ça

Molaverrahatla


Pazar-lama basiretli insanların ilmidir.

Cuma, Temmuz 10, 2009

Hangi kola sizinki?



Bir yazı hazırlıyorum. Bu nedenle cevaplarınıza ihtiyacım var.

Bir markete girdiniz. Kola alacaksınız. Tüm kolalar yanyana. Hangisini alırsınız?

a) Diğer (İsim belirtiniz)
b) Pepsi
c) Cola Turka
d) Coca Cola
e) Kola içmem



Etiketler:

Perşembe, Temmuz 09, 2009

Tescilli Akşehir Kirazı


Memleketimin herşeyi güzel, herşeyi tek başına marka olacak kadar değerli ama ne hikmetse biz tembeliz. Geçen yıllarda marka konularında epeyce iyi olan birinin seminerine katılmıştım. Adam hayretle, elinizde bunca malzeme varken, nasıl oluyorda dünyada tanınmakta, bilinmekte, marka olmakta bu kadar güçlük çekiyorsunuz anlamıyorum, demişti.


Bu konuyu anlamayı geçtik, elimizdeki malzemeyi de ellere kaptırıyoruz. Misal, baklava, kahve, Hacivat-Karagöz, sarma.. Evet evet bildiğiniz sarma. E2 kanalında Marta'nın programına katılan Yunanlı şarkıcı, size harika bir Yunan yemeği yapacağım dedi. Yunan yemeği de bizim sarma, Marta bayıldı tabi.

Çok umutsuz olmaya gerek yok. bakın Akşehirlilere. Güzelim kirazları için coğrafi tescil belgesi aldılar. Artık anlı-şanlı bir kiraz markamız var. Eğer bu çabalarını görmezden gelseydim ayıp ederdim. Darısı tüm ülkemin başına.

Marka yolculuğun hayırlı olsun Akşehir Kirazı.

Cuma, Temmuz 03, 2009

Bir İş Görüşmesi Anısı


Bir iş görüşmesindeyim. Konu pazarlama olunca çok konuşuyorum. Konuşurken heyecanlanıyorum, gözlerim parlıyor falan. Görüşmeyi gerçekleştiren adam da heyecanlandı haliyle. İyi bir görüşme oldu. Çıkarken adam beni uğurlamak üzere ayağa kalktı ve;

- Pazarlama genelde erkek işi gibi algılanır. Üstelik kolay bir işte değildir. İşletme mezunusunuz. Onca alan içinde neden pazarlama?, diye sordu.

Bense hiç düşünmeden;

- Benden başka bir şey olmazdı, dedim ve gülerek ayrıldım ofisten:)

Pazartesi, Haziran 29, 2009

Slogan lazımmm! Tıkandım ayol:(


Prof. Randy Pausch'tan İlham Dolu Bir Hayat Dersi


Geçen yıl Steve Jobs'un meşhur konuşması birçok insana ilham vermişti. Aşağıdaki videoda oldukça ilham verici ve tetikleyici. Amerikalı Profesör Randy Pausch bu muhteşem konuşmadan sonra geçen yıl Temmuz'da aramızdan ayrıldı. Aynı hastalıktan ben de geçen yıl annemi kaybettim. Bu nedenden belki, ben böyle hayat hikayelerinden çok etkileniyorum ve tabir caizse çok gaza geliyorum. İnsanlara, çalıştığım işyerlerine, aileme, arkadaşlarıma güzel şeyler armağan etmeden ölmek istemiyorum. Bunun için çok çalıştığımı, çok düşündüğümü bilmenizi isterim.

Etiketler:

Çarşamba, Haziran 24, 2009

Starbucks mı McDonalds mı?



