışsınızdır. Bu emeğin heba olmasını ne siz ne de müşterileriniz ister. İşte bu yüzden, lütfen biraz daha dikkat!

Etiketler:

Salı, Ocak 08, 2008

Unutkan Pazarlamacı Olmaz! :)



* Yaptığınız işe konsantre olamıyorsanız konsantre olabilecek fikirler geliştirin. Bunu başkalarından beklemeyin. Sizi sizden daha iyi kimse tanıyamaz. Size en güzel çözümü yine siz sunarsınız. Bir işte "odaklanma" çok önemlidir. En azından benim için öyle. Odaklanıp işin canını okuma.


* Unutkanlıktan şikayetçi iseniz, unutabileceğiniz şeyleri, elinizin altında tutun. Unutabileceğinizi düşündüğünüz ya da unutmamanız gerekli şeyleri hatırladığınız anda yapın ya da size hatırlatacak bir mekanizma kurun. Teknoloji aklımızı karıştırmak ve bizi unutkanlığa sevketme konusunda biraz suçlu olsada bu suçunu, cep telefonlarına hatırlatma alarmları yükleyerek, bilgisayarımızı tam bir sekreter gibi kullanmamıza olanak vererek bir nebze azaltıyor. Ama ben hep klasik olanı tercih edenlerdenim. İyi bir ajanda, iyi bir kalem ve yazma-not alma alışkanlığı edinme.


Gün içinde ne yapacağımı hep yazarım. Her yaptığım işin yanına bir "tik" işareti atarım. Aklıma gelenleri bir yerlere yazar ve unuttuğum bir şey var mı diye ara ara kontrol ederim. Şimdiye dek çok işime yaradı. Sizlere de tavsiye ederim.

Çarşamba, Aralık 26, 2007

Hazır Çorbalar Kanser mi Yapıyor?


Her zevke uygun olarak üretilen lezzetli, katkısız ve doğal hazır çorbalar, son yıllarda Türk halkı tarafından daha fazla tüketilmeye başlandı. Türkiye’de 2004 yılında içilen her 100 çorbanın 17’si hazır çorba iken, günümüze bu oranın 22’ye yükselmiş olması, Türk tüketicisinin giderek daha fazla hazır çorba içmeye başladığının göstergesi.
İşte Türkiye’de hazır çorba ve çabuk çorba tüketimi rakamları:

· Türkiye hazır çorba pazarının büyüklüğü ortalama 150 milyon YTL.
· Günde 2.650.000 kase hazır çorba içiliyor.
· İçilen her 5 çorbanın biri hazır çorba.
· Her saniye 60 kase hazır çorba içiliyor.
· Günde 40.000 bardak çabuk çorba içiliyor.
· Çorba pazarı adet bazında yüzde 8, değer bazında yüzde 25 büyüyor.
· Ramazan’da hazır çorba satışları yüzde 80 artıyor.
· Ramazan’da hazır çorba tüketimi 2 katına çıkıyor. (*)


Yukarıdaki istatistiğe hatrı sayılır bir katkı yaptığımdan eminim. Özellikle Knorr'un yeni çorbalarına ve bardak çorbalara kayıtsız kalamıyorum. Çorba içmekten pek hazzetmez iken hazır çorbalara ilgi göstermemi de bardak çorbalara borçluyumdur. Yemekten önce çorba içince mutlaka tıkanırım. Kahvaltıda çorba içmiş isem, o günkü yemek saatlerimde süper kaymalar olur. Ama tüm bunlara rağmen 3 çorbaya hayır diyemiyorum.


1) Kıtırlı domates çorbası (Bardak)

2) Mısır çorbası (Bardak)

3) Tavuk suyu çorba ( Taksim-Sütiş)


Gelin görün ki, bu çorba konusunda beni oldukça sinir eden bir durum var. Annem hastanede ve zor bir hastalıkla baş etmeye çalışıyor. Normalde hazır çorbalara iltifat etmezken, hastanede bardak çorbalara karşı bir ilgisi oluştu. Bardak çorbasını kendince azar azar tüketiyordu. Ama insanlardan çok tepkiler aldı. Uzun zamandır benim de aldığım tepkilerdi bunlar. Hazır çorbaların kanser riski taşıdığına dair söylenenlere dayanarak sarf edilen sözlerden bahsediyorum. Birkaç araştırma yaptığınızda çok yerde karşınıza çıkabilecek bu söylence bir hakikat mıdır yoksa mit mi bilemiyorum. İçlerindeki katkı maddelerinin kanserojen olduğunu araştırmalarla ortaya koyduğunu iddia eden sağlam ünvanlı insanlardan tutun da, mahallenizdeki Hatice Teyze'ye kadar birçok insan konu hakkında hemfikir.


Hazır çorba ve hazır gıda üreticilerinin bu konuya duyarsız kalmaması ve artık konuya açıklık getirmesi gerekiyor. Kanser vak'alarındaki artışın nedenlerinden biri iseler, bu sorumluluğun altında ezilmeliler.