Kahve.gen.tr'nin kahve bültenindeki şu haberi direkt sizlerle paylaşmak istedim. Yani Allasen McDonalds! Sen kim, kahve kim? Değil mi ama? :)))

Starbuck mağazalarının en tipik özelliği belirgin kahve kokusudur. Bunu sağlayan nedenlerden birisi her 30 dakikada bir kahve çekilmesidir. Bu yolla hem kahve kokusu sağlanmakta, hem de kahvenin güzel olması için gerekli olan taze çekilmiş kahve gereksinimi yerine getirilmekte. Ancak, özellikle McDonalds'ın Starbucks ile rekabete girerek kahve satışına başlaması üzerine yapılan analizler, McDonalds'larda en önemli eksiğin kahve kokusu hakimiyetinin eksikliği olduğunu gösterdi. Bu alandaki farklılığını arttırmak üzere Temmuz'dan itibaren Starbucks ABD'deki mağazalarında her 24 dakikada bir taze kahve çekecek ve kahve yapacak. Genellikle her dükkanda 3 filtre kahve makinası olduğu için 8 dakikada bir yeni filtre kahve hazır olacak gibi gözükmekte.

Cuma, Haziran 12, 2009

Partly Cloudy - Nefis Bir Pixar Kısa Filmi


Pixar'ın hikayesini biliyorsunuzdur. Sevgili Steve Jobs Apple'ın kurucularındandır. Ancak bir takım gelişmeler sonucu Apple'dan istifa eder. Kendi kurduğu şirketten gitmesi istenir daha doğrusu. Zor günler geçirir, içi daralır ve tam da bu dönemde Pixar Animasyon Stüdyoları'nı satın alır. Öyle güzel işler çıkar ki ortaya, Walt Disney Pixar'a talip olur. Arada bir de NEXT (iş dünyası için bilgisayar platformu üretir)'i kurar. NEXT'le birlikte yolu tekrar Apple ile buluşur. Çünkü Apple, Next'i bünyesine katar. Bu durumda Steve Jobs'da elmasına kavuşur. Son harikaları ipod ve iphone'la birlikte Apple büyük atağa kalkar. Artık; tasarım demek Apple demek, Apple demek tasarım demek, dersek yanlış olmaz.
Geçen haftalarda sağlık durumu kötüye giden Jobs, şirketten ayrıldı. Pankreas kanseri olduğunu meşhur Stanford Üniversitesi mezuniyet konuşmasında dile getirmişti. Dediğine göre yerini dahi bilmediği bir organı olan pankreasında beliren kanserden sonra hayata daha başka bakmaya başlar. Bir süre sağlık durumu iyi gitse de bu hastalığın şimdilik kimseyi affetmediğini acı tecrübelerle öğrenmiş biriyim. Steve Jobs'ı seviyorum. Tasarımı bu denli hayatımıza soktuğu için değil. Mücadelesi, üretkenliği için. Acil şifa dileklerimle.

Bu filmi çok sevdim. Küçük, büyük herkesin gönlünü çalacak kısacık animasyon bir film.



Etiketler: , ,

Perşembe, Haziran 04, 2009

NLP Practitioner ve NLP Master Practitioner Eğitimi


Eğitimin değerine inananlardanım. Ancak birilerinin 2 kitap+1 kursla, her konuda kendini uzman saymaya başlaması, üstüne bu uzmancıkların insanlara eğitim vermeye kalkması nedeni ile "eğitim şart" kaidesi epey dumura uğruyor. Arada gerçek eğitmenler harcanıyor ya da değerleri bilinemiyor.

İşte büyük bir hoca yakında ülkeden ayrılacak. Gitmeden evvel çok sıkı ve özel bir eğitim gerçekleştirecek Ali Mercan. Eğitim sonunda NLP Practitioner ve NLP Master Practitioner sertifikaları verilecek. 08-14 Haziran tarihleri arasında gerçekleşecek 1 haftalık yoğun bir eğitim. Ücretler bu tip eğitimler için gayet makul. Eğer beni referans olarak belirtirseniz sanırım indirim ve taksit konularında desteklenirsiniz.

Bu Eğitim Bana Ne Katar Diyorsanız?

* Eğitimci iseniz, bilinç altına yönelerek daha hızlı ve etkin eğitebileceksiniz.
* Danışman iseniz,
uzmanlığınızı pekiştireceksiniz ve daha çok tercih edileceksiniz.
* NLP’ yi meslek edinmek istiyorsanız, uluslararası geçerli sertifikalı bir
profesyonel olacaksınız.
* Satış-müzakere yapıyorsanız, alıcının alış stratejilerine göre satış yapabileceksiniz;
ikna ve pazarlık gücünüz gelişecek.
* Yönetici iseniz, ekibinizin herhangi bir direnç ile karşılaşmayan
lideri olacaksınız.
* Kişisel performansınızı, istediğiniz anda istediğiniz düzeye çıkarabileceksiniz.
* Show yapıyorsanız, sahne becerilerinizi en rafine düzeyde kullanabileceksiniz; sunumunuzu profesyonelce dizayn edebileceksiniz; dinleyicilerinizi bilinç altı düzeyde etkileyebileceksiniz.
* Ebeveyn iseniz, uyumlu, kalıcı ilişkiler kurabileceksiniz.
* İletişim sektöründenseniz, vücut dilinizi, sesinizin tonunu, en yüksek kapasitede kullanabileceksiniz ve kısa sürede istediği sonucu alabilen
bir iletişim uzmanı olacaksınız.
* En önemlisi kendinizi tanıma yolunda çok etkili adımlar atacak ve sonuçlarına siz de şaşıracaksınız.

Eğitim detayı ve fiyat bilgileri için linki tıklayınız.

Etiketler: , ,

Cuma, Mayıs 29, 2009

Makarnanın Tarifi Değişti!


Babam esnaftı benim. İlkokula başlamadan evvel yanında çalışmaya başladım. Üniversiteye gidene dek babalı-kızlı çalışmamız sürdü. İlçede olduğumuz için, yakın köylerden gelenlerin uğrak yeriydik. Köylerinden belli aralıklarla gelen köylüler, 5'er 10'ar kiloluk makarnalardan alırlardı. Onların dışında, maddi durumları iyi olmayan insanların da en rağbet ettiği ürünlerdendi bu koca paketli makarnalar. Yani makarna daha çok fakir yemeğiydi. Üniversiteye gidene kadar çok fazla makarna yemişliğim yoktu benim. Ama uzun süren üniversite hayatımda kolay, hızlı ve ucuz olması nedeni ile benim ve neredeyse tüm öğrencilerin baştacı yemeği olduğunu gördüm.

Daha çok sade tüketilen, açlığı gideren makarna 90'larda yeni bir hüviyete büründü. Filmlerde adam sevgilisini eve çağırıyor ve birlikte makarna yiyorlar. Adam sosunu öyle bir yapıyor ki, kız arkadaşının suratı Magnum ısıran ablanın yüzüne dönüyor. Hayır, bize çok uygun değil bu. Kız arkadaşı eve davet edip makarna mı ikram edilir ayol? Bize aykırı. Eve misafir gelince de makarna ikram edilmez. Niye? Ayıp abi makarna ile geçiştirmek olur mu hiç? Düşünsenize, şuan yemek programlarında bir tane yarışmacı gösterin ki makarna yapmış olsun ballandıra ballandıra. Mazallah tefe koyarlar adamı:)

Bu makarna hakikaten soslanınca başka mı oluyordu acaba? Yani salça, yoğurt dışında başka ne konulurdu ki içine? Mayonez&ketçap kardeşlerle de fena olmuyordu hani. Ama bu bile onu ana yemek kategorisine sokmaya yetmiyordu. Fakat Selva bir güzellik yaptı. Ajansı Genna'nın süper lansmanı ile makarnanın tarifini değiştirdi. Umarım bu değişiklik makarnanın talihini de değiştirir. Anadolumuza has yemeklerle, makarnayı birleştiren bu fikrin sahiplerini tebrik ederim. Tas kebaplı ve misket köfteli makarnayı beğendim ben. Unutmadan Uğur Yücel'in reklam performansının harika olduğunu da eklemezsem yazım eksik kalır.

Bir ne dipnot düşelim makarnaseverlere: "Hazırlayacağınız makarna soslarını makarna haşlanırken pişirip, makarna süzüldükten hemen sonra üzerine dökün ve karıştırın. Makarnayı ayrıca sosla birlikte tekrar pişirmeyin."