(*) Bu veriler Kadınvizyon websitesinden alıntıdır.

Pazartesi, Aralık 17, 2007

Deniz Feneri'ne Teşekkür



Anneme kan lazım olunca ben de bir dönem Deniz Feneri'nde çalışmış olan arkadaşıma durumu ilettim. Beni Deniz Feneri'nden Nurullah Bey'e yönlendirdi. Lazım olan kan grubunu ve hastanın yattığı hastaneyi sordu bana. 10 dakika sonra, onlarca telefon aldım. Ertesi gün bile bu durum sürdü. İhtiyacımız olan kanı yarım saatte bulmuş, Türkiye'nin dört bir yanından gelen telefonlarla da ayrıca moral bulmuştum. Urfa'dan, Bingöl'den, Bitlis'ten, Ankara'dan.. gelen telefonlardaki insanların, beni hiç tanımamalarına rağmen güzel dua ve dileklerini tüm samimiyetleri ile sunmaları, telefonuma gelen mesajlarındaki candanlığı anlatmam mümkün olmayacak.


Birileri bugünlerde Deniz Feneri ve muadili derneklere laflar etsede ben yaşadığım tecrübeyi biliyorum. Kim ne derse desin, bu dernek yardıma ihtiyacım olduğu anda desteğini verdi ve beni çok mutlu etti. Teşekkür ediyor, önü kesilmeden, kötü amaçlara kurban edilmeden yoluna devam etmesini ve çok büyüyüp daha çok insana ulaşmasını diliyorum.

Etiketler:

Pazar, Aralık 02, 2007

Pazarlama değil Pazar-lamaca yazısı


Son 6 günü sürekli hastanelerde geçirdim. Odada safra kesesi ameliyatı için bekleyen hasta, gece 00:00'den beri bir şey yememiş, birkaç saat sonra gireceği ameliyatı bekliyordu. İçeri giren doktor, hastanın raporlarına baktı. Bir şikayeti olup olmadığını sordu kadına. Kadınsa, ameliyata gireceğini, biraz onun tedirginliği olduğunu söyledi. Bu cevapla birlikte doktor koptu. Sözleri odadaki tüm hasta ve hasta yakınlarının kanını dondurdu. Aynı sözler kadını ve yakınlarını oldukça mutlu etmişti oysa. Birkaç saat sonra safra kesesi ameliyatı olacak kadının aslında safrasında bir sorun yokmuş. Böbreğinde sorun varmış. Gidip ameliyatı yapacak doktora bu yeni teşhisi bildirirken, hasta kadının kocası uçacak gibiydi sevinçten. Bense içimden eyvahlar çekiyordum. Ya anneciğime de yanlış teşhis koydularsa diye. Ne de olsa yarın aynı saatte onunda safra kesesi ameliyatı vardı.

Hiç beklemeden annemi o gece Şişli Etfal Hastanesi'ne kaldırdım. bir sürü tetkik yapılıyor üzerinde. Canı acıyor, ağrıları çekilmez oluyor, doğru dürüst yemek yiyemiyor, uyuyamıyor.

Sorunu sadece safra kesesi değilmiş. Teleffuzu zor, sıkıntılı bir hastalıkmış.

Rica etsem ona güzel, hayırlı dua ve dileklerinizi gönderir misiniz?

Perşembe, Kasım 22, 2007

Interaktif Pazarlama Zirvesi 2007


Interaktif Pazarlama Zirvesi'nin geçen yıl ilki gerçekleştiğinde katılmak nasip olmuştu. Oldukça verimli geçmişti. Bu yıl aynı performansı bekliyorum ve gidenlerden notlarını benimle paylaşmasını rica ediyorum.



“Mal ve hizmetlerin satış kanallarına akışını sağlamak.“ Ama tüketicinin bu kanallardan birini cebinde taşıyacağını bilmiyorduk o zaman. Markamızla ilk karşılaşacağı noktanın dizinin tam üstünde olacağı konusunda da uyarılmamıştık.

“ Şu kablolardan kurtulsak” diyorduk ama bluetooth haberlerini ilk duyduğumuzda şaka zannettik. Kısacık zamanda o kadar çok şey değişti ki, günlük koşuşturma içinde çoğunun farkına varamadık. Şimdi yüksek bir yerlere çıkıp oyun alanımıza kuş bakışı bir göz atmalıyız. Yeni nesil pazarlama kanallarını iyice görmeli, ustaca kullanmanın yollarını aramalıyız.

Çünkü tüketici hepsini kullanıyor.

Salı, Kasım 20, 2007

ETİ, ETİ! Böylede Olmaz ki!


- İyi de güzelim bu artık pişti olmayı geçti, direkt taklit olmuşsun sen. Emrah-Emral bile diyemiyorum. Ayıp olmuyor mu biraz?





- Ya ama öyle demesen şekerim. Bak kırılıyorum ama..

Etiketler: ,