Afiyet bal, şeker olsun:)

Etiketler: , ,

Çarşamba, Mayıs 27, 2009

Pazarlama, Kriz ve Az Yazı Yazmak


Blogumda yakında birkaç güzel değişiklik yapacağım ve sanırım çok sık yazı girebileceğim.
Misal akşam Fütüritler Derneği'nin "Geleceğin meslekleri- İş modelleri" konulu seminerine katılacağım ve burdan yazarak sizleri de aydınlatacağım:)

Selva'nın, "Makarnanın Tarifini Değiştiriyoruz" kampanyasından bahsedeceğim. Nasıl değiştirmişler bildiğimiz makarnayı merak ediyorsanız

coming soon aziz kari...

Çarşamba, Mayıs 13, 2009

Her şeyi bilen kadından reklam olur mu?


Advergaming uygulamaları içinde en beğendiğim bu oldu desem yeridir.

Rabarba'nın Lipton için yaptığı çok ilgi çekici bir reklam uygulaması.

Zihninizden bir kelime tutuyorsunuz ve 10 soruda o kelimenin ne olduğu size söyleniyor. Nasıl mı?

Etiketler:

Cuma, Nisan 10, 2009

Müşterilerinizle Aynı Dili Konuşmuyor musunuz?



Biri ile iletişim kurarken bazı koşulların sağlanması gerekir. Mesela;  
1. İletinin alıcının dikkatini çekecek biçimde kodlanması ve açık olması  
2. İletiyi kodlayan simgeler konusunda alıcı ve vericinin ortak bilgisinin bulunması  
3. İletinin alıcının gereksinmesine yanıt verecek nitelikte olması  
4. Alıcının temel değerlerinin, tutumlarının tanınması, gibi.  

Çok iyi bir ileten olsanız bile unutmamanız gereken bir şey vardır ki o da alıcının potansiyelidir. Mevlana'nın dediği gibi "Ne kadar bilirsen bil söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır."  

Çok defa bütün pazarı hedeflemezsiniz ve akıllıca davranıp pazarı bölümlere ayırırsınız. Hedef kitlenizi belirlersiniz. Bunun iyi yanı işinizin kolaylaşmasıdır. Kötü yanı ise sanki belirlediğiniz kitle dışında kimse ile muhatap olmayacakmış havasına kapılmaktır. Aşağıdaki kaydı dinleyince ne demek istediğimi anlayacaksınız.


Sizin reklamınızdan neler çıkarabilir müşteri? Hadi diyelim müşteri hiç olmayacak bir mesaj aldı vermek istediğinizden? Ne yapacaksınız? Biz öyle demek istemedik mi diyeceksiniz? Ya da ne biçim müşterisin sen; hiç bir şeyden de anlamıyorsun. Allah belanı versin mi diyeceksiniz?  

Çamaşır makinasında kedisini yıkayıp sonra da kullanma klavuzunda kedi yıkanmaz ibaresi yoktu ve ben kedimi kaybettim diyen müşterilerin tazminat davalarında muhatap olabilirsiniz bu dünyada.  

Müşteri haklıdır deyip sürekli müşteriyi gazlamak ya da ne versek yutuyorlar deyip müşteriyi gerzek yerine koymak hatalarının bedelleri de genelde size fatura edilir. Aslında aynı dili konuşmak çokta zor değil. Müşterilerle uzun süreli bir ilişki için şu iki kuralı kesinlikle es geçmeyin derim;  
- Verdiğiniz sözleri tutun 
- Problemlerine, sorularına zaman aşmadan cevap verin.

Cumartesi, Mart 14, 2009

Kısa kısa pazar-lamaca


Seçimlerin en kötü yanı "bayraklama" denen saçmalık. Kirlilikten başka bir şey değil. 10 yıl sonra hepsinin bitmesi ümidiyle.

************

Turkcell'den cebime gelen bir mesajda, eğer kredi kartımla ödemelerimi yaparsam bana gömlek armağan edeceklerini yazıyordu. Yani ne alaka, sen GSM şirketisin ya? Ne gömleği? Töbe töbe.

************

Mikroblogging epeyce vaktimi alıyor online ortamda. Sizleri aksatıyorum ama isteyenler twitter ve friendfeed üzerinden beni takip edebilir.

Perşembe, Mart 05, 2009

Max Factor False Lash Effect Maskara



Uzun bir süredir bloga yazı giremiyorum. Şişli bölgesinde yerel seçim çalışmalarına katıldığım için, gecem gündüzüm birbirine girmiş durumda. Sürekli aklımda olan ve bir türlü yazmaya fırsat bulamadığım bir konu var. 

Bazı firmalar blogların gücünü keşfetmekte geç kalmadılar. Yayıcılıkları, samimiyetleri ve etki alanları göz önüne alındığında firmaları suçlayamam. Bloggerları kampanyalarının içinde bir enstrüman olarak görüyorlar. Bu da "pazarlama basiretli insanların ilmidir" mottomu hatırlatıyor. Firmalar basiretli olmak zorunda. Gelişmeleri takip etmek zorunda. Bu işi en iyi başaran firmalardan biri de hiç şüphesiz P&G. 

Bir süre önce Max Factor'un kirpiklere takma kirpik etkisi veren  ürünü False Lash Effect Maskara piyasaya çıktı. Bu ürünü denemem için bana da göndermişler. Çok sıkı bir maskara kullanıcısı olmasam da ürünü denedim. Makyajı çok seven arkadaşlarıma ve özellikle de kızkardeşime ürünü denettim. Evvela tepkileri ürün iyi ama pahalı yönünde idi. Kızkardeşim "Bu fiyata maskara mı olurmuş ayol, bildiğin rimel işte" deyip durdu. Ama ürünü kullanmayı da eksik etmedi:) Birkaç gün sonra telefonlaştığımızda, "Abla ya! sen çok kullanmıyorsun nasılsa onu bana versene. İnanılmaz dolgun gösteriyor kirpikleri" demeye başladı. Ancak sorusu olumsuz yanıtlandı tarafımdan. Zira artık hergün (Evet evet hergün. Hem de ben:)) kullanmaya başladım ürünü. Meğer kirpiklerim ne güzelmiş demekteyim şu aralar. Herkese tavsiyedir. 


Bir tavsiye de Max sayfasından ulaşıyor sizlere;

"Gözkapaklarınızı lekelememek için maskarayı önce alt kirpiklerinize sürün.

Üst kirpiklerinizi boyarken gözlerinizi iyice açın, çenenizi kaldırın ve çubuğu kirpiklerin kökünden başlayıp ucuna kadar, yana doğru ilerleyecek biçimde gezdirin. Böylece kirpiklerinizin tamamı kaplanmış olur.

En çok siyah maskara beğeniliyor olsa da, insan yaşlandıkça ve cilt rengi değiştikçe siyah/kahverengi veya kahverengi maskara daha güzel görünmeye başlıyor.

Eğer maskara çubuğuyla kirpiklerinizin köküne kadar inemiyorsanız, kök çevresinde maskara artıkları bırakmamak için o bölgeyi yumuşak ve siyah renkli bir göz kalemiyle boyayabilirsiniz.

Maskara özellikle sarışınlarda kimi zaman çok ağır durabilir. Üst kirpikleri siyahla boyamak, alt kirpiklerdeyse kahverengi, mavi, hatta mürdüm maskara kullanmak kumrallarda bile çok iyi sonuç verir.

Mavi maskara gözlerinizin aklarının daha beyaz görünmesini sağlar."

Salı, Şubat 03, 2009

Kürtçe Reklam ve Etnik Pazarlama


Marketing Türkiye dergisinden Ferruh Altun'dan bir mail aldım geçen haftalarda. "Kürtçe Reklam" dosyaları için bazı sorular yöneltmişti ve düşüncelerimi sormuştu. Evvela tedirgin oldum. Öyle ya ülkemizde böyle konulara girmek tam anlamı ile ite dalaşmaktır. Oysa bir pazarlamacı ite dalaşmadan çalıyı dolanmalıdır.

Marketing Türkiye taşın altına elini koydu. Hem de nasıl koydu. Birden bire basın organlarında epeyce yer buldu konu.
Zaman
Hürriyet
Cumhuriyet

Gelelim dosya hazırlanrken sorulan sorulara ve benim cevaplarıma.

Soru-1) Kürtçe reklam! Bu cümle size ne hissettiriyor?

Kötü bir şey hissettirmiyor açıkçası. Yıllardır Kürtlerle ve Kürtçe ile iç içeyim. Geç bile kalındı diyebilirim.· Almanya başta olmak üzere bir çok ülkede etnik gruplar için farklı dillerde reklamlar hazırlanıyor.

Soru-2) Bildiğiniz gibi Türkiye'de de Kürt kökenli yurttaşlara yönelik olarak TRT 6 adından bir TV kanalı açıldı. Bu doğrultuda bu kanal için sizce Kürtçe hazırlanmış reklamlar yapılmalı mı? Bunun Artıları eksileri ne olur?

2006 yılı biterken gelecek öngörülerimi yazdığım bir yazımda, gelecekte etnik pazarlamanın sıklıkla telaffuz edileceğini ve uygulanacağını yazmıştım. Resmi ifadelere göre 11 milyon- ki bana göre bundan daha fazla sayıda- Kürdün yaşadığı bir ülkede, 11 milyon Kürt değil 11 milyon müşteri görmemiz gerekiyor. Irak'ta, İran'da ve dünyanın birçok yerinde dağınık olarak yaşayan Kürt nüfusunun fazlalığını düşününce, Kürtçe reklam fikri heyecanlı olacaktır. Ancak buradaki sorun şu olacaktır. İlk reklam! İlk reklamı çekilen firma, çeken ajans biraz topun ağzında olacaktır. İkinci reklam biraz daha az tepki alacaktır ancak 3,4,5 ve sonrasında bir şeyler rayına oturacaktır. ·

Soru-3) Bildiğiniz gibi uzun yıllar Kürtçe hakkında ön yargılar kırılamadı ve bu dil yeni yeni serbest hale geliyor. Bu ön yargıyı sizce reklam, medya ve iş dünyası aşabilecek mi?

80'lerde ortaya çıkan ve ülkemize büyük zararlar veren terörist örgüt PKK'nın içindeki K'lardan birinin Kürt kelimesinin kısaltması olduğunu, örgütün ezilen Kürtler adına eylemler yaptığını açıkladığı manifestoları, örgütte Kürt kökenli insanların sayısının fazlalığı ve 20 yıldır kaybedilen insanlar, zarar gören ekonomi. Tüm bu etkiler nedeni ile 20 yılda Kürtlere ve Kürtçe'ye karşı oluşan ön yargıları yıkmak kolay olmayacaktır. Ancak bu önyargıları yıkma işini yıllardır üstlenen siyasilerin de bir arpa boyu yol almadığı açıktır. Pazarlamacı olmayı seçmemdeki en büyük nedenlerden biri, bu algıyı değiştirebilecek, yönetebilecek pazarlama stratejileri geliştirmekti.
Her kış geldiğinde aylarca şehirlerle bağlantıları kesilen insanların çoğu, sadece tv izleyerek dış dünya ile bağlantı kurabiliyor.Bu insanların çoğu, özellikle kadınlar Tükçe'yi ya hiç bilmiyor ya da az biliyor, az anlıyor. Ama unutulmamalı ki, bu insanlar da tüketici. Yıllardır unuttuğunuz, görmediğiniz, ulaşamadığınız hedef kitleniz olabilirler! Markalar bunu yıllarca birçok nedenden dolayı değerlendiremedi ama umarım artık bir şeyler kırılır.·

Soru-4) Kürtçe reklamlara karar verilmesi durumunda reklam sektöründe ne gibi bir değişim yaşanır?

Değişim Kürtçe'yi bilen insanları istihdam etmekle başlar. Reklam sektöründe Kürt geleneklerini, göreneklerini, Kürt tipolojisini bilen pazarlamacılara ihtiyaç duyulabilir. Mesela çok güldüğümüz Cem Yılmaz'a Kürtlerin çoğu gülmezken, Fıkralarla Türkiye programındaki Teyyo karakterine bayılır. 11 milyonluk yepyeni, aksatılmış bir hedef kitle için reklam ajansları bildikleri yollardan gitmeyi seçerlerse çok fazla hata yapabilirler.·

Soru-5) Kimi kurumların Kürtçe reklam yapmaya karar vermeleri durumunda bu reklamları yapabilecek bir alt yapı mevcut mu reklam sektöründe? Böyle bir durumda nelere ihtiyaç duyacaktır sektörde?

Aslında Kürtçe yazılı olarak kullanılma imkanını hiç bulamamıştır. Dil nesillerdir konuşula konuşula bu zamana dek taşınmıştır. Ülkemizde Kürtçe'nin birçok lehçesi vardır. Akademik Kürtçe olarak kullanılan Kırmançi, şuan TRT 6'da kullanılmaktadır ve tüm lehçeleri ortak bir dilde toplamaktadır. Başbakanın TRT 6 açılışında verdiği hayırlı olsun mesajını, ertesi gün gazetelerin hepsinin yanlış yazması aslında nasıl bir altyapıya ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Ya reklam ajansları çevirmen barındıracaklar bünyelerinde ya da Kürt elemanları istihdam edecekler. Şuan reklam sektöründe çalışan ve Kürt olan insanların da Kürt olduklarını bu zamana dek belirttiklerini çok sanmıyorum. Çünkü, reklam sektörü beyaz Türk'lerin tekelindedir. Ülkemizdeki büyük reklam ajanslarına girmekte, çalışmakta oldukça zordur. ·

Soru-6) Reklam Sektörü kendini bu dile nasıl bir süreçte adapte edebilir sizce? Sektörde Türkçenin doğru kullanımı konusunda bile tartışmalar varken farklı bir dilde doğru reklamlar yapılabileceğini düşünüyor musunuz?

Adaptasyon zor ve uzun zaman alacaktır. Ama reklam sektöründeki insanlar zekidir, çalışkandır. Başka sektörlerden daha hızlı adapte olacaktır. Kürtçe'yi doğru kullanmaktan ziyade buradak temel konu, Kürtleri yakından tanımaktan geçiyor. Reklam sektörünün Kürtleri ve Kürt yapısını çok iyi tanıdığını sanmadığım için ilk hatalar Kürtçe kullanımından çok reklam mesajlarının doğru algılanamamasından kaynaklanacaktır.·

Soru-7) Kürtçenin kullanılmadığı bir pazarlama sektöründe etnik pazarlamadan söz etmek mümkün müdür sizce?

Ülkemizde etnik pazarlama yapılacaksa elbetteki akla ilk gelecek halk Kürtler olmalıdır. Nüfusunun çokluğu, yaşadıkları bölgelerin büyüklüğü göz önüne alınınca başka ne denir bilemiyorum doğrusu.

Salı, Ocak 20, 2009

Aferin Turkcell'e, Yazıklar Olsun Mobiloyuncu'ya!


Geçen hafta cep telefonuma bir mesaj geldi. Mobiloyuncu'dan SexyVegas diye bir oyun indirmişim ve bedelini tahsil edeceklermiş. Allah Allah dedim. Mobiloyuncu ne SexyVegas ne? Araştırdım. Bir telefon numarasına eriştim. Aradım ama beklemelerim sonunda telesekreterden gayrısına ulaşamadım. Mail attım. Cık. Olur a farkında olmadan servise üye oldu isem bari iptal edeyim dedim. Yani bu arada insanı paranoyakta ediyorlar. İptal mesajım, bu servise üye olmadığım şeklindeki bir mesajla karşılık gördü. Ertesi gün denedim şansımı. Sus pus Mobiloyuncu. Ama tahsilatını yapmayı da sürdürüyor. Nasıl kızgınım sormayın. Okkalı bir mail Turkcell'e. Arkasından friend feed'de yazdım konuyu. 

Birkaç gün sonra Turcell'den cici bir hanım beni aradı ve bu servisle bir ilgileri omadığını ancak zararımı tahsil edeceklerini söyledi. Yaptığınız çok güzel ama Mobiloyuncu bunu sürekli yapacak ve size zarar vermeyi sürdürecek, dedim ardından da teşekkürlerimi ilettim.

İtiraf: Turkcell'i terk etmeyi düşünüyordum ama onlardan böyle bir jest gelince ben dondum işte:)

Pazartesi, Ocak 19, 2009

Azı Çok Yaşamak!


Tecrübeleri bir çırpıda silen, kendi deneyimlerini yaşamak isteyen insanların düştüğünü görmekten sıkıldım artık. Bu basiret değil artık. 

"Ağarmamışsa saçlarım kim demiş ki güngörmüş değilim. Benim gördüğümü görmemiştir nice piri faniler. Azı çok yaşadım ben." Musa Hub-Bir Kalbin Alınyazısı

Ben: Bu yol sizin için tehlikeli.
Firma: Nerden biliyorsunuz?
Ben: Daha önce bir firmam o yolda yürüdü. Buzlu yolları var, üstelik çıkmaz sokak. Ne sizi ne başkasını bir yere çıkarmaz.
Firma: Biz kaçın kurasıyız hamfendicim. Buzlu yolda da ilerleyemeyeksek ölelim daha iyi. Eki ekii. 
Ben: (Allah belanızı versin ve bu kez düşerken çok sağlam kafanız kırılır umarım. Kafanızdaki bandajları soranlara da biz kaçın kurasıyız dersiniz İnşallah.) Ama bakın..
Firma (Sözümü keserek): Korkmayın Arzu Hanımcım. (Bu hatun milleti de hep böyle.)

Perşembe, Ocak 15, 2009

Toprağa Çalan Türküler


Bir varmış bir yokmuş. Bir Gübretaş varmış. Gıdalarımızı aldığımız bu topraklara, gerekli  gıdayı sağlamak için 57 sene önce yola koyulmuş. Toprak vefalı, Gübretaş vefalı...Sanayi diyenler olmuş, turizm diyenler olmuş, bilişim diyenler olmuş ama Gübretaş toprak demiş, tarım demiş ve yarım asrı geride bırakmış. Tarımın lokomotifi olacak kadar büyümüş. Gidemediğin yer senin değildir diyerek, 2008'de bir Lokomotif'e binmiş. Lokomotif bir kampanya başlatmış ve Gübretaş'ın 57 yıldır yaptıklarına tercüman olmuş. 

"BİZ BU TOPRAKLARI SEVİYORUZ!" demiş. 

İyi de nasıl sevilir ki bu topraklar? Bu coğrafyada toprak anayı sevmeyen yoktur elbet. Ama bazısı öyle çok sever ki, bizlere toprağa sadık yarim demeyi öğretir.  Büyük ozan Aşık Veysel sevmez miydi bu toprakları? Severdi. Hem de çok. Her dizesi topraktan geldiğimizi ve toprağa dönüşümüzü hatırlatır. Bir de sazı eşlik ederse dizelerine değmeyin toprağın ve üstündekilerin keyfine.
Daha önce  yayınlanmamış eserlerinin de olduğu bir albüm yaptırıldı İMÇ'nin kadim plakçısı Kalan Müzik'e. 




Emeğin, alınterinin, kalenderliğin sembolü mendile sarıldı albüm. Ahşap bir kutu içine konuldu ve gönderildi  bu toprağı ve bu toprağın seslerini sevenlere. 

Aşka geldik Veysel'le. Lokomotif'imizin ilk istasyonunda türkülerle demlendik. İkinci istasyona doğru yola çıktık biz. Selametle...

Etiketler: , ,

Pazartesi, Ocak 12, 2009

Aspirin Reklamı:)


video

Çarşamba, Aralık 31, 2008

Ölürken bir yerlerde çocuklar yeni yıl gelse kaç yazar!